ELAZIĞ KALEMLERİ bağlamında; şehrimizden neşet etmiş, kalem ve kelam sahibi yazarlarımızı, ilim ve bilim adamı, düşünce ve duygu insanlarını sizlere daha yakından tanıştırıp; bir kitap kapağı altında toplamak üzere çalışmalarımız sürmektedir.
Bu yazımızın konuğu; 1955 yılında Sivrice İlçemizin Helezür Köyünde dünyaya gelip, ilk ve orta öğrenimini Elazığ ve Diyarbakır’da tamamlayarak; İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirerek;
Edebiyat öğretmeni olarak atanan yazarımız; öğretmen ve müdür yardımcılığı, Elazığ Fatih Lisesi, Merkez Endüstri Meslek Lisesi ve Mehmet Akif Ersoy liselerinde öğretmenlik; Malatya-Akçadağ Öğretmen Lisesi ve Elazığ Lisesinde müdürlük görevini deruhte ederek 2007 yılında emekliye ayrılan yazarımız, evli ve üç çocuk babasıdır.
Lütfi Parlak, ilk eserini “Yukarı Fırat’ta Tarihî eserler” ismi ile 2004 yılında inceleme ve araştırma kitabı olarak yayınlar. Yazar bu kitabında; Yıkılıp kaybolmak üzere olan yöremizdeki tarihî eserlerin geçmişlerini, şu anki durumlarını resimleriyle birlikte tespit etmiştir.
Yazarımızın maksadı, yıkılıp kaybolmaya yüz tutan ata yadigârı bu kadim eserlerin hiç değilse bilgi ve resimlerini gelecek nesillere intikal ettirmek. Çünkü zamanın tahribatı, define avcılarının tecavüzleri ve umursamazlık bu eserlerin ömrünü kısalttıkça kısaltmaktadır.
Yazar bu eseriyle ilgili olarak şu değerlendirmeyi yapar.
“Fırat, hem Anadolu’nun hem Arap çöllerinin şah damarı gibidir. İnsanlık kadar eski olan bölgede her millete ait eser bulmak mümkündür. Ancak Anadolu’ya sonradan gelmemize rağmen psikolojik bir sıkıntıya düşmemiş, bütün eserlere sahip çıkıp hem korumuş hem onarmışız. Bu sebeple mevcut tarihî yapıların bir kısmı başkalarının olsa bile üzerine mutlaka Türk izi bırakmışız. İşte insanımıza göstermek veya söylemek istediğim budur.”
Bu eser, Elazığ Kanal E ve Kanal Fırat Televizyonlarınca belgeseli çekilip yayınlanmaktadır.
İkinci eseri; “Harput Hükümdarı Behramoğlu Balak” Romanıdır. (2006) Harput’un ikinci fatihi Artuklu Balak Gazi’nin tarihî kişiliği, mücadeleleri anlatılır. İç çatışmalarla toplumumuzun neler kaybettiği, vurdumduymazlığımızın bize neye mal olduğu vurgulanmaya çalışılır. Çünkü Balak’ı; kendi kanından kendi soyundan olan Menbiç Kale komutanı Gümüştekin Oğlu Hisan ve İsa kardeşler öldürür. Haçlıya yenilmeyen ve Müslüman Orduları baş Komutanı Balak, kaleden atılan bir okla şehit edilir. Böylece Türkler ve Müslümanlar ağlaşırken haçlı sevindirilmiş olur.
Bu romana ilişkin yazarımızın değerlendirmesi şudur.
“ Efendim! Kalabalıklara veya yığınlara hiçbir zaman millet denmez. Ziya Gökalp’in deyimiyle; millet; ne ırkî, ne kavmî, ne coğrafî, ne siyasî, ne idarî, bir zümredir. Millet; lisanca, dince, ahlakça ve bediiyatça müşterek aynı terbiyeyi almış fertlerden mürekkep bir zümredir. Bu sebeple millî ve ortak paydayı oluşturmak isteyen insanlar, kendi tarihlerinin mühim hadiselerini ve mühim şahsiyetlerini edebiyatlarına aksettirmek zorundadır. “
Bu eserin vurgusu, dışa karşı kullanılması gereken gücümüzün yanlış olarak iç hedeflere tevcih edilerek nasıl heder edildiğini anlatır. Bu eserin de Kültür Bakanlığı tarafından dramatik belgeseli çekildiğini biliyoruz.
Aynı çerçevede Elazığ ve çevresinde söylenen Yemen Türküsünün hüzünlü hikâyesini de “Yemen” adıyla 2008 yılında romanlaştırır yazarımız. Romanın kahramanı olan Elazığlı Mehmet Sait Çavuşla Türk askerinin Yemen macerasını dile getirir.
Ayrıca bu romanla; siperde yaşanan dramla evde yaşanan dramı birleştirip aynı ateşin cephedeki askerle köydeki eşini birlikte yaktığını ortaya koymuştur. Çünkü Mehmet Sait Çavuş, ölmemiş ama bir ölü gibi Helezür’e dönerken karısı Ayşe, bu acıya dayanamayıp yüreğine inmiştir. İşte o felaketin iki cephesini birleştirip ecdadımızın imparatorluk uğruna neler çektiğini hatırlatmaya ve geriye kalan kızları Hafize’yi de yeni neslin yerine koymaya çalışarak.
Neticede eseri, dört yüz senede, beş yüz bini bulan Yemen Şehitlerine ithaf etmiş bulunmaktadır.
Mustafa Necati Sepetçioğlu I. Roman yarışmasında dördüncü olarak mansiyon kazanan Yemen adlı eser Popüler Yayıncılık tarafından neşredilmiştir.
Yazarımızın dördüncü romanımın konusu, Bağdat fethi esnasında büyük yararlıklar gösteren Ağınlı Genç Osman... (2012) Onun yarı gerçek yarı menkıbevi hayatını, millî bilince dönüştürmenin gayreti içinde olmuş.
Yazarımız bu eserinde Türkler Müslüman olduktan sonra yerleşik medeniyetin insanları gibi şehirlileşmeye başladıkları andan itibaren Alp tipini, erenle birleştirip Alperen olduklarını. Böylece Genç Osman Romanındaki kahramana yardım için manevi kuvvetler ön plana çıkarılmış. Hızırlar, ermişler, dervişler… Rüyalar, manevi yardımları bu anlayışın bir ürünü olarak eserinde okuyucuları ile paylaşmış bulunmaktadır.
“Bıyığında demir tarak durmayan orduya alınmaya” fermanına uymadığı için köyüne gönderilmek istenen Ağınlı yiğit, direnip saklanır. Böylece o meşhur destan da başlamış olur. Yani yakalanınca (fermana uymak için) üst dudağına demir tarağı saplaması, onun hem orduya kabulünü, hem serdar olmasını sağladığını, tarihi renkleri ile işler bu eserinde.
Beşinci eseri ise “Sudan Gelen” adıyla Hz. Musa’nın hayatını romanlaştırır. İsrailoğullarının Firavunla mücadelesini dile getirirken bu bencil milletin tarihteki sapkınlıklarını gözler önüne sermeye çalışır. İz yayıncılık tarafından 2013’te yayınlanmış bulunmaktadır.
Yazarımızın Deli Dumrul isimli romanı İz Yayıncılık tarafından kitap piyasasına sürülmek üzeredir, ayrıca henüz yayınlanmamış üç eser üzerinde çalışmalarını sürdürdüğünü biliyoruz yazar Lütfi Parlak’ın.
2023 TARİHİ İTİBARİYLE GÜNCELLENMİŞ BİLGİ İLE AŞAĞIDAKİ ESERLERİ KİTAPLIĞIMIZA KAZANDIRDIĞINI GÖRÜYORUZ...
1. Yukarı Fırat’ta tarihi eserler, (2004)
2. Behramoğlu Barak (2006)
3. Yemen (2008)
4. Gençosman (2010)
5. Sudan Gelen (2014)
6. Deli Dumrul 2015)
7. Meryemoğlu İsa (2017)
8. Harputlu Zöhre Kız (2018)
9. Ya Muhammed (2022)
10. Oğuz Kağan ( 2022)
Ayrıca 1985’ten beri mahalli gazetelerde son olarak Nurhak Gazetesindeki “Aşiyan” adlı köşesinde haftalık ve güncel yazılarıyla dergi ve gazetelerde edebî yazılarını takip etmekteyiz.
“ hiçbir ideoloji, kandırılamayacak insanların arasında yayılmaz”-Lütfi Parlak
Yazarımıza ait bu özlü sözü önemsiyoruz ve olumsuz çağrışımlarını hemen anımsıyoruz.
Yazarımıza tevcih edilen bazı sorulara verdiği cevapları okuyuculara sunmak isterim.
Soru:“Kitaplıklar demokrasinin kaleleridir” der bir Fin atasözü, kitaplıklar demokrasinin kaleleri ise; kitap okuyanlar da demokrasinin muhafızları olmak gerekmez mi?
“-Kütüphaneler; milletlerin kültür, insanların tefekkür kaynaklarıdır. Kitapsız hiçbir mükemmelliğe ulaşmak mümkün olmadığından dinimizin ilk emri okudur. Dolayısıyla İslam’ın ilk dönemlerde kütüphanecilik gayet yaygındır. Harun Reşit (786-809) tarafından Bağdat’ta kurulan kütüphanede 100.000 cilt kitabın olduğu rivayet edilir. Son dönemlerde Harput’ta on altı medresenin kütüphanesinde 10.000 cilt eserin bulunduğunu da ilave etmek gerekir. Dolayısıyla kitap, sadece demokrasinin değil dinin, medeniyetin de kaleleridir.”
Soru: Japonya’da toplumun yüzde 14’ü, ABD’de yüzde 12’si, İngiltere ve Fransa’da yüzde 21’i düzenli kitap okurken, bizim ülkemizde sadece on binde bir kişi kitap okuyor.
Okumayı özendirme yönünde neleri salık verirsiniz? Şeklindeki soruya verdiği cevap:
“Okumayı özendirmek için yapılacak en iyi uygulama ödüllendirmektir. Bu durum küçükler içinde geçerlidir büyükler için de. Bir yerde emek para ediyorsa, üretim itibara geçiyorsa, üretenler rağbet görüyorsa okurların sayısı mutlaka artacaktır. Çünkü yazabilmek için okumaya ihtiyaç vardır. Bir şehrin valisi, belediye başkanı, milli eğitim müdürü; bulunduğu ilin yazarlarını tanımıyorsa, kitaplarını elinin altında bulundurmuyorsa; öne çıkan marifet sahiplerine iltifat etmiyorsa kimsenin sivrilmesi veya sıyrılması mümkün olmaz. “
“Şimdiye kadar belediyenin yaz şenliklerinde veya üniversitemizin mezuniyet törenlerinde avuç dolu paralar harcayarak sanatçılar getirildiğini biliyoruz. Ama bu kurumların yazarları desteklemek için senede üç beş bin lira para harcadıklarını duymadım. Ya da bu şehrin bir gazetecisi, bir romancısı olarak böyle bir durumla karşılaşmadım.
“Her sene şehrimizde Hazar Şiir Akşamları yapılıyor. Dünya kadar para harcanıyor. Bu güzel faaliyeti desteklemek lâzım. Ancak o törenler esnasında aynı sene kitabı çıkan birkaç yazara 30-40 liralık bir plâket verilse ne olur.
Benim bildiğim kadarıyla Elazığ’da bir senede çıkan kitap sayısı üçü-beşi geçmez. Valiliğe bunun getireceği külfet ne olabilir ki? “
Yazarımız bu şekilde değerlendirme yapmışlardır.
Çok iyi derecede Osmanlıca bilen evli, üç evlat babası yazarımız LÜTFİ PARLAK'a sağlıklı ve mutlu bir yaşam ve bol eserli bir ömür diliyor. Teşekkür ediyoruz..