Osman Bey yirmi yıldır aynı mahallede yaşıyor. Köşede bulunan döviz bürosunun camından her sabah işe giderken bakıyordu. Eskiden sabahları, büronun önünde sekiz-on kişilik kuyruk olurdu. Şimdi ise bomboş, içeride çalışan genç adam telefonuyla oynuyor.
Ama Osman Bey'in asıl dikkatini çeken başka bir şey: Bir sokak ötedeki sarrafın önündeki kalabalık. Özellikle son aylarda, öğle vakti geçerken bile dört-beş kişi görüyordu kapıda. Geçen hafta merak edip içeriye daldı. "Gümüş külçe var mı?" diye sordu. “Var” dedi yoğunluktan yorgun düşmüş dükkan sahibi. Aldı. Neden aldığını tam olarak o da bilmiyordu aslında.
İktisat kitapları der ki insan rasyoneldir, yani mantıklıdır. Hesap yapar, en karlı seçeneği bulur, öyle karar verir.
Bence yalan, en azından her zaman geçerli değil.
İnsan bazen açgözlüdür bazen de korkar. İnsan hatırlar. İnsan, komşusunun ne yaptığına bakar, o kazanınca ben neden kazanamıyorum diye kendine sorar. Ve bazen bir şeyi sadece elinde tutabildiği için güvenli bulur.
Osman Bey'in döviz bürosuna artık girmemesinin sebebi, dövizin pahalanmaması değil. Tam tersine. Dolar artık eskisi kadar yükselmiyor, bu durum ise artık herkese "normal" gelmeye başladı. Şaşırtmıyor artık. Heyecan vermiyor. Korku bile vermiyor. Sadece... sıradan bir gerçek. Tıpkı havanın soğuk olması gibi. İlk soğuk günde üşürsün. Kırkıncı günde alışırsın.
Psikoloji buna "alışma" diyor.
Döviz artık bir tehdit değil, bir numara. Ekranda gördüğün, bankada sakladığın, kötü günde lazım olur düşüncesi ile saklamak zorunda hissettiğin ama bugün eskisi kadar popüler değil.
Ama altın farklı.
Osman Bey aldığı gümüş külçeyi ceketinin iç cebine koydu. Ağırlığını hissetti. Eve geldiğinde çekmecenin en alt gözüne sakladı. Sabah uyandığında aklına geldi. "Orada mı hâlâ?" diye baktı. Öyleydi.
Bu his, ekranda yazan "10.000 TL bakiyeniz vardır" yazısından çok daha gerçekti.
İnsan beyni böyle çalışır. Gördüğüne, tuttuğuna inanır. Dijital dünya ne kadar gelişse de, eski beyin hala mağarada yaşıyor. Mağarada duvara çizgi çekmekle zengin olunmaz; taş, kemik, et biriktirirsin. Bugün de benzer şeyleri farklı ürünlerle yapıyoruz esasında.
Altın, o eski beyinin dilinden konuşur. Çünkü altın on binlerce yıldır zenginliğin sembolü.
Bir de şu var: Kontrol hissi.
Osman Bey'in döviz hesabı var. Ama o hesabı sabah açamıyor. Öğlen limiti dolmuş oluyor. Akşam kur kapanmış oluyor. Para orada ama değil. Başkasının iznine bağlı.
Çeyrek altın veya Gümüş külçe ise çekmecede. İstediği zaman alıp satabilir. Kimseye sormaz. Sistem çökmez. Şifre unutulmaz. Bu yüzden haberlerde sürekli yastık altındaki altın ile ilgili sürekli tartışmalar döner durur.
Tabii ki bu his yanıltıcı olabilir. Sarraf da kapanabilir, gümüş de değer kaybedebilir. Ama zihin böyle düşünmez. Zihin der ki: "Elimdeyse benim."
Osman Bey geçen hafta sarrafın önünde beklerken, yanındaki kadına kulak misafiri oldu.
"Kızım aldı, ben de aldım," diyordu telefonda. Ona da komşusu söylemiş çok para kazandırmış son birkaç ayda.
İşte. Tam da bu.
Kalabalık, kalabalığı çağırır.
Kuyruk gördüğünde zihninde bir alarm çalar: "Burada bir şey oluyor. Ben kaçırıyorum." Doların önünde kuyruk yoksa, belki dolar bitmiştir. Ama gümüşün önünde kuyruk varsa, belki gümüş başlıyordur.
Mantıklı mı? Hayır.
İnsan mı? Evet.
Sonra bir de hikâyeler var.
Osman Bey'in babası 1994'te altın almıştı. Kriz geldi, dolar uçtu, bankalar battı. Ama altın kaldı. Osman Bey o altınla evlendi.
Bu tür hikayeler hafızaya kazınır. Unutulmaz. Milletin hatıralarını oluşturur. Ve bugün karar verirken, farkında olmadan devreye girer. "Babam ne yapmıştı?" diye sormaz belki Osman Bey. Ama içgüdüsel olarak bilir. Çünkü babası alım gücünü korumak için böyle yapıyordu, belki dedesi de.
Özetle, döviz bürosu boş, çünkü döviz artık sıkıcı, kimse konuşmuyor. Yükselmiyor da. Bu arada yabancı ve yerli kurumların 2026 yılında Dolar getirisinin %18-%20 civarında olmasını bekliyorlar. Yani enflasyonun altında, 1 yıllık TL faizinin de altında olacak. Cazibesi yoksa tercih edilmemesi de normal sayılabilir mi?
Sarraf kalabalık, çünkü altın hala heyecanlı.
Biri alışkanlık, öteki umut.
Biri ekranda, öteki cepte.
Biri izin ister, öteki emreder: "Benimsin."
Piyasaları anlamak istiyorsan, fiyatlara değil, kuyruklara bak.
Kuyruklar, rakamlardan daha dürüsttür.
Bazen de bu kuyruklar yanlış sinyaller üretir. Normalde bir ürünün fiyatı düşükken almak mantıklı iken finansal piyasalarda bunun tersi çalışır. Yani fiyat yükseldikçe talep eden insan sayısı artar. Normalde insan oğlu rasyonel bir varlıktır. Bir şeyin fiyatı çok arttıkça “orada artık eski cazibe kalmamış olabilir” diye düşünmesi gerekiyor.
Anomaliler böyle ortaya çıkar. Bir dönem bitcoinde yaşanır, bir dönem hisse senetlerinde ve bir dönemde de altın veya gümüş gibi değerli metallerde. Sistem hep aynıdır, insanoğlu korkar, elindeki parayla eskiden alabildiklerini artık alamayacağından korkar ve insanoğlu aç gözlüdür. Komşusu altın alıp kazanmışsa “bu fırsatı kaçırmamam gerekir, ben de altın almalıyım” diye düşünür ve sürüye dahil olur.
Herkese merhaba,
Ben Ömer Faruk ÖZTÜRK. Finansal Okuryazarlık Eğitmeni ve Hedef Fiyat platformunun kurucusuyum.
Bundan böyle Elazığ Hakimiyet Gazetesi’nin Ekonomi & Finans köşesinde, gündeme dair ekonomik ve finansal gelişmeleri; piyasa dinamikleri, yatırım psikolojisi ve finansal farkındalık perspektifiyle ele alacağım.
Keyifli ve faydalı okumalar dilerim.