Bed­ret­tin Ke­leş­te­mur

'Bir medeniyeti yok edeceğim!'

Bed­ret­tin Ke­leş­te­mur

Donald Trump ne diyorlardı, “Bir gecede bir medeniyeti yok edeceğim!”
Yüreğime işleyen asıl kurşun bu sözde, bu sözün imlasında...
Dün Irak’ı, Suriye’yi, bugünlerde ise İran’ı kendimize ‘ırak
görmek...’ bir büyük zaaftır.
Öyle bir zaaf ki, kendi tarihimizi ve o tarihin bizlere mirası,
‘kültür coğrafyasına bigâne kalmaktır’
Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun (1040-1157), “Maveraünnehir’den
Anadolu’ya, Horasan’dan Irak’a kadar uzanan geniş bir coğrafya
akıllara gelir...”
Türk-İslâm Medeniyet Coğrafyasının içerisinde, “İsfahan, Rey, Nişabur,
Merv, Hemedan, Nihavend, Taberistan...” bu milletin gönül
coğrafyasıdır.
Bizler Selçuklu Coğrafyasını, “Horasan, İran, Irak ve Anadolu...” ile
birlikte, “İlim, Kültür ve Sanatta altın çağlarını yaşayan (11-13
asrın)  medeniyet coğrafyası...” olarak düşünürüz.
Selçuklu Döneminde ve şimdiki İran Coğrafyasında yetişen âlimler
kimler hiç düşündünüz mü?
İmam Gazali (1058-1111), İmamü’l- Haremeyn el- Cüveyni (ö. 1085), Ebu
İshak eş-Şirazi (ö.1083),
Ömer Hayyam (1048-1131), İbn Razzaz el-Cezeri (1153-1233), El Hâzini
(12. yy), Zemahşeri (ö.1144),
Muhammed b. Ahmed el-Nesevi (13. yy),
Nişabur, Merv, İsfahan, Tus Şehirleri... İçimden ah bir dünya gözüyle
gezebilseydim... Tarihin en muhterem ilim merkezlerini bir
dolaşabilseydim... Bütün buralar, düşünce hayatının merkezleri
olmuştur.
Bizler, Nizamiye Medresesi’nin 1067 yılında, Bağdat’ta kurulduğunu
biliyoruz. Büyük İlim adamları ve mütefekkirleri yetiştiren bu
medresenin, “Nişabur, İsfahan, Belh, Herat, Basra, Musul gibi
şehirlerde şubeleri olduğunu da biliyoruz...”
“Şairler, güller ve bahçeler şehri...” olarak da anılan, Şiraz; bu
coğrafyanın kültür Başkentidir...
Tebriz Şehri... Köklü bir edebiyat geleneğine sahip edebi belagatiyle
müthiş bir şehir...
Muhammed Hüseyin Şehriyar’ın, “Haydar Baba’ya Selâm” eserini mutlaka okuyalım...
“İran-ABD/ İsrail Savaşı...” ve bu savaşın sonuçları, düşünmek bile
istemiyorum,  Ortadoğu için asrın felaketi olarak
nitelendirebiliriz... Türkiye açısından da, ‘önemli riskler
taşıyan...’ bir savaştır.
Bu savaş, ‘yer küresini derinden etkileyen...’ stratejik hamlelere
sahip olduğunu görüyoruz.
O hamlelerin içerisinde, ‘Rusya ve Çin’in de söyle veya böyle müdahil
olduğunu...’ söyleyebiliriz.
ABD Bakanı Trump sıklıkla, “NATO’dan çıkma tehditleri...’ savuruyor.
Asıl, o savurduğu tehditler içerisinde, ‘kendisinin savrulduğunu...’
görebiliyoruz.
Trump, “İran’ın petrolünü istiyorum!” diyor. Bakış tarzında hiçbir
samimiyet yok!
Ortadoğu ülkelerine, ‘kendi müstemlekesi gibi bakmak...’ sözünden
çıkmayan, ‘koloniler misali düşünmek...’ dönemi kapandı.
ABD/ İsrail saldırısında, ‘her türlü çirkef...’ ortaya kondu! Yönetimi
içeriden çökertmek, iç karışıklık çıkarmak, teröre destek vermek
vesaire... Hiçbirisi tutmadı. Aksine, geri tepti... İran’ı, kendi
coğrafyasında, vatan savunmasında birletirdi... Bütün şehirler ayakta,
meydanlarda...
Gazze’de, o kadar büyük vahşete, insanlık suçunun alenen işlendiği
katliamlara rağmen, “ABD/ İsrail İşbirliği burada bile çökmüştür...”
Batı Dünyasının nefreti de, artık dalga dalga yayılmaya başlamıştır.
Hâlihazırda, İsrail nüfusunun yarıya yakını ülkesini terk etme
düşüncesindedir. Yerküresinde, İsrail artık ‘güvenilir ülke...’ olarak
görünmüyor.
Bütün dünya pürdikkat bu savaşı bütün derinlikleriyle takip ediyor.
Bu savaşta, “petrodolar döneminin bitişine de...” bitişine de şahit olabiliriz.
Özellikle de, “Hürmüz Boğazı...” bu coğrafyada, asıl iradeyi ortaya
çıkaracaktır.
Süveyş Kanalı... 1956 da ne oldu? Mısır, “Süveyş Kanalını
millileştirdi!” İngiltere’nin her türlü müdahalesi boşa çıktı...
Yerküresi, “İngiltere’nin gücünü gördü!” Sömürge devletler birer birer
İngiltere’den koptular...
Amerikan’ın, “Hürmüz Boğazındaki kontrolü kaybetmesi, Süveyş Kanalının
akıbetine dönüşür!”
Ortadoğu Ülkeleri, kendi bünyesinde, ‘yeni ittifaklarını’ oluşturur.
İsrail’in, “Sur Şehrini Bombalaması...” tarihi bombalamasıdır. Sur
Şehri bizleri ta eski Kartaca’ya, Fenike’ye kadar götürür... Velhasıl,
ABD/ İsrail Saldırıları, Ortadoğu Coğrafyası, bu Coğrafyanın tarihine,
kültürüne, bilumum değerlerine bir belâ, bir musibet, bir felaket
olarak görüyor, yorumluyorum.
İnancımız, “Bir insanı kurtarmak, bütün insanlığı kurtarmak gibidir.
Bir insanı öldürmek, bütün insanlığı öldürmek gibidir!” İnsanlığın,
tarihin ve onların inşa ettiği medeniyetin büyük bir saldırı altında
olduğunu da belirtmek isterim.

Yazarın Diğer Yazıları