Sevgili okur, biliyorum alışkın değilsin ama içimden geldi, bu hafta şiir yazacağım. Her Cuma yazma zorunluluğum olmasının, iyi veya kötü bir durum olduğuna şiiri okuyunca da sen karar vereceksin, inşallah iyidir!
Ek bilgi: Şiir yazma girişimlerime ortaokul seviyelerinde ara vermemi gerektiren bir olay yaşamıştım onu da anlatıp şiire geçelim…
Yazdığım şiiri heyecanla görüşlerine çok önem verdiğim birinin yanına koşarak götürür ve eline tutuştururum. Şöyle bir çırpıda okuyup sert bir ses tonuyla - aslında yüreklendirmek ve beğenisini kendi üslubuyla dile getirmek için ama benim yanlış anladığım bir edayla-:
-Sen mi yazdın bunu?
Ben: Evet!
- Oku o zaman
Ben: ???
- Sen yazmadın mı okusana!
Ben: ???
-İnsan kendi yazdığını ezbere okuyamaz mı, oku hadi…
Ben:???
Sonra defteri alır ve uzaklaşırım, uzun bir süre de ne yazı ne de şiir yazmam. Aslında şiiri ben yazdım ama boyumdan büyük bir işe kalkışmış oldum değil mi? Ee sonra heyecandan kendi yazdığımı da okuyamayınca en azından yazma konusunda boyumdan büyük işlere kalkışma durumuna nokta koymuştum.
Son olarak bu hikayeyi paylaşmamdaki amaç çok iyi şiir yazdığımı iddia etmem değil – zaten aşağıdaki şiiri okuyunca bu konuda ne kadar kötü olduğumu göreceksiniz- aslında beni yüreklendirmek ve belki de hiç beğenmediği halde çok beğendiğini hissettirmek için -sen mi yazdın bunu’ cümlesini kuran birinin, sanata vurduğu darbeyi görmemdi. Hayatta başkalarının sözü ile çok önemli kararlar almanın ne kadar tehlikeli olduğunu çok iyi bilirim. Bu nedenle ben hep başıma buyruk yaşadım ve hep boyumdan büyük işlere kalkıştım, yanıldığım ve hata yaptığım çok oldu ama kaybettiğim ve pişman olduğum çok az…
Gelelim şiire:
ZAMAN
Zaman zaman bu ne vasat zaman
Çok azdır artık doğru duran
Ne kadar değerlidir yalan konuşan
Umudumu kaybettim gelmez artık doğru zaman
Çare nedir bilmem ama
Az kalanlar beni duysun
Çok çalışsın, az uyusun
Belki kırılır eğri zaman!