'Daha az ABD, daha çok Türkiye'

Hakimiyet Gazetesi olarak ABD ve İsrail'in sırf enerji ve petrol kaynaklarını artırmak amacıyla haksız yere İran'a saldırılarının körfez ülkeleri ve diğer İslam devletlerinin akıllarını başlarına getirebileceğini dile getirmiştik.

TAKİP ET Google News ile Takip Et

İslam ülkesi  idarecilerinin sırf saltanat ve lüks yaşamlarını sürdürmek adına ABD ve İsrail’in menfaatlerini korumalarına karşı günün birinde kendi başlarını da ABD füzesi yiyebileceklerini düşünerek bakış açılarını değiştirmeye vesile olabilecek bu savaşın belki de en önemli çıktısının bu olacağını sıklıkla dile getirdik bu köşelerden.
Bu konuda benzer bir yaklaşım da İsrail’den geldi.ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları 5. haftasını tamamlarken İsrail basınında yayımlanan dikkat çekici bir analizde, savaş sonrası döneme ilişkin senaryolar ele alındı.
Haaretz gazetesinde, Hayfa Üniversitesi Orta Doğu ve İslam Araştırmaları Bölümü’nden Elad Giladi'nin "İran Savaşı yeni bir bölgesel düzen yaratabilir, daha az ABD, daha çok Türkiye" başlıklı analizi yayımlandı.
Savaşla birlikte bölge ülkelerinin savunma stratejilerinde köklü bir değişikliğe gittiği belirtilen yazıda, kapalı kapılar ardındaki diplomatik temaslarla ABD'ye olan güvenlik bağımlılığını "en aza indirmenin" yollarının arandığı kaydedildi.
Özellikle Körfez ülkelerinin güvenlik ve ittifak arayışlarını yeniden şekillendirme arayışında olduğunun altını çizen yazıda, "Türkiye bu düşüncenin geliştirilmesinde kilit bir rol oynuyor gibi görünüyor." ifadelerine yer verildi.

Türkiye'nin son dönemde Suudi Arabistan, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile ilişkilerini stratejik bir boyuta evirdiği vurgulanan yazıda, 19 Mart'ta Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır ve Pakistan dışişleri bakanları arasındaki dörtlü zirvenin bu yeni arayışın en somut örneği olduğu ifade edildi.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın daha önce dile getirdiği "Bölge ülkeleri kendi sorunlarını çözmezse dış güçler kendi çıkarlarını dayatır." yaklaşımının, Riyad ve diğer Körfez başkentlerinde karşılık bulduğuna işaret edilen yazıda, Türkiye'nin gelişmiş savunma sanayisinin Körfez ülkeleri için ABD'ye alternatif bir "güvenlik çeşitlendirmesi" sunduğuna dikkat çekildi.

Yazıda, Körfez ülkelerinin ABD ile ilişkilerini tamamen koparmak niyetinde olmadığı ancak Washington'u "tek güvenlik garantörü" olarak değil, bir "partner" olarak konumlandırmak istediği belirtildi.

ABD ve İsrail'in İran'a saldırılarıyla başlayan savaşın Türkiye'nin etkisini arttıracak bir dönüm noktası olduğu belirtilen yazıda, şu ifadelere de yer verildi:

Savaşın yalnızca İsrail ile İran arasındaki caydırıcılık dengesiyle değil, aynı zamanda Körfez ülkelerinin ABD'ye olan güvenlik bağımlılıklarını ihtiyatlı ve kademeli bir şekilde sonlandırarak, içeriden inşa edilen bir bölgesel düzenin imkânlarını aramaya başladığı an olarak 

Bu yorum ve birçok strateji uzmanının sıklıkla dile getirdiği gibi dünya yeni bir dengenin üzerinde. ABD ve İsrail tüm gümlerini kullandı lakin ikinci bir Vietnam misali İran’da aciz kaldı. 

Daha önce burnundan kıl aldırmayan Trump şimdilerde İran’ı masaya ve uzlaşmaya çekmeye çalışıyor.
Bu savaş sonrası İslam ülkeleri bir kez akıllı davranabilse ve hem kendi çıkarlarını koruyacak hem de izzetli ve onurlu bir yaşamı tercih edip ABD’ye hayır diyebilseler barışın ve zenginliğin tadına varırlar. 

Bu savaştan Körfez ülkeleri kadar İran’ın da ders çıkarması lazım. İslam’ın tüm mezheplerden öte üst bir kimlik olduğunu ve yeni birliktelikleri mezhepsel taassupla değil, teknolojik ve enerji kaynakları merkezinde ve her halükarda “kaza-kazan” felsefesiyle yapmaları gerektiğini anlamalılar. Zira gördük ki ABD füzesi mezhep ayrımı yapmıyor. Dün Sünni Irak, Suriye, Libya, Mısır bugün Şia İran…