Hemen sözümün başında, “Barış Manço’yu Unutmayalım!”
O idealleriyle yaşadı. Her eserinde, ‘bu milleti solukladı’
Bu milleti değerlerini akıl ve ferasetle bir kilim deseni misali işledi!
Zenginliğimize zenginlik kattı… Yaşadığı dönemde, “7’den 70’e musikiyi
sevdirdi!”
O sevgiyi cihanşümul bir anlayışla 5 kıtaya taşıdı…
Barış Manço belki de hayatının en verimli döneminde 56 yaşında
aramızdan ayrıldı.
Bir sanat yıldızının kayması ne demek?
Sabrı, tahammülü ve mütevazı kişiliği ile sanatı daha da
güzelleştirdi/ sevdirdi/ verimli ve üretken hale getirdi. Mekanı
cennet olsun (amin)
Barış Manço, soğuk bir kış/ veya ‘savaş ortamında’ 2 Ocak 1943
yılında, dünyaya geldi…
11. Dünya Savaşı’nın en çetin yıllarıydı!
İnsanların birbirlerini boğazladığı, Şehirlerin yerle bir edildiği yıllardı!
Anne ve Babası o yıllarda insanlığın özlemini çektiği “Barış” ismini verdiler!
Her zaman için/ veya her ortamda en sevdiğimiz kavramdır; “Sulh ve Barış…”
Sulh ve sükûn, Barış ve huzur, güven ve emniyet, hak ve hukuk
insanlığın hayata sarılmasını da sağlar.
Barış Manço, hazırladığı Televizyon programlarıyla, ülkeleri
dolaşacak, 5 kıtada, Türkiye’yi anlatacaktı… O sebepledir ki,
kendileri haklı olarak asrın “Barış Çelebi ”si olacaktı!
200’ün üzerinde bestesinde; halkın, ‘sözlü dili’ olacaktı! İnsanımızın
gönül dünyasına gireceklerdi.
Eserleri günümüzde de en fazla; "Arapça, Almanca, Fransızca,
İngilizce, Japonca vesaire” farklı dillerde de sevilerek yorumlanan
bir sanatçımız! İçimizde, günümüzde böyle bir sanatçı var mı?
Bazı sorulara cevap istemem/ sadece üzerinde birlikte düşünelim!
Bugün (1 Şubat 2023) Barış Mançu’nun aramızdan ayrılışının, “24. Yılındayız…”
Doğumunun ise, “80. Yılındayız…” Bu, usta sanatçıyı daha yakından
tanımak için, özellikle ‘onun eserlerini’ yorumlayarak Ve de, ‘aldığı
ödülleri’ değerlendirmeliyiz!
1987 yılında, ‘Belçika’ hükümeti tarafından; “Türk Kültür Elçisi”
unvanı veriliyor!
Ülkesini dışarıda, en iyi şekilde temsil ediyor! Bu milleti dışarıda
en iyi şekilde temsil etme gayreti ve heyecanını yaşayan/ bizlere de
yaşatan bir sanatçıydı.
1991 yılında, “Türkiye Cumhuriyeti Devlet Sanatçısı” Ödülü! Benim
kanaatime göre de, en onurlu bir ödüldür. Gerçekten de, ‘hak edilen’
bir ödül… 1991 yılında, Japonya Şoka Üniversitesi, "Uluslararası
Kültür ve Barış Ödülü ”nü veriyordu! Bu ödül, Türkiye’yi, “temsil”
ödülüdür!
Türkiye’nin önde gelen Üniversitelerinden, Hacettepe Üniversitesi;
“Sanatta Onursal Doktora” Unvanını veriyordu! Buna bizler, ‘akademik
kariyer ödülü’ de diyebiliriz!
Fırat Üniversitesi o yıllarda böyle bir ödülü niye vermediler?
Veya Fırat Havzası Gazeteciler Cemiyeti, sanatın zirvesinde olan bir
şahsiyete ödül verebilirdi.
Rahmetli Cüneyt Arkın’a, F.H.G.C olarak verilen ödül artık tarihe bir
vesika olarak düşmüştür.
Barış Manço, sanat hayatında başarıdan başarılara koşacaklar. Batı
Dünyasında da, kendilerini kabul ettireceklerdi. 1992 yılında,
“Fransız Edebiyat ve Sanat Şövalyesi” ödülünü alacaktır!
Kocaeli Üniversitesinin 1994 tarihinde verdiği ödül anlamlıdır;
“Türkiye’yi çalışmalarıyla dünyaya tanıttığı…” sebebiyle, “Barış
Diploması” Ödülü… Ve Denizli Pamukkale Üniversitesi, “Çocuk Eğitimi
Alanında Onursal Doktora” Unvanı… O unvan, “Barışa…” ne kadar da
yakışıyor!
Barış Manço, ilim dünyasıyla da bütünleşen bir deha sanatçı olarak
karşımıza çıkıyorlar.
1995 yılına, Japonya Min-On Vakfı tarafından; "Yüksek Şeref Madalyası”
ödülünü alacaktır!
Ve bir anlamlı ödülde, Türkmenistan Cumhurbaşkanı Saparmurat
Türkmenbaşı’ndan; “Türkmen Vatandaşlığı” Unvanı… Gönül dünyamıza
uzanan bir sanatçı yüreği her zaman için alkışlanır.
Belki de, en güzel ödül kimlerindir; “Çocuklarımızın…” O’na ve
Sanatına Besledikleri, “Sevgi ve Muhabbet Ödülüdür…”
TRT’de daha yakından tanımıştık, Barış’ı… “Adam Olacak Çocuk” programlarıyla!
Eserlerinin her biri, “Anadolu” kokar! Halktan nağmelerdir!
“Sakla Samanı Gelir Zamanı…
“Sözüm Meclisten Dışarı…
“Estağfurullah… Ne haddimize!
“Darısı Başınıza…
“Müsaadenizle Çocuklar…
“Kağızman… “Bolu Dağları… “İşte Hendek, İşte Deve… “Dağlar Dağlar…
“İnce İnce Kar Yağar…
“Nenni Bebek/ Çıt Çıt Çedene… “Dut Ağacı…
“Ağlama Değmez Hayat… “Gül Pembe…
1988 yılının Ekim Ayıdır… TRT’de, ‘Çocuk ve Aileye…’ Yönelik "7’den
77’ye” Dikkatle izlediğimiz ve ‘gönülden alkışladığımız’ programlardı!
“Ekvatordan Kutuplara” isimli programla; 100’den fazla yöreye gidecek;
600 bin km yol kat edecekti!
O yollar, ekranlarda; Paydaşları bizlerdik!
Akademik çevreler, Barış Manço’nun eserleri için, “Âşıklık Geleneğinin
Çağdaş Temsilcisi…”
Bu görüşe tamamen katılıyorum;
O’nun eserlerinde,
O’nun üslubunda,
O’nun kullandığı dilde,
“Halkın kendisi…” öz varlığı yer alıyordu!
Unutmadık seni…
İçimizde ki, “Barış”sın!
Bu milletin yaşayan, ‘Sesi’sin!
“Adam Olacak” Çocukların ‘Sevgilisi’
Yıllar geçti, hala hafızalarda… Hala sevgiyle ve muhabbetle eserlerini
dinlemekteyiz. Ve büyük bir haz alıyoruz. Ruhun Şad, Mekânın Cennet
Olsun… (amin)