Şehrimizin önemli aydın mahfili Manas Gönül Evi’nde,
Emekli Eğitimci- Şair- Yazar Dursun Elmas için bir vefa toplantısı düzenlendi.
Bu anlamlı vefa toplantısına; “Dr. Naci Onur, Muammer Aksoy, Fethi Açıkgöz, Dursun Elmas, Mehmet Şükrü Baş, Naci Sönmez, Zekeriya Bican, Murat Bilgin, İhsan Nazik,
R. Mithat Yılmaz, Hadi Önal, Günerkan Aydoğmuş, Mahir Gürbüz, Doğan Sever…” eserleriyle birlikte katıldılar.
Şair Dursun Elmasla birlikte ilk hafızama gelen destan şairimiz N. Yıldırım Gençosmanoğlu’nun o güzelim şiiridir;
“Ön kuzu, hey ön kuzu/ Önde gider ön kuzu/ Anası dursun demiş/ Durmaz gider ön kuzu!”
Tokat’ın yürekli, cevval, sürekli okuyan, kendisini yenileyen şairi yıllarca Manas Gönül Evi’nde Dursun Elmas ile birlikte olduk. O artık, bir Elazığlıydı bizim nazarımızda…
Gün geldi, Dursun Elmas, “Ben sılama dönüyorum” dediler.
“Yol verin ey karlı dağlar/ Ben sılama dönüyorum/ İki gözüm çeşme ağlar/ Ben sılama dönüyorum!”
MANAS GÖNÜL Evi’ndeki bugünkü sohbetimizde şunları düşündüm…
Bu nezih camia, 2006 kuruluş tarihinden günümüze kadar sadece Elazığ Şehrimizle sınırlı kalmamış;
“Kardeş Şehirler Projeleriyle…” Malatya’ya, Diyarbakır’a, Urfa’ya, Tunceli’ye, Afyonkarahisar’a, Muş- Malazgirt’e, Kütahya- Simav’a, Gümüşhane’ye, Sivas’a ve Tokat’a; “Tarihi Kültür ve Sanat Buluşmalarına…” imzasını atmış!
Sevgili sanat ve edebiyat dostları, tarihler; “3-4 Temmuz 2008 günlerini gösterdiğinde…” Türk Dünyasında ilk defa bu Şehirde, Elazığ’da; “Cengiz Aytmatov’a Saygı Toplantısı…” düzenlenecekti. Bu kapsamda, “Elazığ- Tokat Kültür Sanat Buluşması’na Kırgızistan’dan ve ilimizden çok sayıda bilim, kültür ve sanat adamı katılacaklardı!
Tokat’tan; Remzi Zengin, Mehmet Emin Ulu, Ali Polatdemir, Hasan Akar, A. Turan Erdoğan, Nihat Aymak, Burhan Kurdan,
Kırgızistan’dan; Cengiz Aytmatov Akademisi Başkanı Prof. Dr. Abdılmacan Akmataliyev,
Türk Edebiyatı Vakfı Başkanı Servet Kabaklı,
Marmara Üni. Öğr. Üyesi, Prof. Dr. Emine Gürsoy Naskali,
Fırat Üniversitesi’nden öğretim üyeleri: Prof. Dr. Ahmet Buran, Prof. Dr. Ramazan Korkmaz, Doç. Dr. Rahmi Doğanay, Yrd. Doç. Dr. Tarık Özcan, Yrd. Doç. Dr. Sevim Birici, Yrd. Doç. Dr. Çimen Özçam, Okt. Hasan Özçam, Yrd. Doç. Güldeniz Ekmen Agiş, Ahi Evran Üniversitesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Salahattin Bekki,
İstanbul’dan Serhat Kabaklı, Malatya’dan Nurettin Gür Ozanoğlu,
Pertek’ten Doğan Özdal, Hüseyin Erdoğan, Haşim Şahin, Aydın Öztürk, Tuncer Sönmez, Ahmet Vural,
Gaziantep’ten Mehmet Kara
Elazığ’dan; Şükrü Kacar, Bedrettin Keleştimur, R. Mithat Yılmaz, Hadi Önal, Günerkan Aydoğmuş, Saim Öztürk, Necati Demir, Mahir Gürbüz, Hüseyin Poyraz, Muammer Aksoy, M. Faik Güngör, Lütfü Parlak, Yücel Çakmak, Nazım Payam, Zekeriyya Bican, Nusret Özgen, Karani Arda katılacaklardı
Aytmatov Parkından Pertek Şiir Akşamlarına…
Pertek’te Fırat Vadisinde yaptığımız konuşmamızda “14 yıl önce” neler söylüyorduk;
“Kırgızistan’dan, Issık Göl’ün tatlı esintilerini taşıyan bir bahadır var içimizde, Abdıldacan Akmataliyev! Ninnilerle yürüdüler, Destanlarla büyüdüler, dağlar gibi metanetle Cengiz Aytmatov yüreğiyle asrı selamladılar.
Tokat için Harput’un ikiz kardeşi derim. Yüreğim Anadolu olur bir an, kâh ‘Yemen’i sayıklar, kâh Niksar’ın fidanlarına ağıtlar yakarım. Şair gönlü Hakk der, bilir misin ‘uyuklamaz’
Bu gece, bizim gecemiz. Bu gece, bütün sözlerim Fırat üstüne olacak. Fırat; otağlı, sancaklı, tuğlu Alplerin çoban yıldızıdır!
Fırat, her zaman yoluma arkadaş oldu. Yol arkadaşına, “Su gibi aziz ol” der! Şimdi, ışık olup Anadolu’nun bahtına akıyor. Fırat’ı anlatmak, tarihe susamak gibi! Ne deriz, Fırat boyunda yol alırken; Dağları omuz omuza vermişler. Yürekli birer bahadırlar gibi. Taşlar, aşılmaz bir kale duvarı! Metanet omuzlamış sanırsınız. Sert iklimin sert kaburgası sanki!
Kur, Aras bende doğar. Bilirim, Hazar’a bir su kadar yakınlığımı! Bingöl, Kars yaylasından selamım gider, Azerbaycan’a! Bir şah damarı kadar yakınım sana Hazar!
Bir atlıdır, sanki Fırat! Dağlar aşmada, nasıl kanatlanır. Bir kanadına, huyu güzel Murat derler. Aladağlardan süzülür, nice yollardan gelirsin. Öte kanadın, Karasu’dur. Derin vadilerde öykülerin vardır.” Eğitimci Şair Dursun Elmas sağ olsunlar;
“Tokat- Elazığ Kültür ve Sanat Buluşmasında tarihi günlere…” götürdüler.
26-28 Mayıs 2011 tarihinde, Elazığlı Şair, Sanat ve Edebiyat dostlarıyla birlikte Tokat’tayız…
Niksar’da, Erzurumlu Emrah’ı, Cahit Külebi’yi yâd edecektik.
Tokat’ta, tıpkı Elâzığ’daki MANAS Yayıncılık gibi fedakârane bir şekilde çalışan ‘edebi topluluk’ var. Kümbet Dergisi etrafında halkalanan bu edebi hareketin sivil ayağını Tokat Şairler ve Yazarlar Derneği oluşturuyor…
İki şehir. Coğrafyamın iki gönül durağı!
Elâzığ ve Tokat; Bizdedir acıların yumağı. Seferberlik türküleri. Yemen’ uzakta değil, içimdeki kor ateştir.
‘On beşliler türküsü’ koca bir ‘ah ’dır! Ahdimin kanatları yaralıdır.
Milletleri millet yapan hasletleri yaşatan iki şehir! Tarihi de bir, talihi de bir olmuş! Kaderi de bir, kederi de bir olmuş! Tokat’tan, Mehmet Emin Ulu Yazdılar; “On beşliler Gidiyor Niksar’ın Fidanları” 1315’lilerin dramını anlatan romanı. Elâzığ’dan, Zekeriya Bican ve Lütfü Parlak yazdılar, “Yemen’i, bu milletin belki de tarihte bir daha yaşanmayacak en içli romanını!
Her iki şehrimizde, 9 asırda açan destanî şahsiyetlerden söz etmeliyiz. İçimizdeki, dehaları bir daha üşenmeden dillendirmeliyiz. İstanbul’un fethindeki Hacı Bayram Veli’nin manevi keşfinin, aynı berraklıkta, Hacı Bektaşi Veli’nin Tokat’ın fethinde nasıl tomurlandığını biliriz. Bizlere şahadet eden olayları bir araya getiriyoruz, tabir yerinde ise filmin karelerini birleştiriyoruz. Bir ortak ruh ortaya çıkıyor; Anadolu’yu vatan yapanlar, kılıçtan çok, gönüllere yöneldiler! Bu ruh bizim ruhumuz, bu güzellikler bizim güzelliklerimiz. Mustafa Necati Sepetçioğlu ismiyle bir fetih hikâyesini; kapısından, kilidinden, anahtarından, çatısından nasıl bina olduğunu dinlerim. Kendi tarihimden, ecdadımın ayaklarını yerlere sağlam basışından büyük keyif alırım.
Nazarlarım, tarihin en büyük savunma müdafaasını yapan Plevne kahramanına, Gazi Osman Paşa’ya gider. Evladıma, bu büyük bahadır Tokat’lıdır derim. O gözü dolulukla, Çanakkale Savaşının unutulmaz kahramanı ve Elâzığ Milletvekilliği de yapan İsmail Cevat Çobanlı Paşa’yı bir daha anarız. Büyük Taarruz, ecdadın zaferlerini kazandığı, Ağustos ayı olsun diyen, Yakup Şevki Paşa ne kadar biliniyor, o da malumumuz!
Elâzığ ve Tokat benzerlikleriyle ‘bu coğrafyanın ikiz şehri’ olarak tarihi benzerliklerini söylemeliyim. Evliya Çelebi Tokat için, “Âlimler, fazıllar ve şairler yurdu” der. Harput’ta, bu coğrafyada ve İstanbul’da, ‘ilmiye sınıfının ön planda olduğu şehir’ olarak bilinir. Malazgirt Zaferinden sonra, ‘yabancı işgali yaşamamış iki güzide şehir’ Bizim, her iki yörenin insanı; “sakin, ağırbaşlı, vakur, çalışkan, yiğit, dürüst, kahraman, âlicenap ve fedakâr” olarak tanımlanır.
Her yılsonu okullarımızda canlandırılan, ‘Kınalı Ali Destanı’nın iffet damarlarının Tokat’a, Zile’ye uzandığını biliriz. Bir aşk ki, bizlere iman boyasının en nezih tariflerini Allah’a kurban verilen cümle hissiyatını kendi rayihasında verir.
Tokat dedik, onu Harput’la aynı kadere ortak kıldık. Harput denince akla, Fırat’ı besleyen Karasu ve Murat Vadileri gelir. Tokat’la birlikte, tarihin kökleriyle bezenmiş, kalplere sükûn veren bir damar, gönüllerin rahmet ağını Kelkit Vadisini düşünürüz. Bizler, toprağa, sevgiden başka tohum ekmedik. Ezayı yar ettik, çileyi minnetle çekmedik. Gafleti sefalet, bir büyük afet gördük. Ne dille, ne şekvayla gönüller yakmadık! Birlikte, “ Sevinci çarpmalı, üzüntüyü bölmeli, geçmişi çıkarmalı, yarını toplamalıyız.
Dostluk köprülerini şüphesiz pekiştiren en önemli adımlar, ‘sivil hareketlerden’ güç alarak beslenmişlerdir. Bu hareketi, aksiyoner hale gelmesinde, ‘ortak aklın’ ‘ortak paydanın’ çok önemli rolü vardır. Elâzığ’da 1992’li yıllardan itibaren Uluslar arası Hazar Şiir Akşamları, 2003 Tarihinden itibaren yapıla gelen Türk Dünyası Hizmet Ödülleri bir yanda şehrin hafızasını zenginleştirirken, kendi coğrafyamıza sürekli sinerji veren tabir yerindeyse bir enerji hattı konumuna gelmiştir.
Tokat’ta, Erbaa’da; yakın bir geçmişte Simav’da, Sandıklı’da, Malazgirt’te, Gümüşhane’de, Salihli’de, Pertek’te, Elâzığ’da ve diğer şehirlerimizde yapılan şiir akşamları ve toplantılar sadece şairlerin kendi aralarında birkaç şiir okuduğu akşamlar olarak düşünülmemelidir. Bu toplantılar, o kadar verimli ve o kadar aksiyonerdir ki, “dilde, işte, fikirde birlik” şuurunun al kanatları olurlar.
Bu evla faaliyetler; şehirlerimizi birbirlerine yaklaştırıyor. Tarihi kimliğimizle bizleri tanış kılıyor. Bu güzel geceden en derin sevgilerimle.