Aliya İzzetbegoviç ne diyorlar; “Ben olsam Müslüman Doğu’daki bütün okullara; ‘Eleştirel Düşünme Dersi’ koyardım.”
Düşünüyorum asrımızda/ günümüzde; Cabir bin Hayyan’ı, Harezmî’yi, Farabi’yi, Birûni’yi, İbn-i Sina’yı, Cezeri ’yi, Uluğ Bey’i ve… Niye yetiştiremiyoruz!
Hemen aklıma, “Eleştirel Düşünce ’den…” uzaklaşmamız!
Eleştirel düşüncenin olmadığı yerde, ‘körü körüne inanma’ diyebileceğimiz, ‘taassup’ yer alır.
Sözlükte Eleştiri, “Bir insanı, bir konuyu, bir yapıtı, doğru ve yanlış yönlerini bulup göstermek ereğiyle inceleme işi… Böyle bir inceleme sonucu genellikle yanlış görülenleri belirtme işi…”
Dücane Cündioğlu günümüzün resmini çekiyor; “Ülke mahkeme salonu gibi, kimse eleştirmiyor suçluyor (itham), açıklamıyor savunuyor (müdafaa), tartışmıyor yargılıyor (infaz).”
Yüksek bir ilim, yüksek bir ahlak, yüksek bir moral, yüksek bir adalet bizlerden, “Eleştirel Düşünce!” formatına uygun bir davranışı sergilememizi istiyor.
William Churchill, Eleştiri belki güzel bir şey değildir ama gereklidir, ağrı ile aynı işi görür; çünkü ağrı da vücutta bir arıza olduğunu haber verir.”
Sağduyu, Edebi Vakar, Sorgulama, Şura/ veya İstişare… Her birinde, ‘eleştirel bir düşüncenin derinliğini…’ hissedersiniz.
SWOT Analizin dört ana faktörü vardır; “Güçlü yönler, Zayıf yönler, Fırsatlar, Tehditler…”
Bir işi, bir oluşu masaya yatırdığınızda, mutlaka sorgulayacaksınız! Bilimin temelinde de bu vardır.
Saffat Suresi 155 ayette şöyle buyrulur; “Hiç düşünmez misiniz?”
Kur’an bizlere, ‘okumayı…’ emrediyor. Kur’an bizlere, “Düşünmeyi…” emrediyor.
Bakara Suresi 44 ayette şöyle buyrulur; “Kitab’ı okuduğunuz halde insanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz?”
Kendimiz olacağız! Kendimizi bileceğiz! Kendimize, ‘özeleştiri…’ yapacağız.
Kendi hatasını/ veya kusurunu görebilen, ‘erdemli insandır’
Deniz Celiloğlu, “insanın en doğru eleştirmeni kendisidir. İnsan kendindeki detayları en iyi kendi bilir…”
Prof. Dr. Erol Güngör, “İslâm, siyasetin arkasında filizlenen bir doktrin değildir. O hedefine tek başına yürür. İslâm davasının asıl yükü fikir adamlarının omuzlarındadır.
Müslüman aydınlar, din adamları, âlimler, mütefekkirler, sanatkârlar bu sorumluluğun şuuruna ermelidir. Medeniyeti politikacılar yaramaz. Medeniyet, âlimlerle sanatkârların işidir.”
Bizim her zaman için, ‘eleştirel düşünceye ihtiyacımız’ var…
Cengiz Aytmatov ne diyorlar; “Sen kendini biliyorsan, bil ki kendini bilmezlerin söyledikleri anlamsızdır. Unutma gereksiz eleştiri sadece gizli hayranlıktır.”
Sorumluluklarını bilen aydınlara her zaman için minnettarız…
Cemil Meriç, İstiklal Marşı Şairimiz için ne diyecekler; “Emperyalizm hiçbir zaman Akif kadar müthiş bir düşman tanımamıştır. Akif hem bir ülkenin sesidir, hem de bütün bir kıtanın... Bu çığlığa kulaklarımızı ve gönlümüzü açık bulundurmazsak hatalarımızın sonu gelmez.”
Üstat N.F. Kısakürek, “Akif’in harp arabasını iki at çeker; Biri iman ve İslam savaşçısı, öbürü şair... Esas olan birincisi...”
Cemil Meriç’te, Necip Fazıl’da, Mehmet Akif Ersoy’da, ‘edebi bir derinlik…’ görmekteyiz.
Sözünü esirgemeyen bir yürek… Onlara bakarak şunu ifade etmek isterim, “hiçbir aydınımız kendi içine kapalı, korkak, ürkek, mıymıntı, vesaire…” olmamalı!
Mehmet Emin Yurdakul’un şiirini her gencimiz bilir/ bilmelidir;
“Bırak beni haykırayım, susarsam sen mâtem et;
Unutma ki şairleri haykırmayan bir millet,
Sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk gibidir;”
Konuşan bir Türkiye diyoruz… Milli hislerin her zaman uyanık olduğu bir Türkiye…
Cenap Şehabettin, “Herkes benim düşünceme katılırsa, yanılmış olmaktan korkarım!”
İnsanın insana olan saygısı nerede başlar, ‘fikre ve düşünceye olan saygısıyla…’
Bizim dışımızdaki dünyaya kapılarımızı açacağız!
Ne diyoruz, “Her insan bir âlemdir!” İnsana yönelmek kadar kutlu bir şey olabilir mi?
Burada önemle karşımıza çıkan nedir, ‘sohbet kültürüne…’ önem vereceğiz!
Her şehrimizde mutlaka, ‘edebi mahfiller…’ oluşmalı!
Âl-i İmrân Suresi 104 ayette şöyle buyrulur; “İçinizden, insanları hayra çağıracak, iyiliği emredecek, kötülükten alıkoyacak bir topluluk bulunsun. İşte onlar, kurtuluşa erenlerdir.”
Sadi-i Şirazi, “Olgun bir adamı dost edinmek isterseniz, eleştirin; basit bir adamı dost edinmek isterseniz methedin.”
Aradaki, ‘fark…’ Ecdat bizlere neler söylememiş ki, “dost acı söyler!” veya “dost ilaç gibidir!”
Artık önemli bir eksiğimizi gidermeliyiz… Eleştirel Kültüre/ düşünceye önem vereceğiz!
O iradeyi birlikte göstereceğiz…
Elbert Hubbart, “Eleştiriden korkarsan, bir şey söyleme, bir şey yapma, bir şey olma!”
Daha ağır bir ifadeyle, “rüzgârın estiği yönde eğilen ‘OT’ ol!”
Çağrımız her zaman için, “sağduyuya…”
Böyle bir çağrı, ‘hassasiyetlerin korunduğu…’ aşırılıkların budandığı bir çağrıdır.
Aziz Sancar, “Maalesef biz memleket olarak, her şeyimizi tenkitten hoşlanıyoruz. O dönem okullarımız harikaydı. Olağanüstü öğretmenlerim vardı ilkokulda. Oradaki ilkokul eğitimini burada Amerika’daki en iyi ilkokullarda verirler mi vermezler mi bilmiyorum. O kadar iyiydi…” Eğitim, bizim ‘olmazsa olmazımız’
KORKAKLAR
Elim, aklım, gönlüm bir ufka bakar
Bir nehir gibi hülyalarım akar
Yufka yürekler gölgesinden korkar
“Korkaklar Hergün ölür” yürekliler;
Çığ gibi fırtınalarla yarışır.
GAYRETİM
Gayretim huzurdur, güven, barıştır
Hak Yolunda hak için yakarıştır
Sevdam Anadolu; karış karıştır
Gezerim türkülerle, hoyratlarla
Bir aşk divanı; gönülden gönüle
Bir derin muhabbetle yarıştır
CUMA AKŞAMI
Cuma akşamıyla bekler seheri
Sanki bir büyük gazanın neferi
Dualar, Yasinlerle kutlu haberi
Ruhumuza siner tevhit rüzgârı
Cuma Günü yaşar gönül baharı
YANLIŞA
Yanlışa doğru diyecek kadar
Kendini kibirle dünyaya adar
Göz körlüğü basireti de bağlar
Düşünmez bu hayat nereye kadar
Zavallı toprak ağlar, gönül ağlar
Günah kirine dönüşür mü çağlar
Feryadın içinde düşer keder