Ağaç ol,
Dalın, budağın olsun!
Çiçek aç, meyven olsun!
Güneşe siper ol, gölgen olsun!
Alçak olur,
Seven gönül alçak olur! .
Gözü gönlü aç, şükürsüz;
Nimete nankör alçak olur! .
Ben olmasın,
Al yanakta ben olmasın
Sen var iken, biz var iken
Her sözün başı ben olmasın
Zıtlar ikilem değil,
Hayatın senfonisi
Ak, karayla bilinir
Birbirinin hamisi! .
Çalmasın,
Türküler, biz/ siz çalmasın
Taşında çınlar feryadım;
Ülkemde çanlar çalmasın
Çekmeli, Göze sürme çekmeli
Akıl, izan olmayanı
Göz önünden çekmeli!
Yârin gözü iki çeşme
N’ olur yaramı deşme
Aşk gözünü doldurur;
Ab-ı hayat olur çeşme! .
Edep içre olmayan
Söze, saçma dersiniz!
Bir atımlık barutun
Adına, saçma dersiniz!
GIYBET OLUR
Gıybet olur,
Her kem söz gıybet olur
Yalanın adı, iftira
Sızlatır gıybet olur!
Hâkimdir! Kapın çalan ha, kimdir?
Er kişinin vicdanı;
Kendisine hâkimdir
Haksızlığa hak ister
Sızlayan vicdan hak ister
Işığıyla titrer mum,
Aydınlıktan hak ister!
Tuzak olur!
Toprak hâki, tuz ak olur
İlim/Hikmet göç etti mi?
Nefis cana tuzak olur!
Dağda şaki, yolda tuzak olur
KİMİN FERMANI
Kimin fermanı ıslahat
Yüz elli yıllık maslahat
Yakarışımız Huda’dan,
Bizi hayırla islah et
Kötü söz, od yatağında taş olur
Güzel söz, bal peteğinde aş olur!
TAŞ KESİLİR
Göğe yükselen başlar,
Kirlenirse taş kesilir!
Terk-i diyar edilen sevgi,
Hasrete nakkaş kesilir
Devedeki inadın,
Önünde yürür eşek! .
Taşır akıl yükünü;
Akıldan pay almaz eşek!
Parça bütünde güzel
Hakka esaret güzel
Dertlere şifa veren;
Hazreti Furkan güzel…
KARIŞTIRMA
Sapla samanı karıştırma
Sözü kinle yarıştırma
Bir dinlersen, on dinle;
Sükûtu korkuyla karıştırma
Kapanmaz! Dil yarası, kapanmaz
Açma, tefrikaya kapı;
Aralarsan kapanmaz
Boğazlar, Kıtalara, ‘köprü’ boğazlar
Felluce ’de, Telafet’te,
Eşkıya nice can boğazlar!
Boşalır, Vermeyen el/ boş alır
Mütevazı toprağa
Gökten rahmet boşalır! .
Canan Olmalı
Cihanda can olmalı
Cana, canan olmalı!
Aşktan gayri n’ola ki;
Hak yolunda olmalı
Cehaletin taassup kokan
Evladını gömdüğü o/ kuma
Pusatlanır kelimeler;
Kalbe huzur verir okuma
Dolanır, Ay menzilinde dolanır
“Keser döner, sap döner”
Taş ayağına dolanır!
Duman olur,
Zirveler duman olur
İçinde çığlık kopar;
Etraf toz- duman olur
Durulmaz, “Su, bulanmadan durulmaz”
Fitne, fesat, tefrika ile
Bulanan belde de durulmaz!
Düşte gör,
Dost, düşman kimmiş
Düş de gör
Hayal edemediğin,
Ülküleri düşte gör…
Edebiyatları enkaz
Götürdükleri kaz!
Az demeyin sakın ha;
Gölgenizde yobaz!
Eski Dostlar,
Anılarda Eski Dostlar
Mazi, perde perde açılır;
Işık gibi doğar, Eski Dostlar
Ey hırçın eda,
Ey kahpe seda,
‘darbe’ diyen dil;
Sizlere el veda!
Gömülür, Kumlara gömülür inat!
Bir seda; ey Süreka;
İçindeki kini at!
Gün ışırken semanın,
Altın kandilleri söner…
Vatansıza teslim olmaz;
Ne son kale, ne son er!
Harca,
İyilikleri harca,
Birgün sana döner,
Hayır, dualarla, âminlerle
Kanadım, Sanat, kolum kanadım
Kırılırsa kanadım,
Nerede kalır adım?
HER İNSAN BİR ÂLEMDİR
Elif, Allah
Lâm, Cebrail
Mim, Muhammed
ÂLEM
Elif, ayakta
Dal, rükûda
Mim, secdede
ÂDEM
Kanat ol!
Uçmak için kanat ol
Dosta güven ver, yar ol;
Yârine kol, kanat ol.
Kar beyazında esrarlı serinlik
Hamiyetli bakışlarda derinlik
Kâinat nefes,
Davut’a ses verir
Bir karınca, kararınca;
Süleyman’a ders verir!
Kurt dadanır,
Meyveye kurt dadanır
Kendi haline bırakılan;
Sürüye kurt dadanır…
NEHİR OLUR
Çay, pınar nehir olur
Hüzün yağmurları akara
Gönülden göze nehir olur
NİYET ET
Sen niyet et, talep et!
Hak yolunda talim et
“Niyet, akıbet hayrola!”
Yüreğini, âlim et!
Oku,
“İkra” ilk emir oku
Kelimeler ışıl ışıl;
İlmin sadaktaki oku!
Okul Olur,
Millete ocak, okul olur
Tüter bacası, nefesinden
İlme’l yâkin, o / kul olur
Örülür, Başa çorap örülür
Bin bir dolap peşinde,
Sinsi tuzak örülür…
Sanat dünün görkemi
Ezelden kalkan gemi
Götürür asırlara,
O şirin endamı!
SECCADEM
Seccadem taşır bütün yüreğimi
Yüreğim alnından öper seccademin
Sırrını ifşa etme
Ummadığın taş baş yarar
Post kavgasını çekme,
Zehirle pişmiş ‘aş zarar…’
Soldurma, Gülü kokla, soldurma
Halka tepeden bakıp,
Gönülleri soldurma!
Soldurur
Yürek yakar soldurur
Koltuk değneği ile
İktidarda sol/durur
Sür tarlayı!
Tohum at, sür tarlayı
Nerede yağmur varsa;
Oraya sür tarlayı
Toprak alır,
Acımı toprak alır
Bu vatan, bayrak için;
Tacımı şehit alır…
Taş koyulur!
Taş üstüne taş koyulur
Girme namert fendine;
Yol üstüne taş koyulur
Uyutulur, Anne kucağında yavru,
Ninniyle uyutulur…
Suni gündemle,
Millet uyutulur…
Yarınlara Taşınır yarınlara
Umut dolu bir nesil
Kültür ve Sanat ile
Taşınır yarınlara!
Yazmış yazın!
Kader yazmış yazın
Gönlünü hep ferah tut,
Kışa dönmesin yazın!
Makam ve mevki yolunda dostlarını terk edenler,
Gün gelir, yalnız kalırlar
Eski Dünya, huzuru çimlendirmekte
Yeni Dünya, mazlumu çiğnettirmekte!
Fatih’in topları düşerken surlara,
Bil ki, ferman okundu asırlara!
Küçük günahlar, büyük günahlara kapı aralar.
Bizleri büyük günahlara götürecek merdivenlerden uzak duralım
Hayatım seferberlik gibi geçti
Neferlik oldu, bize düşen yol…
Millete efendilik yoktur, ona hizmet vardır.
Bir millete hizmet eden onun efendisidir.
Sevdası olmayanın sevgisi de olmaz
Ülküsü olmayanın söyleyeceği türküsü de olmaz
RİYA
Aynalardan kaçıramaz yüzünü
Riya, insandan kaçırır kalbini
VİCDAN TERAZİSİ
Sözü, vicdan terazisine taşı
Tartıya gelmeyen söz akla ziyan
YEİS
Yeis, milletlerin kanser denilen en dehşetli hastalığıdır:
Yeis, korkak, aşağı ve acizlerin işidir
Baharda üşüdü, nevruz çiçeği
Yüreğime düştü, soğuk düşlerim
Ezan vaktidir, bize sükût düşer
Sükûtun serancamı ihlas düşer
Kan pıhtısında, kâinat gizemi
Hayran bırakır, o müthiş nizamı