Erol: 'Çözüm yoksa uyum da yok'

CHP Elazığ Milletvekili Gürsel Erol, gündemi sarsan açıklamalarını sürdürüyor. Bu kez Hakimiyet Haber'e özel açıklamalarda bulunan Erol, Elazığ'ın son yıllarda güçlü bir siyasi figür üretemediğini, bundan kaynaklı olarak Bakanlık gibi önemli makamlara ulaşamadığı eleştirisini yineleyerek 28. Döneme damga vuran uyum siyasetinin sonuç vermediği takdirde sonlanacağı uyarısında bulundu.

Erol: 'Çözüm yoksa uyum da yok'

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Elazığ Milletvekili Gürsel Erol, Hakimiyet Haber’e özel önemli açıklamalarda bulundu. Milletvekili Erol, 2023 seçimlerinin ardından Elazığ’da siyasetin olumlu bir havada seyrettiğini, şehrin sorunlarının çözümü için kendi katkısıyla bir birliktelik ve uyum oluştuğunu ve vatandaşların bu durumdan memnuniyet duyduğunu belirtti. 

Gürsel Erol aynı zamanda bu uyum siyasetinin artık sonuç vermesi gerektiğini aksi takdirde devamının çok da zaruri olmayacağını söyledi. Uyumun kendi isteğiyle oluştuğunu ve Elazığ’ın kronik sorunlarına kısa sürede çözüm üretmemesi halinde yine kendi isteğiyle sonlanacağını belirten Erol, aynı zamanda Elazığ’ın Ak Parti iktidarları döneminde Ak Parti kanadında önemli bir siyasetçi çıkaramadığı eleştirisini yineledi. 

Milletvekili Erol, Ak Parti Elazığ Milletvekillerini de uyararak bu uyarıları dinlemedikleri takdirde TBMM Genel Kurulunda karşılığını alacaklarını söyledi.

İşte Milletvekili Erol’a ilettiğimiz sorular ve Erol’un yanıtlarından öne çıkanlar:

Sayın Vekilim, Elazığ’ın son yıllarda güçlü bir siyasetçi ve figür üretemediğini eleştiren bir isim olarak geçtiğimiz günlerde Elazığ’ın Bakan’ı olmasa da siyasetçileri var gibi bir düşünceye katılmadığını tekraren belirttiniz. Bu konuda neler söylersiniz?

“AK PARTİ, ELAZIĞ’A HAK ETTİĞİNİ VERMEDİ”

“Elazığ halkı, AK Parti’nin kuruluşundan bugüne kadar çok güçlü bir siyasi destek vermiş, sahiplenmiş ve her dönemde arkasında durmuştur. Ancak milletvekilliği süreci, bakanlık temsili ve kente gelen kamu yatırımlarının doğru alanlara yönlendirilip yönlendirilmediği değerlendirildiğinde, Elazığ halkının AK Parti’ye verdiği desteğin karşılığını yeterli düzeyde alamadığını görüyoruz. Özellikle Elazığ’ın köklü sorunlarının çözümüyle ilgili bakanlık planlamalarına bakıldığında, bu desteğin karşılığının sahaya yeterince yansımadığı açıktır.

Bunun en somut örneği şudur: AK Parti hükümetleri döneminde bölgede ve Türkiye genelinde bakanlık verilmemiş tek il Elazığ’dır. Şu anda Bakanlar Kurulu revizyonu gündemdedir. Yeni Bakanlar Kurulu açıklanacaktır ve kulislerde farklı isimler konuşulmaktadır. Ancak ne yazık ki yine Elazığlı hiçbir ismin bakanlık için gündeme gelmediğini görüyoruz. Bu dönemde de anlaşılan odur ki Elazığ, en azından bir bakanla temsil edilemeyecektir.

“BAKANLIK MESELESİ HAFİFE ALINACAK BİR MESELE DEĞİLDİR”

AK Parti’ye bu kadar güçlü destek veren bir kentin ve ilin onore edilmesi gerekir. Bir ilin onore edilmesi, o ilden bir bakan çıkarılmasıyla mümkündür. Çevre illerimize baktığımızda dönem dönem Malatya’dan, Sivas’tan, Erzincan’dan, Diyarbakır’dan, Muş’tan ve bugün itibarıyla Bingöl’den Cumhurbaşkanı Yardımcısı ya da bakanlar çıkmıştır. Bölgedeki hemen her il, farklı dönemlerde bakanlıkla temsil edilmiştir. Bir ilin bir bakanının olması son derece önemlidir. Çünkü bu durumda, talep etmek yerine, ilgili bakana doğrudan ulaşarak bürokratlara talimat verilmesi mümkündür.İnsani ilişkiler ve kurumsal dostluklar çerçevesinde birçok sorunun çözümü çoğu zaman tek bir telefonla mümkündür. Ancak yıllardır aynı sorunları konuşup duruyoruz. 27. ve 28. dönemler birlikte değerlendirildiğinde, yaklaşık sekiz yıla yakın bir Elazığ milletvekilliği sürecim bulunmaktadır. Sekiz yıldır Elazığ’ın öncelikli sorunları aynıdır, beklentiler aynıdır. Buna rağmen çözüm noktasına gelindiğinde çok fazla yol kat edilemediğini görüyoruz.Bu duruma ilişkin iki örnek vermek istiyorum. Birincisi, 2020 yılında yaşadığımız depremdir. Muhalefet partisinden bir milletvekilinin ilde olmasının nasıl bir fark yaratabileceğini göstermek açısından bu örnek önemlidir. Deprem sürecinde hem çözüm odaklı bir siyaset dili kullandım hem de muhalefet görevimi yerine getirdim. İlgili bakanlarla yapılan toplantılarda, Elazığ’ın gelişimi açısından sosyal konutların ve deprem konutlarının yapılacağı alanlara ilişkin düşüncelerimizi dile getirdik. Şehrin yalnızca TOKİ konutlarından ibaret olmaması gerektiğini, aynı zamanda cazibe merkezleri oluşturulması, yeni katma değer alanları yaratılması, ekonominin canlandırılması ve yeni istihdam alanlarının sağlanması gerektiğini ifade ettik. Ancak bu süreçte yeterince başarılı olunamadı. Çünkü o dönemde milletvekilleri arasında uyum yoktu ve ciddi bir kaos ortamı vardı. Bu nedenle Elazığ’ı, beklentilerimiz doğrultusunda ekonomik ve şehircilik anlamında geliştirecek katkıyı yeterince sunamadık.

“ELAZIĞ’IN AFET BÖLGESİ OLMASINA KATKI SAĞLADIM”

2023 yılına gelindiğinde Kahramanmaraş merkezli bir deprem yaşandı ve on il bu depremden etkilendi. Elazığ’da can kaybı ve ağır yıkım yaşanmamış olmasına rağmen, mülkiyet haklarıyla ilgili ciddi sorunlar ve sıkıntılar gündeme geldi. O dönemde ilimizin dört milletvekili vardı. Bu dört milletvekili, Elazığ’ın afet bölgesi ilan edileceği yönünde toplumda yüksek bir beklenti oluşturdu. Ancak Bakanlar Kurulu kararında Elazığ afet bölgesi ilan edilmedi. Bu süreçte, “İlin dört milletvekili var, önce onların devreye girmesi gerekir” dedim. Afet bölgesi ilan edilmeyince, Sayın Cumhurbaşkanı ile görüşerek Elazığ’daki mağduriyetleri ve riskleri anlattım ve Elazığ’ın afet bölgesi ilan edilmesine katkı sağladım.

“ELAZIĞ GÜÇLÜ SİYASETÇİLERİ SEVER”

Oysa Elazığ güçlü siyasetçileri sever. Yanlış işlerin arkasında cesaretle durmayan siyasetçiyi sevmez. Yürekli ve cesur siyasetçiler Elazığ’da karşılık bulur. Elazığ babayiğit sever. Geçmişte bunun birçok örneği vardır. Ahmet Küçük, Ali Rıza Septioğlu, Ahmet Cemil Tunç, Mehmet Ağar gibi lider ruhlu siyasetçiler vardı. Bu isimler, gerektiğinde genel başkanlarına meydan okuyabilen, masaya yumruğunu koyabilen, taleplerin çözümü için güçlü bir irade ortaya koyabilen siyasetçilerdi.

AK PARTİ DÖNEMLERİNDE 2 FIRSAT KAÇTI”

AK Parti hükümetleri döneminde iki önemli fırsatın kaçırıldığını düşünüyorum. Bunlar Necati Çetinkaya ve Tolga Ağar’dır. Necati Çetinkaya güçlü bir siyasetçi profiline sahipti ancak parti içi dengeler nedeniyle yeterince değerlendirilemedi. Tolga Ağar ise genç ve vizyoner bir siyasetçiydi fakat parti içi hesaplaşmalar nedeniyle önünün açılmadığını düşünüyorum.

“MİLLETVEKİLLİĞİ MİSYONUNU KAYBETTİ”

Bugün gelinen noktada milletvekilliği, siyasi bir misyonun taşıyıcısı olmaktan çıkmış, geçici, bürokratik ya da özel statülü bir görev gibi algılanır hâle gelmiştir. “Milletvekili olursan ol, seçildikten sonra ne olursa olsun, nasıl olsa bize oy verirler” anlayışı hâkimdir. Oysa güçlü siyasetçilerin olduğu dönemlerde Elazığ her dönem bakanlıkla temsil edilmiştir. Ali Rıza Sepitioğlu, Ahmet Cemil Tunç ve Mehmet Ağar bunun en somut örnekleridir.Son dönemlerde genel merkezde kendini ifade edemeyen milletvekilleri bulunmaktadır. Siyaset, koltuk kapma ve unvan elde etme anlayışına indirgenmiştir. Ne sorunların çözümüne yönelik bir irade vardır ne de bakanlık iddiasını ortaya koyabilecek bir duruş sergilenmektedir.
Sayın Vekilim, geçtiğimiz günlerde Elazığ’daki uyumlu siyasetin sonuç alınamadığı takdirde bir anlam ifade etmediğini ve bunun devam ettirilmesinin de bir fayda sağlamayacağına dair eleştirilerde bulundunuz. Bu konuyu biraz açarsak neler söylersiniz?

“UYUM MEMNUNİYET GETİRDİ AMA…”

Elazığ’daki bu karşılıklı birliktelikten kaynaklı olarak Elazığ kamuoyunda ciddi bir memnuniyet bulunmaktadır. Bu memnuniyetin nedeni şudur: Kamuoyunda, “İlin beş milletvekili bir araya gelsin ve Elazığ’ın sorunlarının çözümüne katkı sunsun” şeklinde bir beklenti vardır. Bu beklenti son derece doğrudur. Çünkü bizden talep edilen şey Elazığ’ın sorunlarının çözülmesidir.

“BİRLİKTELİĞİ OLUŞTURAN DA RİSK ALAN DA BENİM”

Bu birlikteliği oluşturan Cumhur İttifakı değildir bu birliktelik benim çabamla ortaya çıkmıştır. Cumhur İttifakı zaten doğal olarak bir aradadır ve aynı siyasi iradeyi temsil etmektedir. Ben bu sürece katkı sunuyorum. Muhalefet partisinin bir milletvekili olarak, “Siz bu işi beceremiyorsunuz” demek yerine, arkadaşlarımızın iyi niyetli bir çaba ve uğraş içinde olduğunu görüyorum. Bu nedenle bu sürecin içinde olmam gerektiğini düşünüyorum. Risk alan taraf benim.

“MÜJDE DİYE DUYURULAN KONULARIN İÇİ BOŞ”

Ancak geldiğimiz noktada üç yıllık bir süre geçmiştir. Bu süre içerisinde, zaman zaman “müjde” açıklamaları yapılmaktadır. Neredeyse her ayın başında ve ortasında “müjde” denilmektedir. Emeklilerin maaşının verilmesi, devlet memurlarının maaşlarının ödenmesi dahi müjde olarak sunulmaktadır. Bu yaklaşım, siyasetin ciddiyetini zedelemektedir. Ancak Elazığ açısından bakıldığında, üzülerek ifade ediyorum ki, müjde olarak sunulabilecek somut bir gelişme bulunmamaktadır.

Erol: 'Çözüm yoksa uyum da yok'

“ELAZIĞ BİRÇOK KONUDA ÇÖZÜM BEKLİYOR”

Buna rağmen ben bu sürecin içerisindeyim ve bir süre daha bu sürece destek vermeye devam edeceğim. Çünkü Elazığ’ın köklü sorunları vardır. Bu sorunların başında Elazığ’ın su sorunu gelmektedir. Su meselesi artık Elazığ için yaşamsal bir ihtiyaç hâline gelmiştir. Altyapı sorunları, boru patlamaları geçmişte kalması gereken sorunlardır ancak ne yazık ki hâlen yaşanmaktadır.Hamzabey Barajı yapılırken, 2040 yılına kadar Elazığ’ın su sorununun çözüldüğü ifade edilmişti. Barajdan su verildi ve süreç tamamlandı ancak yanlış planlama nedeniyle bu durum bir faciaya dönüşmüştür. Bugün Elazığ’ın su sorunu hâlâ devam etmektedir ve mutlaka çözülmesi gerekmektedir.Elazığ’a katkı sağlamak istiyorsak eski SGK binası, hastane binası ve acil ihtiyaçlar başta olmak üzere bu sorunların çözülmesi gerekir. Hızlı tren konusu da son derece önemlidir. Sivas’a, Diyarbakır’a gelen hızlı trenin Elazığ’a gelmemesi için hiçbir gerekçe yoktur. Kars’a ve Erzurum’a gelen hızlı tren Elazığ’a da gelmelidir. Turizm potansiyeli yüksek olan Elazığ için hızlı tren önemli bir kazanım olacaktır.

Ovalara suyu ulaştıramazsak ciddi bir susuzlukla karşı karşıya kalırız. Ovalara su ulaştırılabilirse bu bir müjdedir. Sanayi bölgeleri ayağa kaldırılabilirse bu bir müjdedir. Pertek Köprüsü yapılırsa bu bir müjdedir. Harput’un tarihsel dokusunu koruyarak kentsel dönüşüm gerçekleştirilebilirse bu bir müjdedir. Şehir merkezinde depremde yıkılan binalar yeniden inşa edilerek vatandaşların mağduriyeti giderilebilirse bu bir müjdedir.

“BASİT KONULAR ÜZERİNDEN SİYASİ RANT SAĞLANMAMALI”

Ancak kamunun rutin olarak yapmakla yükümlü olduğu işleri müjde olarak sunmak doğru değildir. İl Özel İdaresinin bir köy yolunu açması müjde değildir. Bir bankanın ATM kurması müjde değildir. Bir müdürlüğün açılması müjde değildir. Bunlar devletin zaten yapmakla yükümlü olduğu işlerdir. Milletvekillerine buradan açıkça sesleniyorum: Siyaseti bu kadar basite indirgemeyin.Bir milletvekili, bu tür basit ve rutin işler üzerinden siyaset yapmamalıdır. Eğer bu işler yapılmıyorsa, bunun hesabı sorulmalıdır. Eğer yapılmışsa, zaten olması gereken yapılmıştır.Bu süreci, birlikteliğe zarar vermemek ve toplumda umut kaybı oluşturmamak adına bir süre daha planlı şekilde yürütmeye devam edeceğim. Önümüzdeki dönemde valilik koordinasyonunda bakanlıklarla randevular alınacak ve görüşmeler yapılacaktır. Eğer sonuç alınırsa emeği geçen herkese teşekkür ederim. Ancak sonuç alınamazsa, bu birliktelik yalnızca fotoğraf vermek, bir araya gelip çay kahve içmek ve sorunları konuşmakla sınırlı kalır. Asıl mesele sorunları çözmektir.

“SORUNLAR ÇÖZÜLEMİYORSA BİRLİKTE OLMANIN ANLAMI YOK”

Eğer sorunlar çözülemiyorsa, benim aynı karede bulunmamın bir anlamı yoktur. Zaten bu sorunların tamamını tek başıma çözebilecek ilişkilerim de vardır. Ancak ben muhalefet milletvekili olarak, bu sorumluluğu tek başıma üstlenmek yerine, birlikte çözüm arayışındayım. Elazığ sorunuysa, Elazığ milletvekillerinin tamamının katkı sunması gerekir.
Eğer bu sorunlar kısa vadede, yani Nisan veya Mayıs ayına kadar çözülmezse, daha önce yaptığım gibi çözüm odaklı muhalefet diline geri dönerim. Sayın Cumhurbaşkanı’na tek başıma giderim, bakanlara giderim, Elazığ’ın sorunlarını meclis gündemine taşırım. Meclis kürsüsünden gördüğüm her yanlışlığı ifade ederim, soru önergeleri veririm ve bakanlıklara şikâyetlerimi iletirim. 27. dönemde kullandığım siyaset diline geri dönerim. Sorumluluğu kim üstleniyorsa üstlensin, bu benim için önemli değildir.Bu süreci nezaket kuralları çerçevesinde, siyasi birlikteliklere zarar vermeden, çözüm odaklı bir siyaset anlayışıyla yürütmeye çalışıyorum. Ancak unutulmamalıdır ki ben bir muhalefet milletvekiliyim. İktidar partisinin hiçbir şey yapmamasına sessiz kalmam. Şehirde temel sorunlar vardır ve bu sorunlar çözülecektir. Siyasetin güzelliği de burada ortaya çıkar. Her şeyi suçlayan bir dil kullanılmamalıdır. Doğru gördüğüm her işi takdir ederim yanlış gördüğüm yerde müdahale ederim.

GÜRSEL EROL’DAN AK PARTİ ELAZIĞ MİLLETVEKİLLERİNE UYARI

Milletvekili Erol, açıklamasının son bölümünde ise Ak Parti Elazığ Milletvekillerine yönelik şu uyarılarda bulundu:“Buradan AK Parti milletvekillerini ayrıca uyarmak istiyorum: Kamu bürokrasisi üzerinde aşırı baskı kurulmamalıdır. Herkesin yetkisi ve sorumluluğu bellidir. Siyaset kurumu bürokrasiyi yönlendirebilir ancak yaptırım gücüyle baskı kuramaz.Örneğin bir köy yolunun yapılmasıyla ilgili bir talep geldiğinde, milletvekili bunu ilgili bürokrata iletebilir. Ancak uygulama süreci ve bürokratik görev alanı milletvekillerinin baskısı altına alınamaz. Bu konuda açıkça uyarıyorum. Kulağıma bazı şeyler geliyor ve bu nedenle bu uyarıyı yapıyorum. Kamu bürokrasisini rahat bırakın. İktidar partisinin milletvekili olarak önerilerinizi iletebilirsiniz ancak tehditkâr bir dil kullanamazsınız. Bu anlayış devam ederse, bunun karşılığı mutlaka olacaktır. Gerekirse bu konuları genel kurulda açıkça dile getiririm.”

Erol: 'Çözüm yoksa uyum da yok'