Kıymetli okuyucularım şöyle bir zaman tünelinde yolculuk yapalım dedik.
30 yıl öncesine gittik… Neler yazmışım! Arşivi şöyle bir yokladım.
01 Mart 1994 tarihinde, köşemizde şunları yazıyoruz;
“Türk ekonomisini düzlüğe çıkaracak bir ‘deha…’ lazım ki, kalp
atışları normalin fevkinde!
Israrlı, azimli, istikrarlı bir duyarlılık, milletine lokomotif olacak
vecd de olsun!
Türk insanının, ‘siyasi tartışmaya’ değil; “siyasi çözüme ve ittifaka”
ihtiyacı var.
Öyle ki, krizlerin anası siyasettir.
Siyaseti, kriz olmaktan çıkaralım ve bu milletin kafasına, iradesine,
vicdanına, aklıselimine yer verelim.
Sözümüzün başında, ‘emin belde’ dedik; sözümüzü noktalarken, siyasetin
hamiyet sahibi ellere verilmesi ve bu yarışın hakikaten bir ‘fazilet
yarışı’ olduğu gönüllerde tasdik görmelidir.”
30 YIL ÖNCE YEREL SEÇİMİ YAZMIŞTIK!
Türkiye 2024 Yılının Mart ayında, “Yerel Seçimlere…” gidecek!
30 Yıl Önce, “01 Mart 1994 yılında NASIL BİR BELDE” yazımızda şunları
söylüyoruz;
“Emin bir belde!
Mükerrem, Müberra, Mücella bir belde!
Medeni bir belde!
Adlin kanatlarında yeşeren bir belde!
Sulh, Salâh ve Felâh özlemiyle huzuru çimlendiren bir belde!
“Ben ilmin beldesiyim” hadisi ile müştak olan bir belde!
“Hak ile beraber doğruluk, halk ile beraber güzel huyluluk” gibi
mümtaz değerlerle kendisini mücehhez kılan bir belde!
Hizmeti cihat; imar ve iskânı şehadet olarak yorumlayan bir belde!
Zamanla yarışan, mekânla barışan, toprakla karışan mütevazı bir belde!
Tarihle kucaklaşan, örf ve ananeleriyle sembolleşen bir belde!”
Bizim niyetimiz, arzumuz, iştiyakımız, 30 yıl önce ne ise bugünde aynı…
Aynı minval üzerinde sözlerimizi teraziye alıyoruz!
Hissiyattan çok akla ve mantığa yöneliyoruz. Vicdanımızın sesini dinliyoruz.
30 yıl öncede, ‘tekliflerimiz vardı…’
O tekliflerimizle birlikte, ‘eleştirel kültürümüzü…’ devam ettirdik/
devam ettireceğiz.
TARİH TEKERRÜR EDİYOR…
30 Yıl önce kaleme aldığımız, “Tarihi Mukayese” isimli yazımızdan
sadece bir pasajı sizlerle paylaşmak istiyorum.
“Tarih tekerrür ediyor” Muhterem Nevzat Yalçıntaş Hocamızın dedikleri
gibi, “batı dünyası; 637, 1071 ve 1453 tarihlerini içlerine
sindirememiştir.
1096’da başlayan Haçlı seferleri, aynı taassupta devam etmektedir.
Kuzeyin gelişmiş zengin ülkeleri, güneyin bakir sahalarını, Ortaçağ
mantığı işe tekrar “sömürme iştihasındadır!” Ama Orta kuşakta bir set
var; Türk Seddi! İşte bütün hesapları bu settin yıkılması!”
Ama inanıyoruz ki, Cenab-ı Allah “onların kurduğu hesapları altüst edecektir.”
Bizim yapacağımız, kendi meselemize sahip çıkmamızdır; Doğu’da, ne
Kürt sorunu vardır ve ne de, ‘az kalkınmışlık hikâyesi’ Batının çıkar
hesapları vardır. Bu hesaplara kendisini entegre eden hain odakları
vardır, vesselam
TÜRK DUVARI
“Anadolu dünyanın en kritik coğrafyasında yer almıştır. Öyle bir
coğrafya ki, Orta kuşak üzerinde bir hâkimiyet haritasını önünüze
getirir. Günümüzde bloklar yıkılmıştır. Fakat asıl ürkütücü olan;
emperyalist, işgalci ve sömürgeci Kuzey Küresinin gelişmiş ülkeleri
gözlerini güneyin bakir ve fakir sahalarına dikmiştir. İşte dün batı
ile doğu arasında yer alan duvar, bugün aynı misyonla ayaktadır; TÜRK
DUVARI
Türkiye hem Kafkaslarda, hem Balkanlarda, hem Ortadoğu’da ‘esas
ağırlığını’ duyurmalıdır.
Pakistan’da yayınlanan The Müslim Gazetesi, “Ankara beş asır önce
Osmanlı İmparatorluğu’nun yaptığı gibi yarımadayı kontrol edebilecek
yegâne güç olarak görülmektedir.”
Batı, bu dinamik gücün farkındadır. Kafkaslardaki, Balkanlardaki,
çevremizde ‘kanayan yaranın ‘ sebebi bu gücü ‘rahatsız etmek’ asıl
amaçlarından uzak tutmaktır.”
Bu yazıyı 16 Ocak 1994 tarihinde kaleme almışız. Sanki bugün yazılmış
gibi değil mi?
Eğitimci. Yazar Şerif Budak bizlere 07 Haziran 2023 tarihinde Türk
Dünyasının tarihi bilimi merkezi Semerkant’ta; “Türk Devletleri
Teşkilatı Türk Üniversiteler Birliği Rektörler Özel Toplantısında
Prof. Dr. Aziz Sancar’ın bizlere konuşmalarını göndermişler!”
Nobel Ödüllü Bilim Adamımız muhterem insan Aziz Sancar’ın konuşmaları
bizleri, Gaspıralı İsmail Bey’e götürdü… Orta Kuşakta, “Türk Duvarı…”
aklıselim aydınların yeni hamleleri ile yükseliyor.
21. asır, Bilgi Asrı… Aynı zamanda da, 21. Asır Türk Asrı diyebiliriz…