İlhami BULUT

Elazığ Kalemleri Necati Kanter

İlhami BULUT

“Elazığ Kalemleri” Yine bir Elazığlı, desibeli okuyucunun yürek algısı ile orantılı bir ses ve anlatıma sahip; eğitimci, mütedeyyin bir yazarla devam ediyor. Bu yazarımız Necati Kanter;

1949 Yılında Elazığ’da doğan Necati Kanter; ilk ve orta öğrenimini Elazığ’da tamamladıktan sonra, 1975 yılında Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden mezun olur.

Sivrice Lisesi, Elazığ İmam Hatip Lisesi, Afyon Endüstri Meslek Lisesi’nde öğretmenlik; Pertek İlçesi’nde Milli Eğitim Müdürlüğü görevlerinde bulunan Necati Kanter; Ayrıca, Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde “İslami Türk Edebiyatı” uzmanı olarak görev yapar ve 2007 yılında emekliye ayrılır.

Öykü ve oyun yazma çalışmalarını fakülte yıllarında başlatan yazarımızın, bu çalışmaları; Günışığı Gazetesi, Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Muştu, Türk Edebiyatı, Berceste, Kültür Dünyası., Yedi İklim, Harput Çırası ve Bizim Külliye dergilerinde yayımlanır.

07.10.1976 tarihinde ‘Dergâh Tiyatrosu’nu kuran yazar; ulusal oyunlar haricinde; kendi eserleri olan, Bir Gönül Sultanı, Hicret (Mukaddes Göç) , Zehir, Yara, Ahmet Yasevi, Hüseynikten Çıktım Şeher Yoluna, Fatih, Gel de Çıldırma isimli oyunlarını anılan tiyatroda sahneler.

 *

Bizim Şehrin Divaneleri (Biyografik öykü)

İsmigül (öykü)

Bürde (Roman)

 *

 “Bizim şehrin divaneleri”  şehrimize insanlarından;  yaşadıkları dönemi aklın ermediği hikmetleriyle hatırlatanlardan; Deli Musto, Nüzhet Dede, Fehmi Baba, Rüviyeti Baba, Mehdi Metin, Şavaklı Hacı Veli, Apbo Molla, Cevdet Baba, Recep Gakgo, Dono, Yusuf Efendi, Aliye Bacı, Atiye Hanım, Fethiye Sultan, Münir Baba gibi kerameti kendinden menkul; meczup diye bilinen; Elazığ’ın yakın tarihindeki bizi güldüren ve düşündüren; bu kadroyu, yazar; desturlu bir girişle, nezahet ve hürmetle anlatarak günümüze taşımış bulunuyor

Yazar; Mehdi Metin’i anlatırken; bir yerde şu cümlelerle tasvir ediyor.“Yerli musikiyi iyi bilir, iyi icra ederdi. Çok sevdiği cümbüşünü bir ananın kundaktaki çocuğunu şefkatle kucağına aldığı gibi, usulca kucağına alır, uzun uzun okşar, emzirirdi onu.Sonra durgun  ve mat bakışları alevlenir, su yeşili gözleri dalgalanır, ışıldar, alnı parlar, daha birkaç dakika bile geçmeden cümbüşünün gönüllere saplanan o efsanevi tınısı ve okuduğu türkülerin acı öykülerinin büyüsüne kapılır,,,,,,,,,,,,”

En çok da İranlı mutasavvıf şair İbni Farız’ın:

“Ben sarhoş olduğum zaman daha üzüm yaratılmamıştı”

“Bezm-i Elest’te öyle bir şarap içtim ki hala ayılmış değilim” mısralarını gezinirdi.

             

Aynı eserinde yazarımız;

Şavaklı Hacı Veli’den şöyle bahseder;

 “Tunceli ili, Pertek ilçesi, Şavak (şafak)  bucağı Bulgurtepe köyü göçebelerindendi. İki metreye yakın boyu, dev cüssesi, esmer teni ve başından hiç eksik etmediği yeşil sarığı arasına taktığı bir kuş teleği ile dikkatleri üzerine çeker, ona bakanlarda korku-saygı karışımı tuhaf bir his uyandırırdı. Tavırları, davranışları, oturuşu, kalkışı, yürüyüşü, konuşması ve duruşu ile sıra dışı bir insan olduğu hemen ilk bakışta anlaşılırdı”

“Mevlana’dan; Hacı Bektaş-ı Veli’den, Yunus Emre’den şiirler söyler, ilahiler okurdu.

Benim için deli diyorlar, iftira ediyorlar

Ben deli değilim deli

Deli olan gönlümdür onu zincirlemeli

Öyle ama nasıl zincirlensinler

Ne ayağı var ne de eli.

En çok Mevlana’nın bu şiirin söylerdi”.

“Vakit ikindi;

Cevdet Baba ağır ağır Birinci Harput Caddesi’inden yukarı doğru ilerlerken birden durur: Ufka diker bakışlarını. Ellerini iki yana açar, yolun tam orta yerinde dakikalarca bekler. Sonra doğuya yönelir, öne doğru uzatır ellerini.

“Ebed-dinükum! ” sesi yankılanır şehrin sokaklarında. Acı bir haykırıştır. Bu sesi duyanların diken diken olur tüyleri.

Arabalar Cevdet’i rahatsız etmemek için usulca yanından geçer…

“Tuhaf şeyler oluyor..”

“Yahu Cevdet’in böyle işi yoktu..N’oldu acaba? ”

…!

“Allah! ..Allah…”

Adamın biri koşup kolundan tutar, bir kenara çeker. Tam o an insanlar korku ve panikle dükkânlardan dışarı fırlar.

Gür sesi ile acı acı bağırır Cevdet.

-Ebed-dinukum! ...Ebedid-dinukum! ...Ebedid-dinukum..”

Şehir ayaktadır!

Gözler fal taşı gibi açılmış, herkesin dudaklarında gizemli bir fısıltı:

“Yine gitti bir yer”

“Amma da salladı ha! ..”

Cevdet Ayağa kalkar…

Yüzünde kaygılı bir ifade, bakışlarında panik vardır.

-Bingöl yıkıldı! ....

Bir çığlıktır sanki sesi

Tez duyulur acı haber: Bingöl yıkılmıştır. Binlerce insan enkaz altında…

İzzetpaşa Camii müezzini Bülbül Ali davudi sesi ile acı bir salaya başlar

Cevdet yürür..

Şehir bakakalır arkasından”

Hikmetli söz ve davranışların sadır olduğu bazı kişilerin; hayatımızda tuttuğu yer; bizi düşündürüp deruni bir tefekküre sevk ettiği, hemen hepimiz yeri gelen sohbetlerimizde; başımızdan geçeni ve/veya gördüğümüzü anlatırız hayret ve ibretle.

İşte ledün ilminden beslenen bu hemşerilerimizi yazar bizimle yakından tanıştırır bu eserinde.

Necati Kanter;

Elayşad. Elazığ Yazar Şair ve Güzel Sanatlar Derneği’nin kurucu üyeleri arasında yer alır.

28 Şubat 1996 yılında düzenlenen “Elazığ Çayda Çıra Bilim Kültür sanat şenliği”nde Kültür Bakanlığı’nın katkılarıyla “Elazığ Şehir Tiyatrosu” tarafından sahnelenen “BİR GÖNÜL SULTANI” isimli oyunu yılın sanat ödülünü alır.

 “Kültür dünyası” dergisinin 1999 yılında düzenlediği öykü yarışmasında da “Hüzün Yağdı Dağlara” isimli öyküsü jüri özel ödülüne layık görülür.

Türkiye Edebiyat Vakfı Eminönü Belediye Başkanlığı ve Eminönü’ne Hizmet Vakfı” tarafından düzenlenen 1999 Yılı Ömer Seyfettin Hikâye Yarışmasında “BEYAZ GÖMLEK” adlı hikâyesi Seçici Kurulu’nun takdirine layık görülenler listesinde yer alır.

Halen güçlü bir şekilde yayın hayatını sürdüren “Bizim Külliye” Dergisi’nin kurucuları arasında bulunan,

”İnsan büyük bir şeydir ve içinde her şey yazılıdır fakat karanlıklar ve perdeler bırakmaz ki içindeki ilmi okuyabilsin”  diyen Mevlana’nın bu sözü istikametinde perdeyi aralamaya çalışan Elazığlı yazarımız ( bu çalışma 2016 yılında hazırlanmıştır)

Evli iki çocuk babası Necati Kanter’i hazla okumaya devam edip; sağlık ve saadetler diliyoruz.

Yazarın Diğer Yazıları