Şöyle derinden bir ah çekiyorum!
18 Şubat 1916 tarihi, Muş İlimizin Rus Orduları tarafından işgali...
Bir yıl iki ay 12 gün sürecek olan, o kâbus dolu; her günü matem
çığlıklarının Muş Ovasında yankılandığı acımasız işgal yılları
“İşgal acıları, Şubat soğuğu kadar acı/ veya vahim!
Hürriyet şarkıları, Nisan rüzgârları kadar utacı/ veya esenlik verici!”
30 Nisan 1917 Tarihi, Muş İlimizin o kahredici, İşgal günlerinden kurtuluşu...
Bu tarihi şehirde, ‘mazlumların kıyama kalkışı...’
Muş'un, 7’den 70’e bir yürek oluşu... Kalenin burçlarında, ‘gökyüzünün
ışıl ışıl kan kırmızı bayrağın nakışına işlemesi...’
“Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır,
Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır!”
Bir şiirimizde ne diyoruz,
“Otuz Nisan, Muş'un düşmandan halas günü
Budur, gözyaşıyla gelen düğünü...
Dünü unutmadı, kaderine koydu!
Otuz Nisan, ‘kederden arındı’ bugün
Ey şefkatli, merhametli tarihim,
Hürriyeti kana kana içtiğim,
Suyuyla, havasıyla kandığım gündeyim!”
Muş İlimize, “Alparslan Diyarı…” demek daha doğru olur. Muş İlimizde,
‘fütüvvet diliyle…’ konuşmak, ‘Divan…’ adı verilen o güzelim sohbet
geleneğini gelecek nesillere aktarmak en büyük dileğimizdir.
Muş Kalesindeyim... Dostlarla bir arada... Bir o dostların yüzlerine
bakıyorum, bir de, Muş Ovasının alabildiğine güzelliğine... Rabbim, bu
güzelliği, dört bir yanını dağlarla kale surları misali kuşatarak,
Murat Nehriyle, Karasu Irmağıyla bezemiş...
“Akdoğan Dağı, Şerafettin Dağları, Bingöl Dağları, Karaçavuş Dağları,
Yakupağa Dağları... Muş İlimizi korumak için dağlar omuz omuza
vermişler...”
Muş Kalesi’nde derin bir tefekkürdeyim... Anadolu Şehirlerini bir
baştan öte başa ihata eden kaleleri, Ulu Camileri, tarihi köprüleri,
hanları, hamamları, zaviyeleri, kümbetleri, mezar taşları, tarihi
evleri çarşıları vesaire bizleri o güçlü mazimizle buluşturur.
Anadolu’nun sizleri tarihler buluşturan “açık hava müzesi formatında…”
yorumlayabilirsiniz.
Bu aziz ve mualla Şehir, insanıyla hiçbir zaman, ‘işgal acılarına
tahammül edememiştir’
Milli Mücadele, Milletin kendi istiklaline, istikbaline yürüyüşü…
Mondros’tan (30 Ekim 1918) Mudanya Mütarekesine (11 Ekim 1922)
Bu tarihler, bir milletin; ‘Milli Mücadele Tarihidir’
Rahmetli Ahmet Kabaklı Hocanın sıklıkla bahsettiği, “Alperenlik idealini…”
O ideali Milli Mücadele ruhuyla mücehhez kıldık…
Muş İlimiz ve Muş ilimizin güzel insanları, şanlı tarihine sadakatle
ayağa kalktı... İşgalci güçlere ve onun maalesef elinde oyuncak gibi
kullandığı gafiller, bedbahtlar, işbirlikçilerine karşı vatan
savunmasını kendisine yakışan bir dirayetle sürdürdü.
Elbette ki, Misak-ı Milli ruhu diyeceğiz. O ruhun içinde öfkemiz
olsun. Canımız feda olsun diyeceğiz. Bütün öfkemiz, vatan için
olsun... İnancımız bizlere, “Vatan sevgisi imandandır!” buyuruyor.
Muş Kalesi’ndeyim... Bütün ruhumu, Muş İlimizin engin ufkunda gezdiriyorum.
“Baharda cennet kokar, Muş Ovası... Muş, Malazgirt, Ahlat fetih
rahlesi... Murat boylarında ihlas havası... İkramıdır bizlere,
“Kırmızı Lalesi!” Yeşil doğaya, dayadım sırtımı; Bu diyarlar yüreğini
sardı mı? Devran, Alparslan nesline vardı mı? Bu yerler ki, ‘vatanımın
kalesi’
Muş İlimizi bizler, “Malazgirt’le biliriz!” O Malazgirt ki, “tarihin
ulu kapısı, kan ile yazılır vatan tapusu! Ebu’l Feth bizlere gönül
tuğrası... Sultanu’l Adil, üç kıtanın şanlı muştusu!”
Sevgili can dostlar... Muş İlimizin güzel ve nezih insanları,
“Malazgirt’i düşünmek; Gazali asrından bir hoş sedadır; Farabi,
Biruni, İbn-i Sina’yı edadır; Divan Şehrine, Kaşgar’a yolculuk;
Balasagun’da, Yusuf Hacip’le sohbettir; Bilgiye, hikmete her dem
sırlara yoldaştır; Tarihi, vuslat haliyle bir daha anmak; O hali
yaşamak, dertlenmek, yanmaktır...”
Muş İlimiz, Gazi Malazgirt, vatanın limanı; Şer güç yıkamaz, tevhitle
imanı! Müjde 30 Nisan, fetihler mirası... Kutsi Hadiste okunur manası;
Malazgirt’ten İstanbul’a yol gider, Zafer alaylı tuğlu meydanlar
gider...”
30 Nisan’a armağan ettiğimiz bir dörtlüğümüzde;
“Sıralasam şöyle yıkılır dağlar
Şafak söküğü gibi günler ağlar
Doğrular birbirini içten bağlar
Sözüm, mazlum çığlığına yâr imiş...”
Maalesef, tarihi gerçekler bizlere haber veriyor; “Mazlumu çok olan
bir milletiz biz.. Acılarla kaynaşmış birliğimiz, Zafer alaylarıyla
yürürüz biz, Siperlerde okunur dirliğimiz.”
Otuz Nisan Tarihi, Muş İlimizin, ‘hürriyet şarkılarını söylediği kutlu
günlerin adıdır’ O günü canı yürekten tefekkür edenlere selam olsun
Allah, bu millete bir daha işgal acıları yasatmasın (amin)
MUHABBETİM SANA
Otuz Nisan, her yıl şanlı yolumuz...
Bu vatan için, şâhadet yolumuz...
Hakka tapar, Hak’ka vuslat yolumuz!
Ey şanlı yolcu, muhabbetim sana...
MEYDANLAR
Malazgirt’ten Dumlupınar’a
Ovalar, zafer tuğlu meydanlar
Zaferlerle yürür, ulupınar’a…
Akar yüreğim, uluçınar’a…
Kumral Dede’den, Hacı Bayram Veli’ye
Fetih Suresi okur, meydanlar
“Ya şehadet, Ya hürriyet” emelim
MİSAKI MİLLİ RUHU
Misak-ı Milli ruhu diyeceğiz
O ruhun içinde öfkemiz olsun
Canımız feda olsun diyeceğiz;
Bütün öfkemiz vatan için olsun
MUS İLİMİZE
Muş ili, şiir gibi, vatan kokar
Bozkır Anadolu’da, büyür sevdam
Yollara, gözyaşı, emeği döker
Bir ulu pınar gibi yürür, sevdam
Bağımız, bağrımızda filizlenir
Çağrımız, yüreklerde alevlenir
Kor bir alevde sevdam filizlenir
Bozkır Anadolu'da yaşar sevdam
MURAT
Murat, kâh gökyüzüdür, kâh hâkidir
Bozkırlara, su taşıyan sakidir
Murat, derin vadilerden yol alır
Güzel ülkemin zarif yüz akıdır
MURAT NEHRİYLE
Murat nehriyle, yol boyu arkadaş,
Ey nehir sen benim gönlüme adaş
Suyla birlikte hep aksın yolumuz
Emzirir ab-ı hayat çeşmesini
Dün akıncıydı, vatan deyip akan
Bugün kutlu sevdaya ışık yakan