Elazığ- Maden ilçesi Yıldızhan köyünde 1982 yılında dünyaya gelen Cebeli Yerlikaya, ilk ve orta öğrenimini burada tamamlar.
Elazığ lisesinde öğrenim gördüğü yıllarda edebî yazılarıyla öğretmenlerinin dikkatini çeken ve bu yıllarda öğretmenlerinin de telkinleriyle bu alana yoğunlaşan YERLİKAYA, başlangıç noktasını burası olarak kabul eder.
Elâzığ’daki öğrencilik yıllarında Elazığ ve Harput Kültürünün derin etkisiyle bu büyük kültürün tarihsel gelişimini ve sahip olduğu kültürel değerleri özümsemiş, bu değerleri kendi kişilik harcına harmanlayarak bir nevi edebî kişiliğinin altyapısını oluşturmuştur.
Yazarın daha sonra çok sevdiği şehir olan İstanbul serüveni başlar. Bu süre zarfında Anadolu Üniversitesi Bankacılık ve sigortacılık bölümünü okuyan ve daha sonra yine Anadolu üniversitesi Halkla İlişkiler Ve Reklâmcılık bölümünü bitiren Şair-Yazar Cebeli Yerlikaya,
İstanbul’da bir kamu kuruluşunda iş yaşamını sürdürmekte olup, evli ve bir çocuk babasıdır.
2016 yılına kadar biriktirdiği manzum ve manzume türündeki yazılarını bu yıl içinde kitaba dönüştürerek ilk şiir kitabı olan;
“Dümeni Kırık Şehirleri” çıkardı.
Elazığ’a olan sevdasını ve özlemini yansıtan birkaç şiirin de bulunduğu bu kitapta, özellikle Elazığlı kahraman polis şehidimiz Fethi Sekin'in yüce hatırasına armağan olarak kaleme aldığı “Kaç Kurşun” adlı şiiri büyük beğeni topladı.
Kitap genelinde aşk, özlem, vatan ve insan sevgisi ağırlıklı konular olarak göze çarpmakta, okurun hafızasına geçmişten günümüze sıralanan anılar eşliğinde tatlı bir seda bırakmaktadır.
Ve kitabın ön sözünde yer alan şu sözlerle anlatır kısaca bu kitabın içeriğini;”Şiir; el değmemiş masumiyetin, hayal tarlasında filizlenip,gönül mahzenine bir bir açılması demektir.”
Ve yine der ki büyük bir manevi aşkla;” Sebeplerde O (Allah) varsa, itibarsız acıların misafirliği bile makbuldür.”
“Bir kere çıkmıştır kalem kınından, çalmadan olmaz kağıda.”Bu düsturla 2018 yılının sonlarına doğru içinde yaklaşık elli yazarın yer aldığı
“Mürekkebin Son Demleri"
Adlı şiir antolojisi kitabı ile okura merhaba der bu defa. Kollektif bu çalışmadaki amaç, hem yazarlar arasındaki dayanışma ruhunu yansıtmak hem de edebî aleme bir iz daha bırakmaktır.
Bu dönemde “Ömer Seyfettin" anısına düzenlenen öykü yarışmasında üçüncülük ödülüne layık görülen
Şair-Yazar Cebeli YERLİKAYA, daha bir bilenir yazmaya.Bir yıl sonra yine içinde yaklaşık otuz beş yazarın yer aldığı
“Öykü” antolojisi olan “Zamandan Sırlar Kitabı yayımlanır.
Yazarımız bu kitapta da Elazığ sevdasının bir nişanesi olarak “Ahçik” adlı öyküsü ile okurunu selamlar.
Bir zamanlar Harput’ta yaşanmış olan hüzünlü bir aşk hikayesini biraz farklı bir kurguyla yeniden kaleme alan yazar, Harput'un kültürel değerlerini, günlük yaşam tarzını, fiziksel yapısını da tasvir edip, bu aşk hikayesiyle bir nevi Harput'u resmeder.Satır aralarında o günlere olan özlem fışkırır adeta kelimelerin ağzından.
Coşkun bir nehir gibi çağlar kalemden dökülenler, derken 2020 yılının sonlarına doğru büyük bir özenle hazırladığı “Deneme" türündeki
“Elena” İsimli kitabı yayımlanır. Kitabın Ön Sözünde, bu kitabın içeriği tüm görkemiyle arz-ı endam eder.
Der ki yazar;”Bu kitap sözün zirvesi, hayatın bir nevi alfabesidir.”
Ve sunum kısmında şu sözlerle devam eder;
”Biz, bulut görmemiş yağmurlarla söz olup, şiire sağanak sağanak yağarken, ıslanmayı göze alanlara şemsiye tutmadık.
Çünkü siz, hangi yağmurda ıslanacağınızı çok iyi bilirsiniz.” Diyerek gerçek okuyucuya alması gereken mesajı verir.
Elena kitabını,”Çok kutuplu dünyanın, tek kutuplu özeti”olarak lanse eder.Buradaki mesaj,insanın dünyanın neresinde olursa olsun aynı şeyleri paylaştığı,farklılıkların aslında benzerliklerin ürünü olduğu fikriyatını öne sürer.
Şair ve Yazar Cebeli Yerlikaya edebî kişiliğinin membası ve mecrası olarak Harput'u kabul eder.
Bu şehrin Ediplerinin yolunu kendine kılavuz eyler. Harput emsalsiz bir zirvedir yazarın gözünde ve sözünde.
Yerlikaya'ya göre;”Harput, sazın ve sözün hünkar mahfilidir.”
Kişiliğinin ve edebi dünyasının temellerini de bu bina üzerine inşa ettiğini söyler.
Bunu söylerken, sözünü esirgemez Harput’tan ve Elazığ’dan.”Minaresi eğik bir şehrin, dik başlı çocuğuyum ben’ der.
Bu şehirle abdestli, her dem bedenim. Beş vaktin beşinde söz kılar bu şehre, gönül kılarım.
”Manevi iklimi zengin bu şehri aynı maneviyatta sözlerle selamlar.
Öyle ki;”Harput, edebi kişiliğimin burcuna dikilmiş şanlı bir bayraktır. A,b,c demeyi, kağıttan gemiler yüzdürmeyi,ekmek üstüne salça sürmeyi, keveni, kengeri,merkep ile dünya yükünü çekmeyi hep bu şehirde öğrendiğini beyan eder.
O yüzden; sefam da vefam da daimdir bu şehire.” Diyerek Elazığ ve Harput sevdasını zirvede noktalar.
Yazarın edebî kişiliğinin ilham kaynağı şehirlerinden biri de hiç şüphesiz İstanbul’dur.
Boğazı, Galata'yı, Kız kulesini sık sık görmek mümkündür yazarın eserlerinin satır aralarında.
”Gel bugün sahici şeyler söyle bana, İstanbul’lu şeyler
Sarıyer’i, Beşiktaş'ı,Kadıköy’ü,Üsküdar'ı olsun
Dizilsin tek sıra boğaza mesela
Bitsin ömrü seyrim, bu manzarada nihayet bulsun.”
Kah bozacılarından dem vurur, kâh kabzımallarından, kâh ışıl ışıl cadde ve sokaklarında İstanbul'un, kah bitmeyen sevdalarından.
”Ne büyük gönüllüsün be İstanbul! Hani sen olmadan, bunca acıyı, ciğer yemiş bunca sancıyı hangi yürek taşırsa senden başka.
Onca gelen vardı güya sana hiç koşulsuz, çok geçmedi üstünden takınıp koşumlarını ardına bile bakmadan terk ettiler hiç koşulsuz ve hala bu, yerinde, benimlesin.
İşte o yüzden büyük ve teksin İstanbul.” Diyerek bu şehrin kutsiyetine ve ona sevdasına atıfta bulunur.
Anadolu’nun bir çok şehrinde yayımlanan çeşitli dergilerde, şiir, makale, öykü ve deneme türünde yazıları ve yine yerel ve Ulusal gazetelerde ropörtajları yayımlanan Cebeli Yerlikaya, Elazığ’da Güçlü Haber Gazetesi ve İstanbul Nabız Gazetesinde köşe yazarlığı ve haber müdürlüğü yapmasının yanı sıra, Çengel Dergisi genel yayın koordinatörlüğü,Telmih Dergisi İstanbul İl Temsilcisi görevlerini de icra eder.
Ayrıca biri ”Elazığ kalkındırma Derneği” diğeri “Rumeli Balkan Güç birliği Federasyonu" olmak üzere iki tane sivil toplum kuruluşunda kültür ve sanat danışmanı olarak aktif rol almaktadır.
Kitap okumayı seven ve bunu geniş kitlelere yaymayı umut eden bir anlayışla bu güne kadar Anadolu’nun farklı şehirlerindeki okul ve okuyuculara iki bin beşyüze yakın kitap gönderen ve göndermeye devam eden Yerlikaya, bu işi kendine görev addetmiştir.
Yazmayı ve okumayı dünyasının merkezine koyan Yerlikaya;”Ben, edebiyat yükünün kadrolu hamalıyım.Yazsam kalemim kırılacaktı, yazmasam kalbim.”diyerek,kaleminin kırılması pahasına,kalbini hoş tutmuştur okumanın ve yazmanın.
Ben merkeziyetçilikten uzak tutar öz kimliğini ve edebi kişiliğini.”Ben, ben demem. Ben benliktir.Nice ben ben diyenler,yok içinde hiçliktir.” Tevazu kokar, edep kokar sıradaki mısraları.”Büyük bir orman mı soruyorsun odunu bitmeyen? Evet, o dildir.
Baksana cehenneme, onca ateş ne ile harlanıyor sanıyorsun!
Eğer edebî ile konuşup, dili ile susmayı başarabilseydi insan,
Cennet, dilin sustuğu yer olurdu.Sahipsiz dil,ateştir yakar.”Yaklaşımı ile kendi manevi dünyasının kırmızı hatlarını çizer adeta.Kalem yazar, dil susar,edep konuşur edebice, kendince, Cebeli'ce..Toplumsal yapıda yazarların yerini şöyle tarif eder.
”Yazarlar; toplumun dinamosudur. Harekete geçirir toplumu, ateşler, gücüne güç katar.Toplumsal sorunları,yazarın her bir satır arasında görmek mümkündür.
Bu sorunları felsefik bir dil ve sunumla ele alıp, dile getirir.”Kendini toplumdan soyutlamış, ben merkezli bir anlayışı asla kapımdan içeri sokmam. O içerde ise ben dışarıdayım.” Ve şu mısralarla, “arife tarif gerekmez” dercesine,
”Tuttuğu ne ise güttüğü de odur kalbin.
Kim görmüş kitabı elinde cahilin,
Abdal’da silahı kim görmüş.”
Güzellemesiyle selam durur kalem ehline,kelâm ehline..
Bu şairimizde; serbest şiirin saf yüzünü görürüz. Okuyup yazdıkça biz de kendisini okuyacağız. Kaliteli başarılarının tanığı olmak arzusuyla selamlıyoruz bu şair ve yazarımızı...