TÜRKONFED 27. İş Dünyası Zirvesi Elazığ'da toplandı

Fırat Sanayi ve İş Dünyası Federasyonu (FIRATSİFED) ev sahipliğinde düzenlenen 27. İş Dünyası Zirvesi, 25-26 Eylül 2026 tarihlerinde Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın katılımıyla Elazığ'da gerçekleştirildi. Zirvede konuşan iş dünyası temsilcileri, ekonomik güvenlik, bölgesel kalkınma ve üretimin Anadolu'ya yayılması çağrısında bulundu.

Türk İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) tarafından düzenlenen 27. İş Dünyası Zirvesi, 25-26 Eylül 2026 tarihleri arasında Elazığ'da gerçekleştirildi. Zirvenin ana teması "Kalıcı Belirsizlik Çağında Ekonomik Dayanıklılık" olarak belirlendi.

TÜRKONFED'in resmi açıklamasına göre zirve, üye federasyon FIRATSİFED'in ev sahipliğinde, Elazığ'da düzenlendi. Zirveye Türkiye'nin dört bir yanından iş insanları, kamu yöneticileri, ekonomistler, akademisyenler ve sivil toplum temsilcileri katıldı.

Fırat Üniversitesi Prof. Dr. Yasemin Açık Açılış Töreni kapsamında düzenlenen zirveye; Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, AK Parti milletvekilleri Erol Keleş, Ejder Açıkkapı, Mahmut Rıdvan Nazırlı, MHP milletvekili Semih Işıkver, CHP milletvekili Gürsel Erol, Elazığ Belediye Başkanı Şahin Şerifoğulları, Elazığ Valisi Numan Hatipoğlu, Fırat Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fahrettin Göktaş, il parti temsilcileri Sencer Selmanoğlu, Oğuzhan Demir, Elazığ Ticaret ve Sanayi Odası Başkan Adayı Nurullah Öner, Elazığ Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı İdris Alan ve STK temsilcileri katıldı.

Zirvenin onur konuğu Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer M. Koç oldu. Programa TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ozan Diren, TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Sönmez ve TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Ömer Aras'ın yanı sıra kamu, iş dünyası ve sivil toplum kuruluşlarının önde gelen temsilcileri katıldı.

TÜRKONFED 27. İş Dünyası Zirvesi Elazığ'da toplandı

Zirveye yaklaşık 500 kişi katıldı. TÜSİAD da geniş bir heyetle zirvede yer aldı. Heyette TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ozan Diren, Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Ömer Aras, yönetim kurulu üyeleri ve geçmiş dönem başkanları yer aldı.

Programın 25 Eylül'de gerçekleştirilen açılışında FIRATSİFED Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Yasemin Açık ile TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Sönmez konuşma yaptı. Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer M. Koç ise programın onur konuğu olarak katılımcılara hitap etti.

İki gün süren zirvede ekonomik belirsizlikler karşısında şirketlerin dayanıklılığı, bölgesel kalkınma, teknolojik dönüşüm ve Türkiye ekonomisinin geleceğine ilişkin değerlendirmeler yapıldı.

TÜRKONFED 27. İş Dünyası Zirvesi Elazığ'da toplandı

YASEMİN AÇIK: “YUKARI FIRAT HAVZASI'NIN KALKINMA PLANINI HEP BİRLİKTE HAZIRLAYALIM”

FIRATSİFED Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Yasemin Açık, açılış konuşmasında Yukarı Fırat Havzası'nın kalkınması için ortak akıl çağrısı yaptı. Açık, "Yukarı Fırat Havzası'nın bu kadim topraklarında, yirmi yedinci İş Dünyası Zirvesi'nde sizlerle birlikte olmak çok büyük bir memnuniyet duyuyorum" diyerek sözlerine başladı.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'a hitaben "Şahsınızı memleketiniz Bingöl'ü kapsayan bu bölgede ağırlamaktan her zaman çok büyük onur duyuyoruz" diyen Açık, ülkenin özel bir dönemden geçtiğini belirterek şunları söyledi:

"Yıllarca bu coğrafyanın enerjisini korku, acı ve göç tüketti. Şimdi ise huzurun ve umudun yeşerdiği, yörenin sosyoekonomik olarak gelişeceği yeni bir dönemin eşiğindeyiz. Bu sürecin ilerlemesine ve bölgemizin umutla gelişmesine sağladıkları değerli katkılardan dolayı tekrar Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımıza şükranlarımı sunuyorum. Ve inanıyorum ki bu topraklar için bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak."

Açık, dünyadaki değişimin iyi analiz edilmesi gerektiğini vurgulayarak, "Bugün artık hiçbir şehrin, sektörün ve işletmenin yalnızca kendi yerel koşullarıyla yetinemeyeceği bir dönemdeyiz. Hepimiz yereli, bölgeseli ve küreseli birlikte okumak zorundayız" dedi.

Küreselleşmenin hızlandığı dönemde her şeyin "En ucuz ve en verimli nasıl olacak?" sorusuyla ölçüldüğünü hatırlatan Açık, "Bugün o dünya sessizce dağıldı. Artık dünya, verimliliğin yanında güvenliği de gözeterek karar veriyor. Karşılıklı bağımlılık bir kazanç olmaktan çıktı ve bir baskı aracına dönüştü. Çin'in nadir elementler politikalarından Amerika Birleşik Devletleri'nin gümrük vergilerine kadar birçok alanda bunu görüyoruz" ifadelerini kullandı.

"Belirsizlikler, istikrar arasında yaşadığımız geçici bir durum olmaktan çıkmış, içinde yaşadığımız iklimin taç almışı olmuştur" diyen Açık, yeni dünya düzeninde gündemin en tepesinde "ekonomik güvenlik" kavramının bulunduğunu belirtti. Açık, "Bu kavram çoğu zaman kapıları kapatmak ve dünyadan kopmak gibi algılanıyor. Oysa ekonomik güvenlik, dünyaya açık kalmaya devam eden, kendi kararlarını alabilme kapasitesidir" dedi.

Türkiye ekonomisinin son 24 çeyrektir kesintisiz büyüdüğünü vurgulayan Açık, "Millî gelirimiz, savaşlara ve dış şoklara rağmen dengeli büyüme çizgimizi, makroekonomik istikrarımızı koruyoruz. Bu gerçekten de gurur verici bir dayanıklılık tablosudur" diye konuştu.

Bir ülkenin dayanıklılığının temel kimliğinin üretim, özellikle de sanayi olduğunu belirten Açık, "Günümüz koşullarımızı göz önüne alarak sanayimizi daha güçlü bir şekilde taşımamız gerekiyor. Bunun yolu ise yüksek katma değerli üretime ve yine yüksek katma değerli hizmetlere yönelmekten geçer" dedi.

Türkiye'nin genç nüfus avantajını kaybetmeye başladığını, nüfusun hızla yaşlandığını ve doğurganlığın azaldığını kaydeden Açık, kadınların iş gücüne katılım oranının OECD ülkeleri arasında hâlâ alt sıralarda olduğunu söyledi. Açık, "Toplumun yarısını oluşturan kadınların ekonomiye katılımı ekonomik güvenlik meselesidir" dedi.

Açık, "Güçlü Türkiye, güçlü bölgelerle mümkündür" diyerek yatırım ve fırsatların tüm Anadolu'ya yayılması gerektiğini vurguladı. Kendi hayatından örnek veren Açık, "Tam on yıl önce Sezai Mento'yu memleketim Elazığ'da kurdum. Bu toprakların insanına, çalışma kültürüne ve geleceğine duyduğum güvenin karşılığını da üretim, istihdam ve ihracat olarak aldım" dedi.

Açık, sözlerini şöyle tamamladı: "Gelin, Yukarı Fırat Havzası'nın kalkınma planını hep birlikte hazırlayalım. Elazığ, Malatya, Bingöl ve Tunceli'nin güçlü olduğu sektörleri, yatırım önceliklerini ve ihtiyaçlarını birlikte belirleyelim. Hepimizin aynı masada olduğu ortak bir çalışma yapalım ve birlikte bu bölgenin kalkınmasına katkı sağlayalım. Fırat Şirket olarak bölgenin ihtiyaçlarını ve imkânlarını yakından biliyoruz. Sahada birikimimizle bu yönde yapılacak bir çalışmaya katkı vermeye ve üzerimize düşen sorumlulukları sonuna kadar almaya hazırız."

OZAN GÜREN: “KALICI BELİRSİZLİK ÇAĞINDA DAYANIKLILIĞIMIZI ARTIRMALIYIZ”

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ozan Güren ise konuşmasında küresel ekonomide ticaretin kurallarının değiştiğini, tedarik zincirlerinin yeniden kurulduğunu belirterek, "Şirketler yalnızca en ucuz tedarikçiyi değil, en güvenilir ve en dayanıklı ortağı arıyor. Türkiye bu döneme güçlü bir sanayi tabanı, esnek üretim kabiliyeti, girişimci iş kültürü ve Avrupa Birliği'yle kurduğu derin bağlarla giriyor" dedi.

Son üç yıldır makroekonomik dengelenme süreci içinde olduklarını hatırlatan Güren, "Enflasyonla mücadele bu çerçevenin vazgeçilmezi. Ancak kalıcı başarı için para ve maliye politikalarının yanında reform ve sanayi politikası ayağını da tamamlamalıyız" diye konuştu.

TÜSİAD Maliyet Bazlı Rekabet Gücü Endeksi'nin son verilerine değinen Güren, "2026'nın ikinci çeyreğinde maliyet bazlı rekabet gücümüz önceki çeyreğe göre yüzde 1,3, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2,9 geriledi. Son iki yılda gıda, kimyasal ürünler, kauçuk ve plastik gibi sektörler ortalamadan daha yüksek bir rekabet gücü kaybına uğradı" bilgisini verdi.

Güren, "Bu tablo, rekabetçiliğin yalnızca kurdan ve faizden ibaret olmadığını gösteriyor. Elbette teknoloji, inovasyon, enerji verimliliği sürdürülebilir rekabetçiliğin asli unsurları. Ama maliyetler kalıcı biçimde bozulduğunda şirketlerin bu alanlara yatırım yapma gücü de zayıflar" uyarısında bulundu.

Sanayide uzun vadeli dayanıklılık için kamunun liderliğinde ve iş dünyası paydaşlarının iş birliğiyle on-on beş yıllık bir sanayi stratejisi planlanması gerektiğini belirten Güren, "Hangi alanlarda derinleşeceğiz? Hangi teknolojilerde yetkinlik oluşturacağız? Hangi sektörlerde ve hangi bölgelerde ölçek büyüteceğiz? Bunları netleştirmeliyiz" dedi.

Avrupa Birliği'nin yeni sanayi politikaları ve ticaret düzenlemelerine de değinen Güren, "Türkiye, Gümrük Birliği ve Avrupa üretim ağıyla kurduğu derin entegrasyon doğrultusunda yeni Avrupa sanayi mimarisinin doğal bir parçası olarak görülmeli. TÜSİAD olarak ülkemizin AB Sanayi Hızlandırıcı Yasa Taslağı'ndaki Avrupa kanalının içinde yer alması için savunuculuk faaliyetlerimizi yoğun şekilde sürdürüyoruz" ifadelerini kullandı.

Bağlantısallık kavramının dayanıklılığın önemli bir öğesi olduğunu vurgulayan Güren, "Bu konjonktür Türkiye için fırsat. Ülkemiz transit yükünü artırmanın ötesine geçerek malların durduğu, işlendiği ve yeniden dağıtıldığı, lojistik değeri tutabilen bir merkez olabilir" dedi.

İklim krizine de değinen Güren, "Akdeniz Havzası'nda yer alan bir ülkeyiz ve iklim krizinin kuraklıktan tedarik zincirlerindeki kırılganlıklara kadar uzanan etkilerini her geçen gün daha derinden hissediyoruz" diye konuştu.

Eğitim ve beceri politikalarının geleceğe hazırlanması gerektiğini belirten Güren, "Kadınların ekonomik hayata eşit ve kalıcı katılımını sağlamak da kalkınmanın temel altyapısı. Bakım hizmetleri, güvenli çalışma koşulları, iş yaşam dengesi ve eşit temsil, sosyal politikanın ötesinde daha güçlü bir ekonomi için zorunluluk" dedi.

Güren, "Fırsat eşitliğini sadece kadın-erkek arasında değil, bölgeler arasında da güçlendirmeliyiz. Bir girişimcinin finansmana, bir işletmenin nitelikli iş gücüne ve dijital altyapıya erişimi bulunduğu şehre göre değişiyorsa ülkemizin bütün potansiyelinden yararlanmamız mümkün olmaz" diye konuştu.

Terörün sona ermesi ve huzurun kalıcı tesisinin önemine değinen Güren, "Demokratik kurumlar ve hukukun üstünlüğü, ekonomik koşullarda iyileşme ve gelir adaleti, dengeli bölgesel kalkınma, eğitim, sağlık ve temiz bir çevre gibi unsurlar toplumsal güveni ve dayanıklılığı yükseltir" dedi.

Güren, sözlerini "TÜSİAD olarak gelişmiş, saygın, adil ve çevreci bir ülke olarak hak ettiğimiz konuma ulaşmak için çalışmayı sorumluluğumuz kabul ediyoruz. Tüm çalışmalarımızda bize güç veren motivasyonumuz, Mustafa Kemal Atatürk'ten devraldığımız Cumhuriyet mirasına ve gelecek kuşaklara karşı sorumluluğumuzu yerine getirmektir" diyerek tamamladı.

SÜLEYMAN SÖNMEZ: “ANADOLU'NUN ŞEHİRLERİ DAYANIKLILIĞIMIZIN MERKEZİDİR”

TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Sönmez, konuşmasında Anadolu'nun şehirlerinin dayanıklılığın ve yeni büyüme merkezleri olduğunu vurgulayarak, "Bugün Elazığ'da bulunmamız da işte bu anlayışın bir ifadesidir" dedi.

Dünya ekonomisinin giderek daha parçalı bir yapıya büründüğünü belirten Sönmez, "Ev sahipliği yaptığımız 30. NATO Zirvesi'yle Batı ittifakının üyesi olduğumuzun altını bir kez daha çizdik. Savunma sanayi kapasitesiyle, sanayi üretimi alanlarında ittifak içinde daha güçlü bir rol üstlenme hedefimizi tam olarak ortaya koyduk. Batı'daki sabit ayağımızı sağlamlaştırırken Orta Doğu'dan Asya'ya uzanan geniş bir coğrafyada hareket alanımızı genişletiyoruz" dedi.

Enflasyonla mücadelede para, maliye politikasının ve yönetilen fiyatların birbirini desteklediği bir uygulamanın kritik olduğunu belirten Sönmez, "Yatırım kararını da, üretim planını da, ihracatçının ufkunu da belirleyen şey bu olacaktır" dedi.

2027-2029 Orta Vadeli Program'da belirlenen reform başlıklarının iş dünyasının işaret ettikleriyle örtüştüğünü söyleyen Sönmez, "Bu ortak akıl bizleri motive ediyor" diye konuştu.

Teknoloji yayılımı, nitelikli iş gücü, KOBİ'lerin dünyaya açılması, yeşil ve dijital dönüşüm ve bölgesel sanayi kümeleri için ölçülü takvimler oluşturulması çağrısında bulunan Sönmez, "Fakat en aciliyetli konumuz üretim kapasitesinin korunmasıdır" dedi.

Sanayisizleşmenin toplumsal sonuçlar doğuracağını belirten Sönmez, "Nitelikli iş gücünün zayıflaması, orta sınıfın daralması, gençlerin ve kadınların iş gücüne katılımının sınırlanması ve bölgesel eşitsizliklerin sürmesi gibi riskler taşır. Bu nedenle üretimi korumak, toplumsal güveni ve dayanıklılığı da korumak demektir" uyarısında bulundu.

"Fabrika yapan TOKİ" modelinin sanayiyi Anadolu'ya taşımada önemli rol üstleneceğini belirten Sönmez, "KOBİ'lerin bina yatırım yükünü azaltmak, verimliliğe ve ikiz dönüşüme yatırım yapma şanslarını da artıracaktır" dedi.

Türkiye'nin ihracatçı KOBİ sayısının yaklaşık 170 bine ulaştığını ancak bu sayının toplam girişimler içindeki payının düşük olduğunu belirten Sönmez, "Dünyaya açılmayı bekleyen çok büyük bir potansiyelimiz var" dedi.

Avrupa Birliği ile ilişkilere de değinen Sönmez, "Gümrük Birliği'nin modernizasyonu için sürecin olgunlaşmasını beklerken mevcut ilişkilerde adımları bugünden atabiliriz" dedi.

"Kalkınma yolculuğumuzun öznesi her zaman, her koşulda insandır" diyen Sönmez, "Sermaye bulabilirsiniz. Teknoloji satın alabilirsiniz. Enerjiye erişebilirsiniz. Ancak topluma ve ekonomiye entegre nitelikli insan gücü olmadan dönüştüremezsiniz" ifadelerini kullandı.

Ne eğitimde ne istihdamda olan gençlerin oranının şehirde yüzde 23,3, bölgede yüzde 27'yi aştığını, genç kadınlarda bu oranın yüzde 30'un üzerine çıktığını belirten Sönmez, "Bir taraftan iş gücünün dışında kalan geniş bir nüfus, diğer tarafta ihtiyaç duyduğu mühendis, teknisyen, ustayı bulamayan işletmelerimiz var. Demek ki Türkiye'de beceriyle işi, insanı ve imkânı buluşturmamız gerekiyor" dedi.

Barışın kalkınma için hayati önem taşıdığını vurgulayan Sönmez, "Barış, Türkiye'nin toplumsal fay hatlarının üstüne inşa edilecek. Uzun süre güvenlik riski altında kalan bölgelerde zaten var olan ama kapısının üzerindeki fren artık kalkıyor. Bölgede ortaya çıkacak barış demek, sonuç tüm toplumun ortak refahına düşecektir" diye konuştu.

VALİ NUMAN HATİPOĞLU: “BELİRSİZLİKLER İÇİNDE DAHİ İŞİMİZİ BÜYÜTECEĞİZ”

Elazığ Valisi Numan Hatipoğlu, zirvenin hayırlara vesile olmasını dileyerek, "İkinci gününde Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımıza, ilimize vermiş oldukları bu büyük teveccüh ve önemden dolayı da tekrar şükranlarımı ifade etmek istiyorum" dedi.

Elazığ'ın Fırat Nehri'nin bereketlendirdiği kadim bir coğrafya olduğunu belirten Hatipoğlu, "Elazığ'da adeta bu büyük birikimin üzerinde neşet etmiş, kadim bir coğrafya içerisinde süzülüp gelmiş bir öz hâline gelmiş bir yerdeyiz. Bu anlamda da coğrafyasıyla, kültürüyle, edebiyatıyla, özellikle aynı zamanda Hazreti Fırat gibi yol alarak şehirleri aydınlatan, Azerbaycan Bakü'den itibaren Elazığ'dan geçen bu kültürel köprü, Urfa'ya, Musul, Kerkük'e, Diyarbakır'a uzanmış ve derin bir medeniyet ve sanat ortaya koymuş" dedi.

Elazığ'ın merkezde iki organize sanayi bölgesi, Doğancılar ilçesinde bir OSB ve ülkemizin ilk beş organize sanayi bölgesinden birine ev sahipliği yaptığını belirten Hatipoğlu, yatırımcılara seslenerek, "Eğer bir sorun valilik makamının müdahalesiyle çözülebilecek bir konuysa, onu yok zannederek çalışın. Biz, taş üstüne taş koymaya çalışan, işini geliştirmeye çalışan herkesin yanında olmaya çalışıyoruz" dedi.

Küresel belirsizliğin doğru bir kavram olduğunu ancak Türkiye'nin coğrafyası gereği her zaman dinamik olduğunu belirten Hatipoğlu, "1987'de üniversiteyi kazandığımda, üç yıl sonra Sovyetler Birliği'nin yıkılacağını söyleseydiler, herhâlde 'dalga geçmeyelim' derdik. Ama Sovyetler Birliği yıkıldı, bambaşka hususlar ortaya çıktı" diye konuştu.

Balkanlar, Kafkaslar ve Orta Doğu'nun dünyada en çok krizin çıktığı coğrafyalar olduğunu belirten Hatipoğlu, "Bu coğrafyaların içerisinde bir barış ve istikrar, bir huzur adası tercih eden ülke... İşte dirençliliğimiz, tarihimizden gelen köklerle birlikte, aynı zamanda o bölgesel veya küreselleşen gelişmeler karşısında da bizi daha dirençli kılıyor" dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın dünyaya barışın ve birlikte büyümenin sesini duyurmaya çalıştığını vurgulayan Hatipoğlu, "Kendisine gerçekten Balkanlar'da hem çok yakından şahit olduğumuz pek çok krizin çözümüne ilişkin olduğu gibi, Kafkaslar'da da aynı şekilde, Orta Doğu'da da aynı şekilde davranıldığını görmekten büyük bir onur duyduğumu da ifade etmek isterim" diye konuştu.

Hatipoğlu, "Tekrar bu vesileyle, o belirsizlikler içerisinde dahi direnerek işimizi büyüteceğiz. İlerleyeceğiz. Terörsüz Türkiye'yle birlikte zaten var olan kardeşliğimizi çok daha pekiştirmiş olarak yarınlara daha emin adımlarla gideceğiz. Hiç kuşkunuz olmasın diyorum" diyerek sözlerini tamamladı.

TÜRKONFED 27. İş Dünyası Zirvesi Elazığ'da toplandı

BAŞKAN ŞAHİN ŞERİFOĞULLARI: “ELAZIĞ'I BÖLGESEL BİR GÜÇ HALİNE GETİRMELİYİZ”

Elazığ Belediye Başkanı Şahin Şerifoğulları, zirveye ev sahipliği yapmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, "Elazığ olarak TÜRKONFED 27. İş Dünyası Zirvesi'ne ev sahipliği yapmaktan ve iş dünyamızın önde gelen isimlerini kadim şehrimizde ağırlamaktan dolayı büyük bir mutluluk duyuyorum" dedi.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'a teşekkür eden Şerifoğulları, "Bölgemizin sorunlarını yakından bilen, her meselemizi hassasiyetle takip eden ve çözüm noktasında iradesini esirgemeyen Cumhurbaşkanı Yardımcımız Sayın Cevdet Yılmaz'a şahsım ve hemşehrilerim adına özellikle şükranlarımı sunuyorum" diye konuştu.

Elazığ'ın kültürü, sanatı, kadim tarihi ve turizm potansiyeliyle güçlü bir şehir olduğunu belirten Şerifoğulları, "Bu kadim topraklar, tarım, hayvancılık ve madencilik potansiyeli, gelişen organize sanayi bölgeleri, girişimci gücü ve nitelikli insan kaynağıyla bölgesel üretim açısından önemli bir merkez konumundadır" dedi.

Elazığ'ın Öküzgözü ve Boğazkere üzümleri, Baskil kayısısı, alabalık yetiştiriciliği, mermer yatakları, Saklıkapı ve Karaleylek Kanyonları, Hazar Gölü, Hazarbaba Kayak Merkezi ve Harput'uyla öne çıktığını belirten Şerifoğulları, "Kısaca özetlediğim bu değerlerin her biri, şehrimizin gelişimi noktasında ciddi katma değer oluşturacak potansiyele sahiptir. Gelecek adına atılması gereken en önemli adım, sahip olduğumuz bu gücü harekete geçirmektir" dedi.

Şerifoğulları, "Madeni yalnızca çıkarmak yetmez, işlemek gerekir. Tarımsal üretim yetmez, markalaştırmak gerekir. Turizm değerlerimizi korumak yetmez, ekonomik değere dönüştürmek gerekir" diyerek, "Elazığ'ın gücünü Malatya'nın, Bingöl'ün, Tunceli'nin, kısacası bölgemizin gücüyle birleştirmeliyiz. Bu kadim toprakları bölgesel bir güç hâline getirmeliyiz" çağrısında bulundu.

"Çocuklarımızın ve gençlerimizin geleceğe güvenle baktığı, üreten, istihdam oluşturan, yatırım alan ve dünyaya açılan bir Elazığ inşa etmektir" diyen Şerifoğulları, bu anlayışla Elazığ'ın geleceğine katkı sunacak adımları kararlılıkla atmaya devam edeceklerini söyledi.

TÜRKONFED 27. İş Dünyası Zirvesi Elazığ'da toplandı

CEVDET YILMAZ: “EKONOMİK GÜVENLİK KAVRAMINI İLK DEFA OVP'YE DAHİL ETTİK”

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, zirvenin "Kalıcı Belirsizlik Çağında Ekonomik Dayanıklılık" başlığının dünya ekonomisinin içinde bulunduğu dönemi işaret ettiğini belirterek, "Artık belirsizlik normal hâline dönüştü. İstikrarlı bir şekilde istikrarsızlık üreten bir ortamdayız. Bunu görmemiz lazım" dedi.

Dünyadaki dengelerin değiştiği, risklerin yükseldiği, jeopolitik gerilimlerin arttığı bir dönemde olduklarını vurgulayan Yılmaz, "Bu nedenle ekonomik dayanıklılığı savunmacı bir yaklaşım olarak değil, dönüşümü yönetebilme, fırsatları değerlendirebilme ve uzun vadeli refah üretebilme kapasitesi olarak görüyoruz" diye konuştu.

Dünyadaki liderlerin üslubunun önemli olduğunu ancak esas meselenin yapısal olduğunu belirten Yılmaz, "Dünya farklı bir dönemden geçiyor. Bu dönemin getirdiği gerilimler, gerginlikler yaşanıyor. Dolayısıyla kim olursa olsun, hangi hükümet olursa olsun, yaşadığımız dönemin yapısal dinamiklerini iyi anlamak durumundayız" dedi.

Türkiye ekonomisinin dayanıklılığını koruduğunu belirten Yılmaz, "2025 yılında ekonomimiz yüzde 3,7 büyüdü. 2026 yılında olumsuz koşullar altında dahi yüzde 3,3 büyümesini bekliyoruz. Orta Vadeli Programımızı ilan ettik. Kademeli bir şekilde büyümemizin artmasını ve 2029'da yüzde 5 seviyelerine ulaşmasını öngörüyoruz" bilgisini verdi.

Enflasyonda 2024 ortalarında zirvenin görüldüğünü, o günden bugüne gerileme trendi olduğunu belirten Yılmaz, "En son Ağustos'ta yüzde 31,5 gibi bir rakam çıktı karşımıza. İstikamet doğru yönde ama bir yataylaşma süreci yaşandı enflasyonda. Bunu da büyük oranda bölgemizdeki savaş ve bunun ekonomik yansımalarıyla izah ediyoruz" dedi.

Merkez Bankası'nın 7 puan civarında savaşın etkisini yaşattığını belirten Yılmaz, "Hakikaten savaşın da çok uzaması, İran-ABD Savaşı... Sadece biz değil, birçok ülkeyi etkiliyor ama biz daha fazla etkileniyoruz. Çünkü ağır ithal enerji ithalatı, fosil ithalatı yüksek bir ülkeyiz" diye konuştu.

Sermaye piyasalarında belli, kısıtlı bir alanda ortaya çıkan sorun olduğunu belirten Yılmaz, "Bu sorunu aşma yönünde de idari ve adli gerekli tedbirler alınıyor, alınmaya da devam edilecek. Bu geçici bir sorun, kısıtlı bir alanda ortaya çıkan bir sorun. Bu sorunu aştığımız zaman sermaye piyasalarımız eskisinden de daha güçlü bir şekilde yoluna devam edecek" dedi.

Bölgedeki savaşlara değinen Yılmaz, "Rusya-Ukrayna Savaşı neredeyse altıncı yılına girdi. Büyük insani kayıplar, büyük ekonomik kayıplar var. Gazze'de büyük bir yıkım yaşadık. Bütün insanlığın gözleri önünde maalesef bir soykırım yaşandı. İran-ABD-İsrail savaşı kısa sürer diye bekliyordu bütün dünya. Maalesef uzayan bir çatışma var ve Hürmüz başta olmak üzere yaşananlar dünya ekonomisini de etkiler hale gelmiş durumda" ifadelerini kullandı.

Son 24 yılda inşa edilen güçlü ekonomik yapının krizlere karşı dayanıklılığı artırdığını belirten Yılmaz, "Son ilan ettiğimiz Orta Vadeli Program'da bazı yeni unsurlar var. Programda özellikle imalat sanayisini daha öne çıkaran bir içerik söz konusu" dedi.

"EKONOMİK GÜVENLİK VE DAYANIKLILIK KAVRAMI"

Orta Vadeli Program'da ekonomik güvenlik kavramını ilk defa güçlü bir şekilde işlediklerini vurgulayan Yılmaz, "Ekonomik güvenlik ve dayanıklılık kavramı; ekonomik değer zincirlerinden üretime, ihracattan enerji ve gıdaya, teknolojiden finansa kadar ekonominin bütün alanlarında güçlenmeyi ifade ediyor. Buradaki temel önceliğimiz, kritik alanlarda dışa bağımlılığımızı azaltmak, ekonomimizin stratejik kapasitesini güçlendirmek ve çoklu şoklara karşı dayanıklılığımızı daha da tahkim etmek" dedi.

Yılmaz, "Bu daha yanlış anlaşılmasın: Bağımlılığı azaltmakla izolasyon farklı şeyler. İzolasyondan bahsetmiyoruz. Daha stratejik bir şekilde ilişkilerimizi, dünyayla bağlantılarımızı geliştirmekten bahsediyoruz" diye ekledi.

"EN PAHALI ENERJİ, OLMAYAN ENERJİDİR"

Enerji ve doğal kaynak arz güvenliğinin önemine değinen Yılmaz, "Nadir elementler, birtakım hammaddeler başta olmak üzere, yerli kaynaklarımızın aranması, üretilmesi ve daha yüksek katma değerle ekonomimize kazandırılmasının ötesinde enerji kaynaklarımızı çeşitlendirmeye ve depolama kapasitemizi artırmaya devam edeceğiz" dedi.

"En pahalı enerji, olmayan enerjidir" diyen Yılmaz, "Türkiye çok şükür bu anlamda, arz güvenliği anlamında dayanıklılığını bu süreçte ortaya koymuş oldu. Bazı ülkelerde karneyle birtakım ürünlerin verildiğini de gördük bu süreçlerde" ifadelerini kullandı.

"YEŞİL DÖNÜŞÜM BİZİM İÇİN MAKROEKONOMİK İSTİKRAR MESELESİ"

Yeşil dönüşümün sadece çevre politikası değil, aynı zamanda rekabetçilik politikası olduğunu vurgulayan Yılmaz, "Yeşil dönüşüm bizim sadece bir çevre meselemiz değil aslında. Makroekonomik istikrarımız ve kalkınmamız açısından da çok kritik. Yeşil dönüşüm demek ithalatı azaltmanız demek. Girdileri daha verimli kullanmanız demek. Cari açığı düşürmeniz demek. Makroekonomik istikrarı daha sağlam temeller üzerinde geliştirmeniz demek" dedi.

Bu yıl Birleşmiş Milletler Taraflar Konferansı'nın Türkiye'de gerçekleştirileceğini hatırlatan Yılmaz, özel sektöre bu sürece aktif katılmaları çağrısında bulundu.

"TARIM VE GIDA SEKTÖRÜNÜN MODASI GEÇMEYECEK"

Gıda arz güvenliği ve tarımsal dayanıklılığın ekonomik güvenlik açısından kritik olduğunu belirten Yılmaz, "Modası geçmeyecek bir sektör varsa o da tarım ve gıda sektörüdür. İnsanlık var olduğu müddetçe gıda var ve devam edecek. Bunun modası hiçbir zaman geçmeyecek" dedi.

Yılmaz, "Kusura bakmayın, ne makine ürünlerle ne de dijital ürünlerle insanlar karınlarını doyuramıyorlar. Dolayısıyla gıda sektörü, tarım sektörü stratejik bir sektör. Modası geçmeyecek bir sektör ve bu konuyu biz ekonomik güvenlik, dayanıklılık bakımından da çok kritik bir sektör olarak tanımlamış durumdayız" diye konuştu.

"ENFLASYONUN ESAS PROBLEMİ KONUT, GIDA VE ULAŞIM"

Enflasyonun temel mallarda yüzde 10'un altına indiğini belirten Yılmaz, "Esas problemimiz, enflasyon açısından da bakarsanız, konut ve gıda. Bir de şehir içi ulaşım. Bu üç kalem büyük oranda halkın yaşadığı enflasyonu oluşturuyor. Hizmet enflasyonu maalesef hâlâ yüzde 40 civarında. Dolayısıyla burayı aşağıya çektiğimiz zaman manşet enflasyon da çok daha hızlı bir şekilde gerileyecektir" dedi.

"TEKNOLOJİ ÜRETEMEYEN ÜLKENİN SİYASİ BAĞIMSIZLIĞI OLAMAZ"

Kritik teknolojilerde yerli kabiliyetin geliştirilmesinin önemine değinen Yılmaz, "Savunma sanayii, sağlık, yarı iletkenler ve yapay zekâ başta olmak üzere stratejik alanlarda Ar-Ge ve üretim faaliyetini artırmalıyız. Teknoloji üretemeyen bir ülkenin siyasi bağımsızlığı da olamaz. Sürekli tüketen, başkalarına bu anlamda mahkûm olan bir ülke bağımsız bir ülke de olamaz. Güçlü bir ekonomik yapıyla inşa edilir" dedi.

Bilim ve teknolojinin hukukla, ahlakla, merhametle birleşmediği zaman büyük zulümlere yol açabileceğini vurgulayan Yılmaz, "Bilimde ve teknolojide çok ileri bazı ülkelerin görülmedik katliamlar yaptıklarına da, Gazze başta olmak üzere, tanık olmuş durumdayız" dedi.

"HEM GÜÇLÜ HEM HAKLI OLMAK ZORUNDAYIZ"

Dünyada tehlikeli bir zihniyetin geliştiğini belirten Yılmaz, "O da 'Güçlüysem istediğim her şeyi yaparım' zihniyeti. Bunu işte Gazze'de de görüyoruz. Başka savaşlarda, jeopolitik gerilimlerde de görüyoruz. 'Güçlüysen haklısın' gibi bir yaklaşım. Bu çok tehlikeli, çok yanlış bir zihniyet. Buna kesinlikle katılmıyoruz" dedi.

Yılmaz, "Ama bir taraftan da Türkiye Cumhuriyeti olarak şunun farkındayız: Bu dönemde, özellikle bu tür dönemlerde, başkalarının merhametine güvenebileceğimiz bir ortam yok. Güçlü olmak durumundayız. Biz de güçlü olmak durumundayız. Ama bizim iddiamız şu: Hem güçlü olacağız hem de haklı olacağız. İkisini aynı anda başarmak durumundayız" diye konuştu.

"KÖPRÜ İMAJI YETERSİZ, MERKEZ OLMAYI HEDEFLEMELİYİZ"

Bağlantısallık kavramının dayanıklılığın önemli bir unsuru olduğunu belirten Yılmaz, "Türkiye bu anlamda üç kıtanın ortasında eşsiz coğrafyası olan bir ülke. Ancak köklü 'köprü' imajı bana artık yetersiz geliyor. Yeni dönemde köprü imajının yerine, yolların kesiştiği, buluştuğu bir merkez olma imajının daha anlamlı, daha doğru olacağını düşünüyorum" dedi.

Orta Koridor'un stratejik öneminin arttığını belirten Yılmaz, "Kuzeyde savaş var. Güneyde kapasite aşağı yukarı dolmuş. Dolayısıyla Orta Koridor'un stratejik önemi artmış durumda. Sadece bizim için değil, Avrupa için de, dünya ekonomisi için de Orta Koridor'un stratejik önemi artmış durumda" dedi.

Kalkınma Yolu Koridoru'nun da önemine değinen Yılmaz, "Hele şu son dönemde, Hürmüz'de yaşananlar ve diğer tartışmalar, önemini daha da artırmış durumda" diye konuştu.

Tarihi Hicaz Demir Yolu'nun da yeniden gündeme geldiğini belirten Yılmaz, "Türkiye'den Suriye'ye, Ürdün'e, oradan Suudi Arabistan'a uzanan koridor. Bu koridor üzerinde de iş dünyamızın, kamunun yine yeni fikirler geliştirmesi, yeni projeler geliştirmesi çok kıymetli" dedi.

"TERÖRÜN EKONOMİK MALİYETİ 2,3 TRİLYON DOLAR"

Terörün ekonomik maliyetine ilişkin çarpıcı bir hesaplama paylaşan Yılmaz, "Yaptığımız bir hesaplamaya göre, en az —bakın, daha fazlası muhtemelen ama hesaplayabildiğimiz— 2,3 trilyon dolarlık bir maliyetle karşı karşıyayız. Bu maliyet, terörün doğrudan ve dolaylı etkilerini kapsıyor. Alternatif maliyeti de dâhil ettiğimizde büyük bir maliyet gerçekten. Bunu insan kaynağına, yatırıma dönüştürmüş olsaydık bugün Türkiye nerelerde olurdu? Takdirinize bırakıyoruz" dedi.

Terörsüz Türkiye sürecine ilişkin bilgi veren Yılmaz, "Meclisimiz bu noktada çok değerli bir çalışma yaptı. 167 milletvekilimizin 'evet' oyu... Bu çok kıymetli bir şey. Burada bir büyük mutabakat olduğunu, bir Türkiye mutabakatı olduğunu gösteriyorlar. Ciddi bir siyasi irade olduğunu gösteriyor" dedi.

Sürecin iki aşamadan oluştuğunu belirten Yılmaz, "Birinci aşama, silahların bırakılması ve örgütsel yapıların feshedilmesi. Bu noktada gerekli mekanizmaları kurmuş durumdayız. Benim başkanlığımda bir kurulumuz var yürütmede. Burada alt kurullar da oluşturduk" diye konuştu.

Alt kurulların hukuk ve adalet, sosyal uyum ve entegrasyon, sahada izleme mekanizmaları, silahsızlanma ve stratejik koordinasyon başlıklarında çalıştığını belirten Yılmaz, "Öncelikle sahada silahların bırakıldığı ve yapıların feshedildiği tespit edilecek. Daha sonra Millî Güvenlik Kurulumuzda bunu teyit etmiş olacağız. Millî Güvenlik Kurulunun da teyit etmesi halinde ikinci aşamaya geçilecek" dedi.

Yılmaz, "Bu bir Türkiye modeli, değerli arkadaşlar. Dünyadaki farklı tecrübelere baktığımızda hep üçüncü ülkelerin devreye girdiğini, üçüncü bir gözün bulunduğunu görüyorsunuz. Bizde böyle bir şey yok. Biz, Türkiye Cumhuriyeti olarak kendi kurumlarımızla, Meclisimizin gözetiminde bu süreci sürdürüyoruz" ifadelerini kullandı.

"DOĞU VE GÜNEYDOĞU TÜRKİYE İÇİN YÜK DEĞİL, VARLIK HALİNE DÖNÜŞECEK"

Özel sektöre Doğu ve Güneydoğu'ya yatırım çağrısında bulunan Yılmaz, "Özellikle Doğu ve Güneydoğu'da turizmi, tarımı, sanayiyi, ticareti geliştirmek için ciddi bir dönem var önümüzde. Lütfen özel sektörümüzden rica ediyoruz; bu dönemde daha yakından ilgilensinler, daha çok proje üretsinler. Elazığ'ımıza, bölgemize, Anadolu'ya, Doğu ve Güneydoğu'ya, Doğu Karadeniz'e daha fazla yatırım; bunu beklediğimizi özellikle ifade etmek istiyorum. Hem kendileri kazansın hem de Türkiye kazansın" dedi.

Yılmaz, "Yeni bir dönemde, ben inanıyorum ki Doğu ve Güneydoğu Türkiye için bir yük değil, bir varlık haline dönüşecek. Türkiye'ye güç veren, kalkınmasına güç veren bir bölgeye dönüşecek" diye konuştu.

"GÜÇLÜ EKONOMİ GÜÇLÜ TOPLUMDAN BESLENİR"

Ekonomik dayanıklılığın yalnızca üretim, teknoloji ve finansal kapasiteyle sınırlı olmadığını belirten Yılmaz, "Bir toplumun dayanıklılığı aynı zamanda güçlü beşerî sermayeye, sağlıklı bir demokratik yapıya, güvenli şehirlere ve vatandaşların geleceğe güvenle bakmasına bağlıdır. Güçlü ekonomi güçlü toplumdan, güçlü toplum ise sürdürülebilir refah üreten güçlü ekonomiden beslenir" dedi.

Aile yapısının güçlendirilmesi, demokratik yapının korunması ve şehirlerin afetlere karşı dirençli hale getirilmesinin en az dijital ve yeşil dönüşüm kadar önemli olduğunu vurgulayan Yılmaz, "Tüm bunları niye yapıyoruz? Rakamlar büyüsün diye değil. İnsanlar müreffeh olsun, huzurlu olsun, daha nitelikli bir ortamda yaşasın diye yapıyoruz" diye konuştu.

"SOSYAL KONUT MESELESİ STRATEJİK BİR KONU"

Sosyal konut meselesine özel önem verdiğini belirten Yılmaz, "Şu anda hane büyüklüğümüz üç kişi, değerli arkadaşlar. Türkiye'de ortalama bir hanede üç kişi yaşıyor. Hanelerimizin yüzde 70'i de maalesef tek kişi yaşıyor. Öyle bir noktaya gelmişiz ki ortalama yaşımız 34'ü aştı. Doğurganlık oranımız 1,4'lere kadar düştü. Böyle bir demografiyle karşı karşıyayız" dedi.

Yılmaz, "Yeni dönemde bizim bir taraftan nüfus politikalarını güçlü bir şekilde yürütürken, diğer taraftan da bu yeni gerçeklere göre barınma ihtiyacını çok daha ekonomik ve uygun şartlarda sağlamamız gerekiyor. Biz, planlanmış, altyapısı iyi planlanmış şekilde bir odalı, iki odalı sosyal konutları yaygınlaştırmamız gerekiyor. Bu aynı zamanda afetlere karşı dayanıklı, enerjiyi verimli kullanan konutlar demek" diye konuştu.

Gaziantep modelini örnek gösteren Yılmaz, "Gaziantep benim anlatmaya çalıştığım modeli yapıyor. Sadece devletin orada sosyal konut yapmasına bakmamışlar. Yerel yönetimler ciddi anlamda sosyal konut üretiyorlar. İlçe belediyeleri dahil. Topladığımda ben 50 bin civarında sadece yerel yönetimlerin orada sosyal konut ürettiğini görüyorum. Bir taraftan da iş dünyası yapıyor. Gaziantep OSB, Türkiye'de en fazla çalışanın olduğu OSB biliyorsunuz. En fazla istihdamın olduğu sanayi alanının hemen yanında bir yaşam alanı kurmuşlar" dedi.

Üretim alanıyla yaşam alanını yakınlaştırmanın şehir trafiğini rahatlattığını, karbon salınımını azalttığını, verimliliği artırdığını belirten Yılmaz, "Bu Gaziantep modeli önemli. Bunu keşke diğer birçok ilimizde de görebilsek. Manisa'da şimdi benzer bir çalışmayı Sanayi Bakanlığı yapıyor" diye konuştu.

TÜRKONFED 27. İş Dünyası Zirvesi Elazığ'da toplandı

"TÜRKİYE GÜÇLÜ, TECRÜBELİ BİR LİDERLİĞE SAHİP"

Yılmaz, sözlerini şöyle tamamladı: "Türkiye bugünün belirsizliklerini aşacak tecrübeye ve önümüzdeki dönemin fırsatlarını değerlendirecek güce ve akla sahiptir. Güçlü, tecrübeli bir liderliğe, tecrübeli kadrolara sahibiz. Hükümet olarak istikrarı, üreticimizin ve girişimcimizin yanında olacak, ülkemizin rekabet gücünü ve sosyal refahı artıracak adımları kararlılıkla atmayı sürdüreceğiz. Bu hedeflere ulaşırken iş dünyamızın sahadaki birikimini ve tecrübesini, önerilerini, politika tekliflerini her ortamda almaya devam edeceğiz."

Zirveye ev sahipliği yapan Fırat Üniversitesi'ne, Prof. Dr. Yasemin Açık'a, Süleyman Sönmez'e, Elazığ Valisi'ne, Belediye Başkanı'na, milletvekillerine, rektöre ve tüm katılımcılara teşekkür eden Yılmaz, "Elazığ'ın bu zirveye ev sahipliği yapmasının ve Elazığ'ın seçilmiş olmasının kıymetli olduğunu da ifade ederek hepsine teşekkür ediyorum" dedi.

Zirve, katılımcıların karşılıklı görüş alışverişinin ardından sona erdi.

TÜRKONFED 27. İş Dünyası Zirvesi Elazığ'da toplandı