Bed­ret­tin Ke­leş­te­mur

Bir Bilgeydi

Bed­ret­tin Ke­leş­te­mur

Bugün farklı bir yazıyla karşınızda olmak istedim. 
Rahmetli Ninemle (Babaannem) hasbihal edelim!
Ninem, Harputlu Kolağası Mustafa Beyin kızı oluyorlar. 
Kolağası Mustafa Bey, Ağın Konak Beylerinden Hacı Mehmet’in kız kardeşiyle evlidir.
Kolağası Mustafa Beyin üç evladı vardır. Ekrem (İspir), Mükerreme (Keleştemur), Mebrure (Keleştemur)
Kolağası Mustafa Bey’in vefatıyla, Hacı Mehmet kız kardeşini ve yeğenlerini yanına alırlar.
Ekrem İspir’i (Ağın’ın ilk Belediye Başkanı) Kızı ile evlendirecekler. Kolağası Mustafa Bey’in iki kızını da, oğullarına Hasan Fahri (Dedem) ve Ferit’e nikâhlayacaklar.
Rahmetli Dedem Hasan Fahri Bey, öğretmendir. İlk öğretmenlik yeri de, Isparta’nın Senirkent İlçesi Turan Mektebidir. Görev yaptığı yıllarda, “Senirkent Türk Ocağının Kurucuları…” arasında yer alacaktır. Daha sonraki görev yeri Ağın Merkez olacaktır.

Rahmetli Dedem, ‘iyi bir muallim, iyi bir sanatkâr, iyi bir aile reisidir…’ 
Rahmetli Babam anlatırlardı, “Fahri Dedem maaşını aldıklarında, elinde yoksul öğrencilerin listesi vardır. Her ay onların; okul ve giyecek ihtiyaçlarını karşılar…” Hatta rahmetli Ninem, Dedeme sitem ederlermiş; “Fahri bu ay aldığın maaşı da öğrencilerine mi harcadın!” Rahmetli Dedemin cevabı, ‘Mükerreme seni aç mı bıraktım! İhtiyaçlarını eksiksiz karşılamadım mı?’ şeklinde cevap verirlermiş. Rahmetli Babam sürekli söylerlerdi, “Babam vefat ettiğinde kiradaydı!” 
Öğrencilerinin üzerinde, ‘şefkatle titreyen fedakâr bir muallim’ O dönemin öğretmenleri genelde, “öğrencileri için rol-model insanlardı!”  Cumhuriyetin ilk 15 yılı, fedakârlığın zirve yaptığı bir dönem! Bu dönem, bir sonraki kuşağı hazırlayacaktır.

Ağın’da Ekrem İsbir Konağı gibi, Rahmetli Büyük Dedemizin ve kardeşlerinin (Hacı Keleş, Hacı Osman) kendilerine ait, Saraycık Konak Mezrasında; ‘Konakları…’ bulunuyor. Bu Konaklar, 1980’lere kadar ayaktaydı… Bir kısmını ancak ayakta tutabildik… Günümüz şartlarında zor tabi ki…

Bu Konaklar döneminde, Harput’ta metfun asrın büyük Âlimi, İmam Efendiyi ağırlıyor. İmam Efendi, mürşidi Samini Hazretlerinin oğlu Sadettin efendiyi burada, “seyri süluka” koyacaklar. Ninemin, Babamın anlattıklarına göre, Dedemize ait Konak iki kısımdan meydana geliyor; “selamlık ve haremlik…” Dışarıdan gelen misafirler, “selamlıkta ağırlanıyorlar!” Selamlık kısmında aynı zamanda, ‘okul…’ olarak adlandırılan bir oda da bulunuyor. O dönemin, ‘konakları üzerinde araştırmalar yapılmalı…’ Eğitimle içiçe bir sohbet kültürünün varlığını görmekteyiz.

Rahmetli Ninem, “Osmanlıcayı ve Yeni Türkçeyi…” gayet iyi bilirlerdi. Mektuplarını ve notlarını genellikle, ‘Osmanlıca yazarlardı…’ İyi bir şair, iyi bir hatipti… Derin bir tasavvuf kültürüne sahipti. 
Neredeyse 10-15 günde bir Kur’an hatim ederlerdi. Sadece bunlar mı, ‘mutfak kültürü de çok zengindi…’ 

Yazımızın başlığına, “bir bilgeydi…” dedim! O dönemin insanlarında, “sohbet kültürü…” O kültürün belli bir adabı vardı. Rahmetli Babamızın memuriyet hayatında, Malatya- Pötürge, Elazığ- Palu ve Bingöl- Genç İlçeleri ve 1968 yılından sonrada, “Elazığ- Merkez…” görev yerleriydi. 

Sade bir hayatımız vardı. Aile içerisinde güçlü bir dayanışma ve ‘özgüvenimiz…’ vardı. Mutluyduk, huzurluyduk, okumaya karşı da, ‘merakımız…’  büyük bir ilgimiz vardı. Bir deyiş vardır, “sabrın sonu selamettir!”  Hayata, zorluklara, sıkıntılara, ‘sabırla yürüdük’ Hiçbir emeğin zayi olmayacağını daha küçük yaşlarda öğrettiler bizlere… Bazı kavramlar vardır, hayatınıza anahtar olur; “Hak, hukuk, adalet, terazi ve ölçü, dost ve arkadaş, samimiyet ve dürüstlük, sevgi-saygı ve güvenilir olmak, yüksek bir moral…”  Ecdat bizlere, ‘sermayeniz iyilik olsun…’ derlerdi. 

Bizlere, ‘kültür, sanat, edebiyat, musiki, güzel sanatlar…’ öncelikle aile de sevdirildi. 
Bizlerden sürekli, ‘tebessüm sadakadır’ dendi. Hiçbir zaman, ‘somurtan bir yüz olmayınız’ denildi.
Bizlerin öncelikle Rol-Modeli, “aile içerisinde büyüklerimiz oldular!” Her birinden hisse aldık. 
Ninemiz farklıydı. Vefatlarında içimden gelerek yazdığım bir şiirle yazımıza da nokta koyalım.
Selam ve Muhabbetle…

FERYADIMI DİNLEYİN!
            (Babaanneme…)
Evim, ahengim, mihengim, direncim
Sarmalar,  gül kokulu kundağına...

Götürün bu mazlumu sevdasına
Tekbir aşkına, inleyin kulağına!

Taş üstüne taşı zahmeti taşır
Aşırın yüreğini Kaf Dağı’na!

Duvarlar, bütün mahremine şahit
Mahzun, mahcup serilir otağına!

Ninem göç eylemiş, gül mevsiminde
Gülün dikeni düşer ocağına!

Güzel düşlerimi alıp götürdün
Yalnızlık hançer gibi sokulur bucağına

Ölüm,  ense kökünde bir soğuk duş
Göz feri takılır kader ağına!
    
Zaman kırbaç olur,  ömür üstünde
Döner tekerlek,  haşr denen çağına

Yazarın Diğer Yazıları