Bed­ret­tin Ke­leş­te­mur

Dünya Emanet Yeri

Bed­ret­tin Ke­leş­te­mur

Dünyaya o kadar yürekten sarılırız ki, ‘hiç ölmeyecekmiş gibi…’ 
Gerçi inancımız bizlere, “hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya; yarın ölecekmiş gibi ahirete sarılınız!” der. Bizim yapmamız gereken şey de, ‘bir ahengi, bir dengeyi, bir istikrarı oluşturmaktır’
En’am Suresi 98.nci ayette şöyle buyrulur; “Hem sizi tek bir nefisten (Âdem’den) meydana getiren O’dur; sonra (sizin için çok değişik safhalarda) bir kalma yeri, bir de emanet bırakılma yeri vardır. (Biz bu beyanı) anlayacak bir kavim için açıkladık.”
“Dünya” başlığını taşıyan bir şiirimizde şöyle deriz;
“Dünya emanet, ahiret karar yeri
Dünya, iman ehline imtihan yeri
Belâlar rüzgâr gibi eser gider
Çileye selâm, dertlilere sabır yeri!”
En’am Suresi 47.nci ayette de şöyle buyrulur; “De ki; “söyleyin bakalım! Eğer size Allah’ın azabı ansızın veya açıkça gelirse, zalimler topluluğundan başkası mı helak edilir?”
En’am Suresi 156.ncı ayette de şöyle buyrulur; “Onlar ki, kendilerine bir musibet geldiği zaman; “muhakkak biz Allah’a aidiz ve muhakkak ki biz, ancak O’na dönücüleriz!”
Anadolu insanında bu şuuru yaşıyoruz… Kahramanmaraş’ın o kahredici yıkıcı depreminde; “sükûtun çığlığa dönüşü, ölüm ile hayat arasındaki ince perdenin kalktığını…” hissediyor ve tabi ki, hisleniyorsunuz!
Müslüman bir insan ölüm, deprem, musibet, üzüntülü ve sıkıntılı bir haber aldıklarında; “İnnâ lillahi ve İnnâ ileyhi raciun” der. Hakkı birleyen teslimiyet şuuru…
Bakara Suresi 39 ayette şöyle buyrulur; “O inkâr edip ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte onlar ateş ehlidirler. Onlar orada ebedi olarak kalıcıdırlar.” 
Bir mü’min her olaydan/ olayların akıbetinden kendisine dersler çıkarır. Hadiselere karşı o bakımdan dirençlidir. En sıkıntılı anlarda bile iradesine sahiptir.
Yakarışımız, “Yarabbi! Kaldıramayacağımız yükü omuzlarımıza yükleme (âmin) Bizleri belâlar, musibetler, felaketlerle imtihan etme (âmin) Bizler beşeriz Yârabbi, zayıf yaratılmışız. Bir ömür boyu huzur ve güven içerisinde seni zikreden, tesbih eden, şükreden kullarından eyle /(âmin) 
Gönüllerin kırılgan olduğu bir zaman diliminden geçmekteyiz 
“Vatanımın bir köşesi yerle bir
Yıkılan bina değil, nice gönül
Gönüllere seferber ol, hele bir
Dertlilerin gerçek merhemi gönül!”
Millet hayatına şöyle bir bakalım; “üç nesil bir arada… Yaşlılar, bizlerin geçmişle bağlarını sağlar. Onları bizler toplumun bilgeleri, aksaçlıları, söz ve sohbet ehli insanlar, Dedem Korkut’umuz olarak biliriz… İçerisinde bulunduğumuz hali yaşayanlar; ‘gençler ve orta yaşlılar…’ Geleceğimiz ise, ‘çocuklarımız…’ Geleceğimize büyük bir özenle üzerlerinde titreyerek bakacağız. Onların, şefkatle başlarını okşayacağız… Onların diliyle/ dünyasıyla muhabbet edeceğiz!
Sözümüz dönüyor, dolaşıyor, “85 milyon insanımızın acısına geliyor!” 
“Acı, seksen beş milyonun acısı
Derinden derine akar sızısı
İçimde duyar, içimde yaşarım!
Bunca dert ülkemin alın yazısı
Bugün asıl dertsizlere şaşarım!
Harcı, demiri, betonu çivisi
Bir bakın temele, “ölüm kazısı!”
Döner başım çığlıkları atarım…”
En’am Suresi 32.nci ayet bizleri her türlü günahlardan sakınmamızı emrediyor.
“Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir! Ahiret yurdu ise, (günahlardan) sakınanlar için elbette daha hayırlıdır. Hiç akıl erdirmez misiniz?”
Ebedi hayatı düşünür ve kendinizi ona göre hazırlarsanız, şu fani dünyada daha erdemli hizmetlerde bulunursunuz. İnancımız, “dünya ahiretin ekin tarlası!”  Bu anlamda sürekli iyiliğe koşan, hayır işlerinde bulunan bir fert olursunuz! 
“Dert Etme!” şiirimizde ne diyoruz,
“Dert etme dünyayı, dünyada kalır!
Er kişi ola; yükü hayır ola
İyilik heybesi yanına alsın
Gönlün yüreğin âminlerle dola!”
Şu önemli günlerde, ‘kenarda duranlarla…’ insanlığın feryadına koşanları hiçbir zaman aynı teraziye alamazsınız… Ecdat ne diyorlar; “insanı yaşat ki, devlet yaşasın!” Sizler asıl, insan sevgisinde; ‘dirilişi’ veya ‘erdemli bir hayatı’ bahar coşkusunu yaşarsınız. 
“Hani dünya için tasa edenler
Hep geleceği temaşa edenler
Mal, mülkü, makamı asa edenler
Birer birer göçtüler bu dünyadan!”
Hayatı güzelleştirende, onu yaşanılmaz hale getirende yine bizler oluyoruz. Hayatı sevelim/ yaşanabilir hale getirelim… İnancımız, ‘miskinliği veya ataleti’ değil, bizlerden, “çalışmayı ve ilimde derinleşmeyi istiyor…’ efendim 
Selam ve muhabbetle


 

Yazarın Diğer Yazıları