Muayene çilesine tepki çığ gibi

Türkiye'de motorlu taşıtlardaki muayene sistemi belirli periyotlarla araçların muayeneden geçmesini zorunlu kılıyor. Ancak muayene için TÜVTÜRK dışında başka bir seçenek bulunmuyor. TÜVTÜRK'ün bu tekeli elinde bulundurması yanında son yaşanan olaylar artık vatandaşların tahammül çizgisini aşmış durumda. Vatandaşlar acil olarak bu tekelin kaldırılması ve sorunlara çözüm bulunmasını istiyor.

Muayene çilesine tepki çığ gibi
TAKİP ET Google News ile Takip Et

Türkiye’de araç muayenesi, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ile ilgili yönetmelikler çerçevesinde, trafik güvenliği ve çevre sağlığının korunması amacıyla zorunlu olarak uygulanıyor. 

Mevzuata göre hususi otomobiller ilk üç yılın ardından iki yılda bir, ticari araçlar ise her yıl muayeneden geçerken; fren, direksiyon, aydınlatma, lastik ve egzoz emisyonu gibi teknik unsurlar denetleniyor. 

Ağır kusur tespit edilen araçların trafiğe çıkmasına izin verilmezken, muayenesiz araç kullanan sürücüler idari para cezası ve trafikten men yaptırımıyla karşı karşıya kalabiliyor. Özelleştirme kapsamında TÜVTÜRK tarafından yürütülen sistem, cam filmi, modifiye ve LPG’li araçlara ilişkin özel düzenlemelerle sıkı şekilde denetleniyor.

MUAYENE NEDEN ÇİLE

Dünyanın hangi ülkesinde olursa olsun trafik güvenliğini sağlamak için zorunlu olması gereken bu sistemi ülkemizde çıkmaza sokan en temel durum ise muayene yetkisinin tamamının TÜVTÜRK adı altında tek bir noktada toplanması. Türkiye’de araç muayenesinin tek yetkili firma olarak TÜVTÜRK tarafından yürütülmesi, hizmetin standartlaşması açısından avantaj sağlasa da rekabetin olmaması nedeniyle çeşitli sakıncaları beraberinde getiriyor. 

Tekelleşen yapı; muayene ücretlerinin yüksek bulunması, randevu yoğunlukları, hizmet kalitesine yönelik eleştiriler ve vatandaşın alternatif bir kuruma başvuramaması gibi sorunlara yol açarken, denetim ve şeffaflık tartışmalarını da gündeme taşıyor. Kamuoyunda sıkça dile getirilen bu durum, araç muayenesinin kamusal bir hizmet mi yoksa ticari bir faaliyet mi olduğu sorusunu yeniden tartışmaya açarken, rekabetçi bir sistemin hem maliyetleri düşürebileceği hem de hizmet kalitesini artırabileceği yönündeki görüşleri güçlendiriyor.

SON GÜNLERDE YAŞANAN OLAYLAR TAHAMMÜL ÇİZGİSİNİ AŞTI

Son günlerde yaşanan iki olay, kamuoyunda biriken öfke ve güvensizliğin artık tahammül sınırını aştığını açık biçimde ortaya koydu. Ankara’nın Yenimahalle ilçesindeki TÜVTÜRK araç muayene istasyonunda çıkan tartışma sonrası darp edilen polis memuru Melih Okan Keskin’in hayatını kaybetmesi, kamu görevi yapan bir polisin vatandaşların gözü önünde yaşamını yitirmesi açısından toplum vicdanında derin bir yara açarken; Zonguldak’ta TÜVTÜRK istasyonlarında kusurlu araçların rüşvet karşılığında muayeneden geçirildiği iddiasıyla yürütülen operasyon ise sistemin güvenilirliğine dair ciddi soru işaretlerini büyüttü. Bir yanda kamu düzenini sağlamakla görevli bir polisin şiddet sonucu ölmesi, diğer yanda rüşvet ve usulsüzlük iddialarının peş peşe gündeme gelmesi, adalet, denetim ve kamu hizmetlerinde çürüme tartışmalarını derinleştirirken, toplumda “artık yeter” duygusunun giderek daha yüksek sesle dile getirilmesine neden oldu.

Muayene çilesine tepki çığ gibi

YÜKSEK FİYAT, FAHİŞ ZAM VE KESİNTİLER

TÜVTÜRK’e ilişkin eleştiriler yalnızca yaşanan adli olaylarla sınırlı kalmazken, yüksek muayene ücretleri, yapılan zamlar ve kredi kartıyla ödeme sırasında alınan ilave kesintiler de vatandaşın tepkisini artırıyor. 

Alternatifsiz bir yapıda sunulan hizmette fiyatların her yıl yükselmesi, kredi kartı kullanmak isteyen sürücülere ek maliyet yüklenmesi ve bu uygulamaların kaçınılmaz hale gelmesi, kamuoyunda “zorunlu bir hizmet üzerinden vatandaşın mağdur edildiği” algısını güçlendiriyor. Bu tablo, TÜVTÜRK’e yönelik eleştirilerin ekonomik boyutunu derinleştirirken, toplumda biriken rahatsızlığın giderek tahammül sınırını zorladığını gösteriyor.

VATANDAŞ NE DİYOR?

Konuyla ilgili Hakimiyet Haber mikrofonlarına sitemlerini anlatan ve acil çözüm çağrısı yapan Elazığlı vatandaşların düşünceleri ise şu şekilde:

- Muayeneye gidiyorsun en basit durumda bile sorun çıkarıyorlar, bahane ediyorlar. Koltuk kılıfını çekip çıkarabilirler, ama onu bile bahane ediyorlar.

-Hiç memnun değilim. Sürekli gittiğimizde 3’e randevu veriyorlar, 4’e kadar seni süründürüyorlar. Memnun değiliz, yani bunlara bir düzenleme gelmeli.

-Memnun değilim. Komisyon alıyorlar, kartla çekerken. Kart veriyorsun, komisyon alacaklarını söylüyorlar. Sıra bekletiyorlar. Orada mağduriyet var.

-Kesinlikle memnun değilim. Oraya gittiğinde bir sıra veriyorlar ve bu sıra bazen 1 ay sonrasına oluyor. Zaten maddi durumum belli, ben emekli biriyim, aldığım maaş da belli. Oraya verdiğim paralar ve yediğim cezalar da ayrı bir sıkıntı. Kısacası, hiç memnun değilim.

- Muayene istasyonlarının özelleştirilmesi büyük bir yanlış oldu. Benim bir meslektaşımı katlettiler. Ben onları affetmiyorum, Allah’a havale ediyorum. Mesleğimizin onurunu ve şerefini tanımayan insanları o kurumda barındırmışlar bugüne kadar. Yazıklar olsun. Otuz dokuz sene bu devlete hizmet ettik. O ölen şehit kardeşim de en az 11-12 sene bu meslekte hizmet vermiş bir insandı. Yemin ediyorum, bu ülkeye idam cezası gelmesi lazım. Böyle bir şey olabilir mi ya? Biz nerede yaşıyoruz? Bu cüreti nereden alıyorlar? 

Adam arabasını muayene ettirdi, orada şehit ettiler. Ben Sayın Cumhurbaşkanının yerinde olsam, o kurumu yerin dibine sokarım. Polisin ölmesi ne demek ya? Polis senin hizmetindir. Senin namusun, malın, mülkün, canın, her şeyin polisine aittir. Sabaha kadar nöbet tutuyor, sen rahat uyuyasın diye.

Ahlaksızlar, utanmazlar, sıkılmazlar… Siz nasıl o meslektaşıma bunu yaptınız ya? Bu dünyada hesabı sorulmazsa, inşallah ahirette hesabı sorulacak. Biz de mahkeme mahkeme şahit olacağız, inşallah.
Muayene çilesine tepki çığ gibi