Bed­ret­tin Ke­leş­te­mur

12 Kasım Depremi

Bed­ret­tin Ke­leş­te­mur

Gönül ister ki, ‘depremleri…’ hiç konuşmayalım!
Ne içerisinde yaşadığımız şehrin ve ne de güzel ülkemin gündeminde, “DEPREM OLMASIN!”
Ecdat ne der, “Depremin ne zaman olacağı belli değil, ne yapacağı belli!”
Özetin özeti neydi, “Depremle birlikte yaşamayı öğreneceğiz!”
En bariz misaliyle, “Japonlar gibi…”
Kim düşünebilirdi ki, Ağustos-1999 Marmara Depreminden 89 gün sonra, “12 Kasım 1999 Düzce Depremi…” olacak! 
Ve sonraki yıllarda, “24 Ocak 2020 Elâzığ Depremi…”
Deprem üzerinde öyle bir söz var ki, “Depremden korkma insanlardan kork!”
Zihnimizde ışıldayan üç kavram var; “Tedbir, Tevekkül ve Kader…”
Nisa Süresi 71 ayette şöyle buyrulur; “Ey iman edenler tedbirinizi alın!”
Eviniz şöyle veya böyle, ‘depreme dayanıklı değil!”
Bir şey olmaz diyemezsiniz! İşte o anda, ‘mesul duruma düşersiniz’
Tedbirden sonra tevekkül gelir.
Maide Suresi 23 ayette şöyle buyrulur, “İmanınız varsa Allah’a tevekkül edin!”
17 Ağustos Depremiyle Türkiye asrın felaketine uyanıyordu!
Daha Marmara Depreminin acıları sarılmadan, “Merkez üssü Düzce olan 7.2 şiddetindeki bir depremle…” Türkiye’miz derinden bir daha sarsılacaktı!
Sadece 30 sn. içerisinde Düzce ve Bolu’da can kaybı meydana gelecekti…
845 vatandaşımız hayatını kaybedecekti! 5 bine yakında yaralı sayısı…
Binlerce bina ağır hasar görecekti!
Kur’an da Zilzal Suresi/ bizlere zelzele anını anlatır;
“Yer o yaman sarsıntı ile sarsıldığı,
Yer, içindeki ağırlıkları çıkarıp dışarı attığı,
Ve insan; “Ona ne oluyor?” dediği zaman,
O gün yer, bütün haberlerini anlatır.
Çünkü Rabbin ona vahyetmiştir.
O gün insanlar, amellerinin karşılığı kendilerine gösterilmek üzere bölük bölük çıkacaklardır.
Her kim zerre kadar hayır işlemişse onu görecektir,
Her kim, zerre kadar şer işlemişse onu görecektir.”
O sebepledir ki bizler depremlere, “küçük kıyamet…” diyoruz!
24 Ocak 2020 Elâzığ Depreminde zihinlerde şu düşüncenin olgunlaştığını görmekteyim;
Deprem birkaç saniye daha devam etseydi; “Elâzığ Şehri büyük bir felaket yaşayabilirdi!”
Elâzığ Şehri de, ‘büyük bir felaketten uyandı’
Elâzığ’da ‘TOKİ marifetiyle’ takriben, “25 bin bina yenilendi…”
Başta İstanbul ve İzmir olmak üzere artık, ‘depreme hazırlıklı olmalıyız’
Dile kolay, Cumhuriyet tarihinde, “yüz binin üzerinde insanımız…” doğal afetlerle hayatlarını kaybetmiş!
Her zaman için söyleriz, “bir insanı öldürmek bütün kâinatı öldürmek gibidir!”
“Bir insanı kurtarmak bütün kâinatı kurtarmak gibidir!”
İnsan merkezli düşünürsek, insani değerlerle hadiselere bakarsak, ‘çok şeylerin değişeceğine…’ inanıyorum. İnsanı, “Deprem öldürmez binalar öldürür!” 
Temelleri sağlam, ruhumuza akseden binalar inşa edelim…
Gayretimiz, hayretimiz, hasretimiz, idealimiz; “insan olsun!”

KORKAKLARA
Korku ve ürkeklik, 
Esarete yelken açanların limanı!
Akıl ve kalp süzgecinden dökülür;
Bendeki bütün sözler!
Kararsızlığa oruçluyum artık
Belalara tebessüm eder, geçerim!

SOLAR GİDERİM
Dostun resmini çizerim gönlüme
Mavi deryalara dalar giderim!
Aman değmesin nazarım gülüme!
Hazan rüzgârıyla solar giderim

CUMA GÜNÜNE
Cem olur gönüller barışa akar
Omuz omuza vermiş saf bağlamış
Dil ikrarda, kalp ile ihlas akar
İç huzuru rahmete el bağlamış!

SEHER VAKTİ
Seher vakti, sükûtun çağlayanı
Dualarda rahmet olur dökülür
Huzurda için için ağlayanı;
Sabahın ilk ışıkları dökülür!

İSA YUSUF ALPTEKİN’E
İsa Yusuf Alptekin, burçlara selâm durdu
Öz vatanından uzak dertlere selâm durdu
Hak katına yürüdü, dostlar sardı bayrağa
Ak tolgalı yiğitler ruhuna selâm durdu

BU MEYDAN
Bu meydan er meydanıdır, güreş bilen gelsin
Canlara ser meydanıdır, divan duran gelsin
Galibi yok bu davanın hep hicran yüklüdür
Civanlara ter meydanıdır, Alperen gelsin

YÜKSELMEK
Yükselmek, ne dalsız ne budaksız olur
Yükselmek, ne kolsuz, ne kanatsız olur
Ümitler fışkırır dalgalar kadar sert;
Yükselmek, ne alsız ne yüreksiz olur

SABAHIN BİR HECESİ
Sabahın bir hecesi, “ah” okunur!
Yüreğim her sabah, “vah’a” dokunur
Her göz açımında fani hayatı;
Terk-i edebin Selâsı okunur

ATA’YI YÂD ETTİĞİMİZ
Tefekkür ederim, Çanakkale’yi
Dumlupınar’da hey! Anadolu’yu
Türk’ün son kalesi, Anadolu’yu
Şehitlerim, Gazilerim; On Kasım,
Tarihi yaşadığımız gündeyiz!
Akıl, idrak, iz’an, şuur bir nefes;
Ata’yı yâd ettiğimiz gündeyiz

ZAMANIN İÇİNDE
Zamanın içinde, içinde yaşar
Bütün emelim, sevinçlerim, acım
Geleceğe bakar, ufuklar açar;
Maziden yükselen sese muhtacım

TÜRK’TEN YANA GÜLECEK!    
21.asır derim! Bu asra, tebessüm ediniz.
Bu asra, sükûtunuz ve sabrınızla gönlünüzdeki rengi veriniz.
 Ve gelin bu sözleri birlikte seslendirelim;
“Tarihin yüzü, Türk’ten yana gülecek
Türk’ün gönlünde konca güller açacak”
Bu toz bulutu,
Bu sis tabakasının altında mı söylenecek bu sözler!
Evet, Suların durulacağı gün yakındır!
Nurdan damlaların sağanak haline getirdiği şu coğrafyayı hiç düşündün mü?
Üç kıtayı birbirine yaklaştıran Anadolu’daki fetih ruhunu!
“Umut, inmeyen gönderim
Ufuk, taptaze önderim” 
Niyetim, saf tutmuştur en asil umutlara!
Hasretim, köprüdür yarınlara!
Yarınlar, imanım gibi bilirim,
“Mutlak güzel, perde ötesi hakikat”
Kararsızlık mı?  Bir cinayet!
Cesaretsizlik mi? Sadakate ihanet!
İki köhne kavram “Dil yarası”
Aşırılık ve felaket tellallığı!
Göz kapaklarını, dalgalara kapamak;
Mahcubiyet değil, mahkûmiyet!  
 

Yazarın Diğer Yazıları