“Yurtta Sulh, Cihanda Sulh!” diyor, Gazi Atatürk! En ideal olan nedir, “Sulhu/ Barışı korumak!” Günümüzden yaklaşık bir buçuk asır önce, Abdülhak Molla ne diyorlar, onu dinleyelim; “Hazır ol cenge eğer ister isen sulh-ü salâh!” Barışın devamı için de, dost/ veya düşman senin ‘savaşa hazır olduğunu…’ bilecek! Geliniz sizlerle birlikte tarihe dönelim… 19 Aralık 1918 Tarihi- Hatay İlinin Dörtyol İlçesinde, Fransız güçlerine karşı ilk kurşun, Karakese Beldesinde Ömer Hocanın Oğlu Mehmet (Kara Mehmet) tarafından sıkıldı.” Kahramanlar vardır… Bu milletin maşer-i vicdanında efsaneleşirler. Hatay Dörtyolda Mehmet Çavuşlar, İzmir’de Hasan Tahsinler, Balıkesir’de Alaca Mescit Halkı, “düşmana ilk kurşunu sıkacaklardır!” Milli Mücadelede, ‘direnişin sembol isimleridir’ Atatürk ile İtalyan büyükelçisinin görüşmeleri ders kitaplarına girmelidir. İtalyan Büyükelçi, “Gazi Atatürk’e hükümetinin Hatay’ı almak istediği kararını iletir!” Gazi ne yapacaklar? Büyükelçiye bir şeyler ikram edilmesini ister. Kendileri odadan çıkarlar. Atatürk kısa sürede odaya döndüğünde; “ayağında çizmeleri, üzerinde mareşal üniforması, belinde tabancası… Doğruca kendi masasına yönelir. Dönemin genelkurmay başkanı Mareşal Fevzi Çakmakla telefon görüşmesi yaparlar… Elçinin bütün dikkatleri Atatürk’ün görüşmeleri üzerindedir. Atatürk telefon görüşmesinde; “Paşa, İtalyan dostlarımız Hatay’a gelmek istiyorlarmış, Hazır mıyız? Fevzi Çakmak tarihi cevabı verecekler; “Biz hazırız Paşa’m…” Gazi, İtalyan Elçisine dönerek, “Biz hazırmışız. Hükümetinize söyleyin, ne zaman isterlerse gelip Hatay’ı alabilirler!” der. Atatürk’ün, Hatay politikalarıyla ilgili, Vakit Gazetesinde, “Asım Us…” mahlasıyla yayınlanan makaleleri vardır. “Misak-ı Milli Sınırları…” bu milletin, ‘yemini/ veya ahdi üzerinde olan sınırlardır’ Elbette ki, Suriye politikaları üzerinde, ‘tarihi hassasiyetlerimiz…’ olacaktır. Milli Savunma ve İktisadi olarak güçlü olduğunuz zaman, ‘güç dengeleri sizin lehinize döner’ Bir Şiirimizde şöyle sesleniriz; “Halep te, gözyaşımı, Kerkük’te gönlümü bıraktım! Fırat Vadisinde, hüznümü, Harput’ta dua mı bıraktım! Doğu Türkistan'da, yürek yangınım; Kırım'da sürgün yılları bıraktım!” Suriye ile birlikte, “Süleyman Şah Türbesini…” düşüneceğiz. Suriye ile birlikte, “Menbiç’te Harput Fatihi Belek Gazi’nin makamını…” düşüneceğiz Suriye ile birlikte, “Harput’un karındaşı Halep’i…” düşüneceğiz Irak’ta ve Suriye İç Savaşında ne yaptılar; “demografik yapısını yerle bir ettiler!” Bu milletin çok güçlü bir sağduyusu vardır. Bu milleti, ‘aldatamazsınız’ Dün olduğu gibi, bugün de; yarında, gelecekte de, ‘tarihi gerçekler konuşacak’ NE İŞİNİZ VAR ÇANAKKALE’DE… 19 Aralık 1915 tarihi- Son Anzak ve İngiliz birlikleri, Anafartalar Cephesi ile Arıburnu Cephesi’nin tahliyesini tamamladı!” Hemen bir soru akla geliyor; “Anzaklar kim?” Tarih kitaplarında şöyle yazar; “1.Dünya Savaşı sırasında Britanya İmparatorluğu’nun ordusunda savaşan Avustralyalı ve Yeni Zelandalı askerlerden oluşan kolordu. Bu kolordunun askerlerine Anzaklar deniyor!” Peki, Çanakkale ile Avustralya arası kaç km? “13 bin 201 km…” Peki, Çanakkale ile Yeni Zelanda arası kaç km? “17 bin 353 km…” Mehmet Akif Ersoy’un “Çanakkale Şehitlerine!” yazdığı şiir, tarihi bir vesikadır… “Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer, Kaynıyor kum gibi, tufan gibi, mahşer mahşer, Yedi iklimi cihânın duruyor karşında, Ostralya’yla berâber bakıyorum: Kanada! Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk Sâde bir hâdise var ortada; Vahşetler denk.” Kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ… Hani, tâ’ûna da züldür bu rezil istîlâ!” Biz, Milli Mücadeleyi gerçekte, “Çanakkale’de kazandık!” O mücadele, bu milletin yazdığı ve insanlık tarihinin asla unutamayacağı bir destandır! Sizler, “Anzaklı Ömer’in hikâyesini de okuyunuz!” Bu millete karşı, ‘tarihi tuzaklar…’ dün de vardı, bugün de var, yarında var olacaktır! Milli Şuur, o şuurun bizlere kazandırdığı ‘hissiyat…’ çok önemlidir. 19 Aralık 1919 tarihi- Mustafa Kemal ve Heyeti Temsiliye, Sivas’tan Ankara’ya hareket ediyor!” 19 Aralık 1920 tarihi- Milli Mücadele’yi destekleyen Antalya’ya Anadolu gazetesi yayın hayatına başlayacaktır…” Aman ha, ‘sohbet kültürünü…’ her halükarda yaşatalım. Ta Uluğ Türkistan’dan bir kutlu nehir misali, ‘Sohbet Kültürü’ Anadolunun içlerine akmıştır. Biz o sohbet kültürüne; Elâzığ’da, “Kürsübaşı” Şanlıurfa'da, “Sıra Geceleri” Diyarbakır’da, “Velime” Erzurum'da, “Bar” Gaziantep'te, “Barak” Sivas ve Gümüşhane'de, “Herfene” Muş İlimizde, “Divan” Kerkük'te, “Çayhane” demişiz. Merhaba, Sohbete… Sohbetin güzelliklerine…