ARİFCEM

ne anamnesis kadar yakın, ne bezm-i elest kadar uzak… sadece anamnez.

ARİFCEM

NE ANAMNESİS KADAR YAKIN,
NE BEZM-İ ELEST KADAR UZAK…
SADECE ANAMNEZ.

Kıymetli okur, bu yazımızı okuyup değerlendirirken kendi iç dünyanızı ve hayata bakışınızı vicdan terazisine koyunuz. Böyle yaparsak dış dünyada olmasını istediğimiz olgularla veya olaylarla vicdanımızın talep ettiği güzellikler arasındaki farkı görürüz. Bu muhasebeye girmeyecekseniz lütfen ama lütfen yazının geri kalanını okumayınız.
Öncelikle insan kendine karşı dürüst olmalı… 
Doğru olmalı demiyoruz zira doğru kat kattır ve doğruluk dürüstlükten sonra başlar. Bu kanaatteyim. İnsan kendine karşı dürüst olursa bahaneler ortadan kalktığı için kendini net bir şekilde görebilir, hayatını daha değerli kılacak işler yapabilir. Bu nedenle önce dürüst olmalıyız. Bununla başlayacak değerlendirmeyi bitirdikten sonra kendi kalbinde ve aklında kaideler oluşturmalı. Bu kurallar dizisinden sonra başta kendisi olmak üzere dış dünyayı buna göre değiştirmeye gayret etmeli. Kaybettiklerini belki böyle bulacaksın ve belki de kendini böyle bulacaksın. Şunu unutmamalıyız: Kendi iç bütünlüğü olmayan insanlar hayata karşı olgun bakamaz.
Kendimce şu üç soruda birleştirdim bu iç aksiyonun değerlendirmesini:
Birincisi ben kimim?
İkincisi insanların gözünde kimim?
Üçüncüsü inandığım değerlere göre kimim ve ne olmalıyım?
Bu soruların cevabı bize özümüzü hatta derinimizdeki kişiyi bulduracak. Bu kısım size ait, dilerseniz gelin şimdi olması gerekenden bahsedelim.
Öncelikle insanın bir duruşu olmalı. Hayata iyi ya da kötü demeden bir bakışı olmalı. Kendince vazgeçemeyeceği doğruları olmalı. En kötü durumda bile kendince bir sınırı, bir hukuku olmalı. İç dünyasında bu muhasebeyi yapıp hareket etmeli, bu sınırı kırmızıçizgilerle belirlemeli. Sonra bu duruşa göre emin olunan biri olmalı. Her haliyle ortaya koyduğu doğrulara göre güvenilir biri olmalı. Tabiri uygunsa şartlara, vaziyete ve ortama göre duruşunu belirleyen biri olmamalı. Kendinden oluşan doğruları şahsiyetine yansıttığı için insanlar bu doğrular içerisinde ona güvenmeli.
İnsanları değerlendirirken menfaat, çıkar ilişkisi içinde değil, olması gereken kurallar içerisinde, insanlığın ortak vicdani değerlerine göre değerlendirmeliyiz.
Bizler yani talep edenler olarak neyi, kimden, nasıl isteyeceğimize dikkat etmeliyiz. Talep ettiğimiz her neyse insani, vicdani olmalı. Hakkaniyet taşımayan bir talep ya gasptır veya ihlaldir. Her ne olursa olsun din buna haram, insanlıksa edepsizlik, hadsizlik demiştir.
Kendini diğer insanlardan farklı görmemeli insan. Maddi, manevi durumu, ilmi derecesi, makamı ne olursa olsun eğer bir üstünlük hissediyorsanız buna kibir denir. Unutmayın sizden daha üstünü vardır ve bu huydan vazgeçmez iseniz birileri sizi aynı duyguyla ezecektir. 
Hatta bir adım daha ileri gidersek bazen hakkı gasp edilen insan bile kendini üstün görür, haklı olduğu için ve kaidesiz yollara başvurabilir veya başvurulmasını isteyebilir.
Kıymetli bir ruh belki kısa vadede bir şey kazandırmaz insanlara ama uzun vadede kadim değerler üretir. Bu nedenle insan, önemli değil değerli olmaya gayret etmeli, yoksa magazinleşmenin getirisi olarak çağın bittiğinde önemin kaybolur. Değerli değilsen peçete gibi atılırsın. 
Bir toplumun parçası olmalı insan tek düşünmemeli, bir ideali olmalı, bir gelecek tasavvuru, bir planı olmalı ve ona doğru koşmalı, günlük ihtiyaçların esiri değil zamanın ötesine söyleyecek bir fikri olmalı.
Kendisini ilimle, fikirle doldurmalı ve bunları yaparken kadim huy ve davranışlarla donatmalı.
Her türlü bencillik ve cimrilikten uzak durmalı ‘’vay nefsim’’ dememeli.
Ne olacağım endişesinden ziyade ne olmalı endişesini taşımalı.
Bana ne yerine, hem fili olarak hem de sözle ne yapmalıyım demeli insan ve her ne olursa olsun yaptığı şeyi küçümsememeli. Sanki bu olmaz ise dünya dağılacakmış hassasiyetiyle yapmalı.
Dedikodudan, çekiştirmekten, çekememekten uzak durmalı hatta uzak durmak yetmez bunların olduğu yeri terk etmeli.
Birinin eksiğini, günahını veya ayıbını örtmeli, bunu yayanlarla da mücadele etmeli. Burada şuna değinmek istiyorum: 
-    Neden mücadele etmeli?
-    Zaten bir ayıp ve kusuru ortaya çıkarmak insana yakışmaz, bunu dile getirmek o seviyesizliğe ortak olmak demektir ama birinin ayıbını, kusurunu veya günahını ortaya koyanlarla mücadele etmemek, onlara itibar etmek, çok daha kötüdür.
Burada şöyle düşünebilirsiniz, ama kamuya ait meselelerde veya şahıslarda da mı böyle düşünüyorsun? 
Evet, aynen böyle düşünüyorum. Eğer bir suç veya suçlu varsa bu yöntemle cezalandırılmaz. Üstün bir toplum, üstün insan kötüyü örnek almaz ve yaymaz. Çünkü usul en az esas kadar önemlidir. Aklı diri olan insanlar bunların sonuçlarını düşünür.
Hele ki bazı konular şantajlaşmışsa, birilerinin menfaati ve dilekleri yerine gelmediği için kullanılmış daha sonra açık edilmişse bu tıpkı bir ayının öldürdüğü leşi toprağa gömdükten sonra çıkarıp çiğnemesi gibidir, bunu dillendirmek o leşe ortak olmak demektir. Bir de şöyle düşünmeli bu bahsi, denenmediğim bir nimetin, bir makamın veya bir günahın ne kadar masumu olabilirim ki!
Unutmayalım ki ormanı yakan bir kıvılcımsa fitneyi harekete geçirip toplumları bitiren bir cümledir.
Hey kendim! Beşerlikten adamlığa giden yolda murat almak, başarılı ve kazançlı olmak istiyorsan haddini aşmayacaksın. 
Bu kısmın özeti yüceliklerin ve yücelerin efendisi, insanlığın kurtuluş yıldızı ve zirvesi peygamberimizin ifadesiyle şöyle: 
‘’ Kendin için istemediğini başkası için isteme’’
Yazımızı daha doğrusu kendimizle hesaplaşmamızı burada bitireceğiz ancak şunu belirtmeden geçemem. Buraya kadar olan kısım olması gereken asgari insani kriterler ve meziyetler. Yani bu kısma güzel ahlak dersek, güzel ahlakı tamamlayan olgu ve meziyetler nedir diye sorarsanız bunun cevabı da insanların en büyüğü Muhammed Mustafa Efendimdedir. Lütfen, rica ediyorum dini olarak veya bir aidiyet hissiyle değil saf bir akıl ve kalple onu okuyun, anlayın, düşünün ve yaşamınıza aktarın. Göreceksiniz ki zirveden payınıza iki katre bir şey düşse dahi size büyük değerler katacaktır. Hayatınıza kalite ve kıymet gelecektir. Sağlıcakla kalın…

 

 

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları