Derler, “Elazığ bir çanak içinde”
Sevdası, Uluğ Türkistan içinde
Çanak tutar eller, gülzar içinde
Türküler, gönlümü verdiğim şehir
Güzel Türkçe’m, bayrak yaptığım şehir
İmdi, özünde buluştuğum şehir
DOKUN EY YÂR
Dokun ey yâr; dala, güle, çiçeğe
Hayırla seni bekleyen dileğe
Solmasın dileğim, düşmesin yere;
Işıl ışıl tebessüm et çileye!
KÖY HAVASI
Büyüler her zaman, köyün havası
Burada başkadır, toyun hevesi
Sakin, sessiz, sükûtla düşlerdesin;
Düşlerim toprak kokar nefesi…
ULU SEVDA
Resulzade, toprağı Ankara’da;
“Yükselen bir bayrak yere inmez!”
Harput’tan Bakü’ye bu gönül selâmı
Kâh gurbet, kâh sıla; sevdamız sönmez!
“Çırpınır Karadeniz!” öfkesi dinmez
Hazar’da kurultay; Oğuz Kelâmı
Bu yürek, bu ulu sevdadan dönmez!
AZERBAYCAN
Aynı keder, sevinci paylaşırız
Zor günlerde birlikte eyleşiriz
Ezelden ebede, emelimiz bir
Rüzgârla dalgalan, ay-yıldızım bir
Bedri, köklü ağacın iki dalı
Azerbaycan can; Türkiye can suyun
Yeryüzünde ne güzel yer beğenmiş!
Can siparene birbirine kalkan
Aynı ülküye Turan Yoluna hey!
Ne de güzel yakışmış birbirine
HUSUMET
Husumet nedir, haset, öfke nedir?
Usulce düşün, hayatı erdemi!
Savaş nedir, nefis, ikilik nedir?
Ufku düşün, ilkelerle yordamı!
Münafık nedir, ikiyüzlü nedir?
Eseri düşün, söz de mi, izde mi?
Tarihi düşün, sırda mı, serde mi?
BİRAZ ŞEFKAT
Biraz muhabbet dili, biraz şefkat
İmanım hey, sevgiye boyanalım
Sevgiyle dokun ağaca, çiçeğe
Hak rızasında meyveye duralım!
CUMA GÜNÜNE
Cuma, Hakkın bize lütfu ihsanı
Bedri, “bir akıl, yürek, saf olalım”
Ezanlar, davete çağrı beyanı
Gayretimiz bize, insaf olalım!
BİR TUTALIM
Bırakın bu ülkeye ihaneti,
Alınız, sadıkane emaneti!
Birlikte bir akıl, yürek olalım!
Atalım üstümüzden ataleti
Ülkeyle bir tutalım, ibadeti
HANGİ NİYET
Dünyaya hangi niyetle bakarsın
Hangi niyetle savrulur akarsın!
Kimi çöl, kimi çölü gülzar eder
Kimi gözü yaşlı, kinle yıkarsın!
DİVANA GELDİM
Hak huzuruna, divana geldim
Kıyamda, rükûda, secdede sükût
Günahlarımla yana yana geldim
Hazan rüzgârıyla savrulur, dökük
Güz havasını sine sine geldim!
ÇÖLLEŞEN GÖNLÜMÜZ
Toprak gibi, gönüllerde çölleşir
Aşksız dünya harap; gönüller harap
Toprak rahmet bekler, bereket için
Gönülsüz gözlere düşermiş serap
Düşlerim, dağlar ötesi düşlerim
Düşerse yerlere, yanar ağlarım!
HADDİNİ BİLMELİ
Akdeniz’in efendisi, Türkiye
Rum’u, Yunan’ı haddini bilmeli
Barbaros’la dile gelen türküye
Nefes olan, ezgileri bilmeli
SAMİMİYET
Salih bir amelle başlar, sadakat;
Azim, irade, gayret, ihlas, sabır;
Merhem olur, hayatın özsuyuna
İstikamet, saadet burcuna çıkar
Merhamet, hasmı bile eritir!
İşte gönül; feryadın kâfi gelir
Yüzüstü bırakmaz doğru kulunu
Ey samimiyet, ihlas sana muhtaç
Ta ki, ebede yürüsün erdemlik
AYRILIK
Pembe tadında açar, narçiçeği
Soğuk rüzgârları bekler, meyvesi
Yeşil yapraklara düşer kırağı
Ayrılık mı, acı bir dost kahvesi
DÜNYA FANİ
Dünya fani, ömür kısa; görsene!
Ne âlemdir, oyun-eğlence sorsana
Güneşin doğuşu, batışı gibi
Bedri, akıbeti hayra yorsana
TUNCER GÜLENSOY’A
Bir yıldızı daha kaydı, semanın
Bulut bulut gözyaşı döktüğü anın
Kültürün, irfanın; Gönül Dağı’ndan
Sevda çığının koptuğu zamanın
Bir nadide gülü, düşmüş dalından
GELEN YOK MU?
Bahçede dutlar oldu, gelen yok mu?
Sıra da vişne, erik, kiraz da var
Şehirde hesabını bilen yok mu?
Köyün serin ayranı, yazı da var
RAHMETLİ BABAMA
Babam gitti gideli öksüz kaldım
Ne yanıma bir kalem, defter aldım
Bekledim her akşam, babam getirir
Hüzünle ev yolunda, yalnız kaldım
Babam gideli sanki dağ devrildi
Hayallerim, topaç gibi çevrildi
Güz rüzgârları savurdu bizleri