EYLÜL’DE DOĞDUM
Ey gül dedim, bahtımın serinliği,
Estikçe bulut bulut ıslanırım…
Ey sonbahar, ufkumun derinliği,
Gök mavisi yürekçe seslenirim…
Eylül de, sonbaharın savruluşu,
İçimde yangınların kavruluşu,
Takvimden yaprakların dökülüşü…
Hüzün kokan yürekçe hislenirim
Eylülü düşün, kıssalardan hisse
Yıkılırsın bir gönül size küsse,
Kalpler kırık, zaman vefasız düşse,
Gülkurusu yürekçe yaslanırım
Ben Eylül’de doğdum, özümde vuslat,
Durgun suların gizeminde haslet,
Ve renkleri gökkuşağında ıslat,
Adil yüzlü yürekçe seslenirim
Eylül sevincinde hayata erdim,
Sonbahar uyandı, gönlümü verdim
Benim türkülerim, Eylül’de doğdu
Bilir âlem, ‘Hakk sözle! Beslenirim
EYLÜL
Yaprak düştü, sanki bedenim düştü!
Yaprak üşüdü, yüreğim üşüdü
Yaprak sarardı, düşlerim sarardı
Eylül fikrime koştu, zihnime koştu!
İfadem, gurup kızıllığında;
Bir yangına döndü, aynaya düştü!
EYLÜL GELİNCE
Eylül gelince sancı mı hatırlar!
Sarı yaprak, hüzün kokar satırlar
Mevla’ya gözyaşı döker yatırlar
Ey hancı, şu kader bizi ağırlar
Ya Rabbi, rahmetinle yargıla bizi
Yaramıza merhem ol, sargıla bizi
“Senden geldik, sana dönücüleriz!”
Garipler safında sorgula bizi
EYLÜL
Eylül, ‘muhabbeti farklı tadı’ var
Hasat vakti, ‘bereketin adı’ var
Rengi, kokusu, rayihası farklı…
Aynı suda, toprakta abadı var
Sonbahar, ‘gül sarısı havası’ var
Bir makam, esrarlı bir nevası var.
BU GÖÇ YAMAN GÖÇ
Servet Kabaklı ‘ya
Bu göç yaman göç, içinde çığlığı
Çağlayanım gitti, “Servet” im gitti
Harput-Göllübağ’da, dal yere düştü
Ağlayanım gitti, hasretim gitti
Çileye tebessüm eden yüz onda
İçini dışına seren söz onda
Gönül ateşiyle yanan köz onda
Onda, sükût eden hayretim gitti
Bilge kişilerle, bir ömür boyu
Vakfetti yılları, arındı huyu
İlim-hikmet yolunda akarsuyu
Mevla’ya yöneldi, muradım gitti
Niyet, amel, istikamet bir olur
Hayır, işlersen, ömür diri olur
Davaların gölgesi iri olur
Yürekten konuşan, gayretim gitti
Garipler konar, göçerdi yurdundan
Gonca gül olur, açardı bağrından
Elâzığ, ses vermez bugün çağrından;
Çağrı, Hak katından “Servet’im” gitti.
EYLÜL
Sıcak bakışların hüzne boyandı!
Yeşil yapraklar hasretinde yandı!
Serin rüzgârlar çarpar göğsüme hey!
Eylül, yine gözyaşına uyandı!
EYLÜL
Ey sararmış gonca gül desem sana!
Bir yüzün hüzne, bir yüzün zevale
Akar gidermiş idrakim kemâle
Saçlarımı beyaz alevler aldı
Ey sonbahar, mahzun durma bana!
Bir omuzum çökük günahtan yana
Hazan rüzgârına döktüm ahımı
Sevdalarım kül etsin günahımı!
EYLÜL ADI
Eylül adı, hüzün müdür, hasret mi?
Zafer türküsünün adı, nusret mi?
Yürekten kopan sevdaya, hicret mi?
Gülü içinde saklayan sonbahar!
İnleyen nağmenin baharı, seher
Vuslatına vasıl olmaya değer
EYLÜL
Eylül, tebessüm eder yüzün, Ey gül!
Yangın, küle dönmesin umutlarım!
Eylül, ‘hüzünle’ tartıya alma beni
Yüreğimle, ‘son baharı’ kutlarım
EYLÜL
Yaprak düştü, sanki bedenim düştü!
Yaprak üşüdü, yüreğim üşüdü
Yaprak sarardı, düşlerim sarardı
Eylül fikrime koştu, zihnime koştu!
İfadem, gurup kızıllığında;
Bir yangına döndü, aynaya düştü!
EY KAHVELER...
Kıraathane idi, kırıtanhane oldu
Asrımızın çehresi, sırıtanhane oldu
Duman-is içerisinde kalmış loş duvarlar
Tavla-zar üzerine kaymış yek'te nazarlar
Oyun ki, galibi-mağlubu bıktıranhane
Mikrobu içten içe kemirip yıktıranhane
Cemiyeti kuşatan, sinsi bir hastalık bu
İnsanı tecrit eden, atalet yuvası bu...
Adım başında kahve nelere işaret
Hani nerde, fikirle yükselen imaret?
Eğlenmenin oltası, kafalarda zonklamış
Kazanmanın ibresi, yelkovanı yoklamış
Gelsin çaylar şirketten, kaybedenin acısı
Masa ağası olmak, eğlencenin darısı
Örümcek ağı sarmış sokak başını
Ey kahveler! Kaldırın harsımızın na’şını...