Velayet davalarında kritik kriter: çocuğun üstün yararı
Velayet davalarında mahkemelerin kararını belirleyen temel unsur, anne ya da babanın talebinden çok çocuğun üstün yararı oluyor. Çocuğun yaşı, eğitim ve sağlık durumu, mevcut yaşam düzeni, ebeveynleriyle ilişkisi ve bakım ihtiyaçları başta olmak üzere çok sayıda kriter birlikte değerlendiriliyor.
Avukat Şeyma Kapar Gülmez, velayet davalarının açılma sürecinden çocuğun görüşünün alınmasına, geçici velayet uygulamasından ebeveynlerin yeniden evlenmesinin velayete etkisine kadar merak edilen konular hakkında değerlendirmelerde bulundu.
VELAYET DAVASI NASIL AÇILIYOR?
Velayeti kendisinde bulunmayan eş, diğer eşe karşı velayet davası açabiliyor. Davanın, çocuğun yerleşim yeri ve somut olayın özelliklerine göre görevli ve yetkili Aile Mahkemesi’ne sunulacak dava dilekçesiyle açılması gerekiyor.
Dava dilekçesinde velayetin neden talep edildiğinin açık, somut ve hukuken değerlendirilebilir şekilde ortaya konulmasının önem taşıdığını belirten Gülmez, çocuğun mevcut yaşam koşullarının ve velayet değişikliğini gerektiren nedenlerin ayrıntılı biçimde açıklanması gerektiğini ifade etti.
MAHKEME HANGİ DELİLLERİ DEĞERLENDİRİYOR?
Velayet yargılamalarında tanık anlatımları, pedagog ve diğer uzmanların görüşleri, sosyal inceleme raporları, okul ve sağlık kayıtları ile somut olayın niteliğine göre hukuka uygun diğer deliller dikkate alınabiliyor.
Mahkeme, anne ve babanın iddialarını birlikte değerlendirirken yalnızca ebeveynlerin taleplerine odaklanmıyor. Çocuğun bedensel, zihinsel, duygusal ve sosyal gelişimi kararın temel unsurları arasında yer alıyor.
Çocuğun yaşı, eğitim hayatı, sağlık durumu, yaşam düzeni, ebeveynleriyle ilişkisi, bakım ve gözetim ihtiyaçları ile anne ve babanın sosyal, ekonomik ve kişisel koşulları bir bütün olarak değerlendiriliyor.
ÇOCUĞUN ALIŞTIĞI DÜZENİN KORUNMASI ÖNEM TAŞIYOR
Çocuğun alışmış olduğu yaşam düzeninin korunması, eğitim ve sosyal hayatının kesintiye uğramaması da velayet değerlendirmesinde önem taşıyor.
Gerekli görülmesi halinde pedagog, psikolog veya sosyal çalışmacılar aracılığıyla sosyal inceleme yapılabiliyor. Bu incelemelerde çocuğun hangi ebeveyn yanında daha uygun şartlarda yaşayabileceği araştırılıyor.
DAVA DEVAM EDERKEN GEÇİCİ VELAYET KARARI VERİLEBİLİR
Velayet davası sonuçlanıncaya kadar çocuğun bakım, eğitim ve güvenliğinin korunması amacıyla mahkeme tarafından geçici düzenlemeler yapılabiliyor.
Mahkeme, yargılama sürecinde çocuğun menfaatlerini gözeterek geçici velayet konusunda ara karar verebiliyor. Böylece çocuğun dava sürecinden mümkün olduğunca az etkilenmesi amaçlanıyor.
“8 YAŞINI DOLDURAN ÇOCUK İSTEDİĞİ EBEVEYNİ SEÇEMEZ”
Velayet davalarında en çok merak edilen konulardan biri de çocuğun görüşünün hangi yaştan itibaren dikkate alındığı.
Avukat Şeyma Kapar Gülmez, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve Yargıtay 2. Hukuk Dairesi kararlarında idrak çağının genel olarak 8 yaş kabul edildiğini belirtti.
Sekiz yaşını doldurmuş çocuğun görüşünün alınmasının önem taşıdığını ifade eden Gülmez, bunun çocuğun istediği ebeveyni seçebileceği anlamına gelmediğini vurguladı.
Çocuğun beyanı, üstün yarar ilkesi çerçevesinde diğer koşullarla birlikte değerlendiriliyor. Eğitim hayatının olumsuz etkilenmesi, şiddet veya kötü muamele, istismar riski ya da temel bakım ve barınma ihtiyaçlarının karşılanamaması gibi durumlarda çocuğun tercihi tek başına belirleyici olmayabiliyor.
YENİDEN EVLİLİK VELAYETİ OTOMATİK OLARAK KALDIRMIYOR
Velayet hakkına sahip anne veya babanın yeniden evlenmesi de tek başına velayetin kaldırılması için yeterli görülmüyor.
Mahkeme, yeni evliliğin çocuk üzerindeki etkilerini ve çocuğun üstün yararını değerlendiriyor. Yeni evlilik nedeniyle çocuğun fiziksel, duygusal veya psikolojik açıdan zarar gördüğünün somut olarak ortaya konulması halinde velayetin diğer ebeveyne verilmesi gündeme gelebiliyor.
“ESAS OLAN ÇOCUĞUN ÜSTÜN YARARI”
Avukat Şeyma Kapar Gülmez, velayet davalarında asıl belirleyici unsurun ebeveynlerden hangisinin talebinin daha güçlü olduğu değil, çocuğun üstün yararının hangi koşullarda daha iyi korunacağının belirlenmesi olduğunu ifade etti.
Mahkemelerin karar verirken çocuğun fiziksel ve psikolojik güvenliği, gelişimi, eğitimi, bakım ihtiyaçları ve ebeveynleriyle sağlıklı ilişkisinin sürdürülebilmesini esas aldığı belirtildi.