12.12.2005 tarihinde kaleme aldığımız yazımız. Bu yazımızın üzerinden
19 yıl geçmiş bulunuyor.
1990’lardan 2024’lü yıllara doğru tarihi bir yolculuk yapalım!
Son 30 yıl içerisinde, Irak ile Suriye’de, ‘demografik yapı ile nasıl
oynandığını…’ birlikte yaşadık.
Gazze'de yaşananlar, İsrail’in ‘soykırıma varan cinayetleri…’ ve
21.nci asrın en acımasız soykırımına, ‘AB-D’yi de kendilerine müttefik
olarak kullanmaları…’ tam bir trajedi!
İnşallah bu coğrafyanın insanı, ‘gözlerini biraz olsun açar da…’
sağduyuya yönelişini sağlar.
Tarihin bu coğrafyada, ‘tekerrür etmekte olduğunu görmek de…’ içler
acısı bir manzaradır.
09. Aralık 2005 tarihinde, “Bir Bilim İnsanı Öğretim Üyesi Dr. Rıfat
Özdemir’i dinlerken…” yüzümüzü bir daha kendi irfan kültürümüze/ veya
dünyamıza çevirmeliyiz, diyorum…
Siz saygıdeğer okuyucularımla 19 yıl önce kaleme aldığımız yazımızla
baş başa bırakmak istiyorum.
Elâzığ Türk Ocakları Şubesinin haftalık sohbet toplantılarını büyük
bir dikkatle takip ederim… 09 Aralık 2005 günü, Saat, 19.00’da
TİSAV’dayız... Konuşmacı, F.Ü. Öğretim Görevlisi Yrd. Doç. Dr. Rıfat
Özdemir. Konu, Osmanlılar Döneminde Suriye!
Burada öncelikle şunu belirtmek isterim; Gerek Türk Ocaklarında olsun,
gerekse diğer sivil toplum örgülerinde olsun, --kamuoyunu yakından
ilgilendiren konular uzmanları tarafından ayrıntılarıyla yorumlanıyor.
Bu coğrafya üzerinde yaşayan bir vatandaş olarak mutlaka bilgi
edinmemiz gereken konular... Burada iletişim görevini kimler
yapacaktır, yazılı ve görsel basınımız! Siyasi mülahazaları, kısır
çekişmeleri, günü kurtarma hezeyanlarını bir tarafa bırakalım. Bu
milletin dünden bugüne olan duruşu neydi? Yarınlara doğru nereye/
nerelere doğru gidiyoruz/ götürülüyoruz? Şurası bir gerçek, geçmişini,
kültürünü, tarihini bilemeyenler yarınlar üzerinde hüküm ortaya
koyamazlar.
Türkiye’mizde, o kadar abuk sabuk tartışmalar yapılıyor; ilim ve onun
metotları ile siyasi hezeyanlar birbirine karıştırılıyor. En son
yapılan alt-üst kimlik tartışmaları; aklın, mantığın, izanın ve her
türlü izahın uzağında önünüze, --tuzakları görüyoruz! Türkiye’nin
hâlihazırda bağrından çıkan yaşayan en büyük sosyoloğu Prof. Dr. Orhan
Türkdoğan bir eserinde aynen şu ifadeleri kullanıyor; “Bugün yörenin
etnik yapısı hakkında yapılmış hiçbir ciddi incelemenin bulunmaması
üzücüdür. Konu, daha çok yabancı araştırmacılar tarafından ele alınmış
ve yönlendirilmiştir. Bir Martin Van Bruinnesen veya Hütteroth gibi
sahaya çıkan ve yıllarca aşiretler arasında kalarak incelemeler yapan
bilim adamına Türkiye hasrettir.”
Türkdoğan çok haklı, menfi propaganda bombardımanından yöreyi
arındırmak için kendi araştırmacılarımızın seferber kılınması
zaruridir. Bilhassa, doğu ve güneydoğudaki üniversitelerimiz bu
konularda, --milli seferberlik ilan etmeliler!.. Öyle ki, yabancı
bilim adamlarının yaptıkları çalışmalar birbirleriyle sürekli
çelişmekte ve yalanlamaktadır.. Rus bilim adamı Minorsky, Kürtlerin
kökenini Medlere bağlarken, Mc. Kenzile, Minorsky’nin bu tezini ret
ediyor! Bruinnesen, “Kürtlerin birbirlerinden farklı kökenleri olsa
gerek..” diyebiliyor!. İsmail Beşikçi’de, Kürtlerin menşeini, Guti ve
Medlere bağlıyordu. Türkdoğan’a göre, ‘saçma…’ Öyle ki, Guti’ler
Asyatik bir halk. Medler ise, Hindo-Avrupai bir kavim. Bir toplumun
hem Asyatik, hem de Hindo-Avrupai bir soya bağlı olması gülünç!.
Biz ne diyoruz; Ziya Gökalp’ten bugünlere kadar gelen bir düşünce
perspektifi üzerinde duruyoruz.. Bölgedeki önemli Kürt Aşiretleri, 24
Oğuz Boyundan gelmişlerdir… Muş Milletvekili rahmetli Abdulhadi Toplu;
Türklerle Kürtlerin amca çocukları olduklarını söyler!.. En eski Türk
Kaynaklarında da; Orhun ve Yenisey Anıtlarında da bu görüş bizleri
doğrulamaktadır.
Buradan nerelere geleceğim, Sn. Rıfat Özdemir’e… İki yıl Suriye’de;
akademik hizmet üreten bir ilim adamımız.. Bakınız, enteresandır;
Suriye’de bugüne kadar 400 ABD’li, 300 AB’den ve 400 civarında Japon
bilim adamı çalışmalar yapmışlardır.
Dile kolay, 402 yıl bu milletin hakimiyetinde kalan Suriye’de, sadece
ve sadece; 7-8 civarında ilim adamı çalışma yapmıştır!..
Suriye, Irak Anadolu'nun bir parçası olmasına rağmen; kendi
basiretsizliğimiz, ilgisizliğimiz bizleri kendi gönül coğrafyamıza
giderek, --uzaklaştırmış/ yabancılaştırmıştır!
Osmanlı Türk’ü ne yapıyordu?
Hint Okyanusu’nu, Asya- Avrupa deniz ticaretini; buradaki müessir olan
hâkimiyeti elinde tutabilmek için, Yavuz döneminde, 11. Selim
döneminde Süveyş kanalını açma çalışması gibi ciddi bir projeye
uzanabiliyordu!
Günümüzde en fazla konuşulan konuların başında ne geliyor; --Büyük
Ortadoğu Projesi!..
Osmanlı Türk’ünün 16. asırdaki büyük teşebbüsleri arasında ne vardı;
--Don ve Volga Irmaklarını bir kanal ile birleştirmek… Hedefte,
Türkiye ile Türkistan yolunu açmaktı!.
2005’li yıllarda en büyük sıkıntımız nedir; --Anadolu Türk’ü ile
Kafkasya ve ötesinde yer alan Türk Dünyası ile köprülerin kesilmek
istenmesi!
Milletlerin takip ettikleri politikalarda; --tarihi stratejiler,
hedefler değişmemiş!..
Batı dünyasının sıkça temcit pilavı gibi ısıtarak önümüze getirdiği,
Ermeni soykırımı iddialarının altında, küstahça kurulan bugün için
sisle örülü görülen korkunç pusu yatıyor!..
O pusuya, maalesef bu coğrafyanın hamiyetli insanlarını birbirine
düşürmekten çekinmediler!
Ve, bu toprağa; kin, haset, fitne ve ayrılık tohumlarını sürekli attılar!..
Bugün yayın organlarımızda neleri görüyoruz?
Konularıyla ilgili ilgisiz kişilerin, --pervasızca, insafsızca,
merhametsizce, acımasızca konuşmaları!
Konusuna hâkim ilim heyetine sanki o ekranlar yasak!
Suriye konusunda, Elâzığ F.Ü.’sinin; Şam ve Halep Üniversiteleriyle
kurmuş olduğu köprü bile ne kadar dile getirildi/ ne kadar tartışıldı!
Bu bile bizleri rahatsız etmeye yeter!.
Suriye başta olmak üzere, Arap dünyasına Osmanlı Türk’ü o kadar
acımasız bir şekilde batılılar tarafından beyinleri yıkanırcasına
işlenmiş ki!.
Tarihi hakikatlerle coğrafyanın insanı yüzleştikçe, gerçeklere/
doğrulara yönelebiliyorlar!.
Netice olarak, tarih her şeyin tekrar aslına döneceğinin bizlere güzel
sinyallerini veriyor, her şeye rağmen!. Bölge insanı da, iri olmanın,
diri olmanın, iradesi ile bu millete hizmet etmenin kendilerine güzel
günleri/ iklimleri getireceğine inanıyor!
Bu inançla diyoruz ki, --21. Asırda dengeler tekrar Ankara’ya doğru
kayacak ve şekillenecektir! Ne yalanın ve nede yalancının, --mirası
olmamıştır!