Bed­ret­tin Ke­leş­te­mur

Bizim Musikimiz

Bed­ret­tin Ke­leş­te­mur

Sözü ve sohbeti, Yahya Kemal’in iki mısrasıyla açalım;
“Çok insan anlayamaz eski musikimizden
Ve ondan anlamayan bir şey anlamaz bizden!”
Musiki, ‘insan unsuru, iklim ve coğrafya ile içiçedir!”

Bizim musikimizde, ‘kimliğimiz, tavrımız, edamız, sedamız…’ vardır.
Harput/ Elazığ’da en fazla okunan makamlar;
Rast makamı, ‘insana sefa verir’
Hicaz makamı, ‘insana tevazu verir’

Hüseyni makamı, ‘insana sulh verir’
Saba makamı, ‘insana şecaat verir’
Uşşak makamı, ‘insana neşe verir’
Elazığ insanının yapısında, toprağında, suyunda neler vardır?

Elazığ insanı, “rahat, sakin, cesur, tevazu sahibi…”
Ve dikkate şayandır, “iç ve dış dünyasında sulhu/ barışı/ esenliği arzulayan bir kimliğe sahiptir.”
İşte, Elazığ’da en fazla okunan, “makamlar”
Ve o makamlarla birebir örtüşen Elazığ insanının kimliği…

Harput’ta, ‘yüksek bir kültürden…’ söz edilir. 
Mehmet Özbek, “Harput musikimizin kıblesidir!” derler.
Musikiyle birlikte, ‘şiir, sanat, edebiyat…’ birlikte telaffuz edilir.
Biz, gönül coğrafyamıza, ‘musikimizle birlikte…’ köprüler inşa ettik.

Harput’tan, Fırat boylarına doğru akan bir, ‘hoyrat esintisi’ vardır.
O esinti, kâh ‘Kürsübaşı’ kâh ‘sıra gecesinde’ 
Kâh Kerkük’te, “Çayhane bucağında” türkülerimiz söylenir.
O nağmelerde, “birleştirici, kaynaştırıcı, uzlaştırıcı bir ritim” vardır.

O ritmin sedasında, ‘gönül dilimizin’ hoş sedası yankılanır.

Hayatımızın her safhasında, ‘musiki iklimi…’ 
Doğan bir bebeye, “Saba Makamı’nda” kulağına, “Ezan-ı Muhammed-i” okunur.
O seda,  gönüllerin “dünya semasına” en latif çağrısıyla uyanışı!
Ninniler, İlahiler, Hoyratlar; “sesle gelen…” narin ve zarif bir sohbet!

Bizdeki musiki öyle yüklü bir sanat eseri ki, onun birikimiyle; 
Kendi dünyamıza, kendi iklimine, kendi geçmişine yönelebiliyorsun!
Musikinde, nesilden nesile bütün bedeninle sahiplendiğin bir tarihin var!
İşte, bir Estergon Kalası! İşte, Yeşil Tuna! 

Dahası mı, ‘bu milletin içli romanı’ dillerimizden düşmeyen, ‘Yemen Türküsü...’ 
Âşık Veysel ne diyor; 
“İnler Veysel arı gibi/ Bülbüllerin zarı gibi
Turnalar katarı gibi/ Türk’üz, türkü çağırırız...”
Musikinin temel alt-yapı mimarları, bu millettir…

Gemuhluoğlu ‘türkülerimiz’ isimli makalesinde; 
“Türküler ve şarkılar var. Türküler ve şarkılarda halk var. Millet var. İnsan var. 
Türkülerde ve şarkılarda şiir var, hikmet var, yaşama kuralları var. 
Türkülerde ve şarkılarda ahlak var, töreler var gelenekler var. 
Ve asıl en mühimi yüreğimiz ve gönlümüz var. 
Müşahhas olarak yürek, mücerret olarak gönül var.”  

Av. Fikret Memişoğlu, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu, İshak Sunguroğlu, Fethi Gemuhluoğlu, Ahmet Kabaklı’nın vesaire eserlerini inceleyiniz… 
Anadolu’da, ‘dokuz asrın yüreği…’
Ben, “Anadolu’yum…” diyebilen sevda dolu yürekler.
Bugünlerin iklimini bizlere hazırlayacaktır.
O iklimle, “50. Yılını dolduran Musiki Cemiyetini…” birlikte yâd edebiliriz!
O iklimde, “50. Yılını dolduran Türk Edebiyatı Dergisini…” 
O dergiyi inşa eden kahramanları yâd edebiliriz.

Bizlerin nihai hedefi nedir?
“Elazığ Şehrini Gönül Coğrafyamızın Kültür Merkezi Konumuna Taşımak!”
Bu bir iradedir! Bu bir, ‘samimi bir niyettir’ Bu bir, ‘gaye-ufuktur…’

1990’lardan 2022’lere, 30 yıl boyunca verdiği bir mücadele…
Bu mücadele, ‘şehrin mücadelesi…’ Bir bakıma, ‘topyekûn ayağa kalkışı…’
Elazığ şehrine günümüzde birçok imgeler yüklenmiştir.

Elazığ için, “Doğudaki Batı…”
Elazığ için,  “Asya’nın Gül Bahçesi…”
Elazığ için,  “Musikimizin cazibe merkezi…”
Elazığ için, “Şiirin Başkenti…”
Elazığ için,  “Türk Dünyasının Manevi Azığı…”
Elazığ için,  “Asaletin ve Cesaretin Birleştiği Şehir…”
Elazığlı/ Harputlu için, “İstanbul Beyefendisi…”
Elazığ için,  “Tarihimizi ve Kültürümüzü Birleştiren Şehir…”
Bizler ne diyoruz, ‘kutlu yürüyüşümüz devam etsin’

Rahmet Mekân Şeref Tan ne diyorlar?
 “Çalın, söyleyin gakkom, yadedelim eskiyi
Memişoğlu Fikret’i, Korukoğlu Şevki’yi,
Sunguroğlu İshak’ı ve daha nicesini...
Hatırlayıp çözelim gönül bilmecesini,
Hacı Hayri; “Sinemde bir tutuşmuş... ocağ” dır,
Bu ocğı göre nice “Hafızlar yahacahğdır!”

 “Asırların feryadı döküldü gırnatadan,
Kalbimizin vuruşu duyuldu darbukadan,    
Süzülürken civanlar meydana teker teker
Şavkıyan Elazığ’dır, şimdi ‘Çaydaçıra’dan”

Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nda;
“Konsun şamdanlara mum, olsun ergenler sıra:
İnsin davula tokmak, balasın Çaydaçıra!

Durur deryada balık, durur gökte turnalar…
Bizim Çaydaçıra ’ya başlayınca zurnalar!

Diz vur gakkoşum! Hey!.. de, kükresin halay kolu
Kövenk’in pınar başı, görünsün Saray yolu…”

Musiki ile birlikte, ‘güçlü bir eğitimi…’ düşünürüm!
Bizim kültürümüzde, ‘aksaçlı…’ irfan meclisini görürsünüz!
Ahmet Yesevi’den günümüze doğru akıp gelen; 
“Sohbet Meclisleri…” sivil eğitimin kendisidir.
O sivil anlayışı; EMKD’de, İstanbul Türk Edebiyatı Vakfında,
Elazığ Manas Gönül Evi’nde, ‘yaşamaktayız…’
Şunu ifade etmeliyim, “bu şehirde kendi insanımıza karşı sorumluluklarımız var!”
“Erdemli insandan, Erdemli şehre…” kutlu yürüyüştür.
Bu yürüyüş, ‘elbette dün olduğu gibi günümüzde de şehrin yürüyüşü olacaktır’

Yazarın Diğer Yazıları