Ömer Faruk Öztürk

Altın yatırımında büyük yanılgı: 'Asla düşmez'

Ömer Faruk Öztürk

Şubat ayında kaleme aldığım bir önceki yazımda döviz bürolarındaki kuyruk nerede diye sormuştum. Çünkü bazen de bu kuyruklar yanlış sinyaller üretir mesajını okuyuculara vermekti. Normalde bir ürünün fiyatı düşükken almak mantıklı iken finansal piyasalarda bunun tersi çalışır. Yani fiyat yükseldikçe talep eden insan sayısı artar. Normalde insanoğlu rasyonel bir varlıktır. Bir şeyin fiyatı çok arttıkça “orada artık eski cazibe kalmamış olabilir” diye düşünmesi gerekiyor demiştim ve bunu özellikle altın ve gümüş piyasasındaki sert hareketlerin öncesinde uyarı amaçlı belirtmiştim.

O gün gram altının fiyatı en yüksek 7.094 TL’ye ulaşmış, yazıdan sonra da zirvesi 7.660 TL olmuş. Lakin sonrasında zirvesinden %24 düşerek 5.800-5.900 TL’ye kadar geri çekildi. Gram gümüşte de benzeri ve daha sert geri çekilmeleri gördük zaten.
Yatırımcılar Bu Düşüşlerden Hangi Dersleri Çıkarmalı?
1) Güvenli liman her zaman kazandırmaz. Hiçbir varlık sonsuza dek yükselemez. Finansal piyasalarda hiçbir varlığın fiyatı sonsuza dek yükselmez. Bir varlığın fiyatı ne kadar çok yükselirse oradaki risk de o kadar artmış olur. Ticarette olduğu gibi finansal piyasalarda da amaç bir varlığı ucuzken ya da uygun seviyelerden almak ve pahalı olduğunu düşündüğümüz zaman da satmak ya da pozisyonumuzu azaltmak olmalıdır.

Hocam altın düşse de düştüğü yeri unutmaz dediğinizi duyar gibiyim. Hadi gelin somut bir örnek ile devam edelim. Gram altın 2011 Eylül ayında son dönemdeki gibi agresif yükselişlerle 108 TL’ye kadar çıkmıştı, o günlerde de sarrafların önünde kuyruklar vardı. Çünkü herkes gram altının 200 TL olacağını hayal ediyordu. Lakin gram altın 2 yıl boyunca düştü ve %32 kayıp ile 73 TL’ye kadar geri çekildi. 2011 yılında gördüğü 108 TL zirvesine ulaşması ve aşması ise 2016 yılının şubat aylarını buldu. Yani bir altın yatırımcısı 5 yılın sonunda zararını çıkarmış oldu. Üstelik enflasyon o günlerde %30 civarında da değildi, bugün reel kayıplar daha yüksek olabilir.
2) Kuyruklar her zaman doğru sinyali vermez. Pazarda da bu durum aynıdır. Bir meyve satıcısının önü insanla doludur. O kalabalığı gören herkes orada ne oluyor, bir fırsat var kaçırıyorum sanırım diye kuyruğa girmeye hatta öne geçmeye çalışır.  Burada iki davranışsal finans konusu vardır. Birincisi “Sürü Psikolojisi” yani, bireylerin kendi analizlerinden ziyade kalabalığın davranışını referans alarak hareket etmesi durumu olarak özetleyebiliriz. “Herkes alıyorsa vardır bir bildikleri” düşüncesi ağır basar ve bir anda kendinizi kuyruğun içerisinde bulursunuz.

İkinci durum ise FOMO’dur (Türkçe anlamı ile Fırsatı Kaçırma Korkusu) Yani birey kalabalığı görünce “bir fırsatı kaçırıyorum” hissine kapılır ve bu duygu sürü psikolojisini tetikleyen ana faktörlerden biridir.

3) Varlıkları çeşitlendirmek bir zaruriyettir. Yani tüm birikimimizi sırf çok konuşuluyor diye altına, dolara veya diğer enstrümanlara yatırmak çok mantıklı bir düşünce değil. Doğrusu ne peki? Makroekonomik gelişmelere uygun olarak portföyde farklı varlıklara yer vermek. Birinden kaybetsek bile portföyün getirisinin bizi enflasyona karşı korumasını sağlamak olmalıdır.

Özetle herkes birikimlerini ve tasarruflarını enflasyona karşı korumayı amaçlıyor ve elindeki parayı arttırıp alım gücünü korumak hatta arttırmak istiyor. Lakin bunu kısa vadeli spekülatif hareketlerden ziyade daha uzun vadeli stratejik ve rasyonel kararlar alarak yapmak mümkün. Herkes dolar alıyor bende almalıyım, herkes altın alıyor sıraya gireyim mantığı çok doğru bir tercih olmadı, hiçbir zaman da olmayacaktır. 2011-2016 arasında altın yatırımı yapanlar bunu çok güzel tecrübe ettiler. Finansal okuryazarlık size tasarruf, bikirim ve yatırım kültürü oluşturmanızı sağlar. Bu köşede ben de bu sürece katkı sunmaya devam edeceğim. 

Yazarın Diğer Yazıları