Prof. Dr. Özcan: 'Savaşın temelinde enerji ve küresel güç mücadelesi var'

Fırat Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi öğretim üyesi Prof.Dr.Burcu Özcan, küresel ölçekte yaşanan savaşın ekonomik boyutlarını Hakimiyet Haber'e değerlendirdi. Özcan'a göre mevcut çatışmaların merkezinde enerji kaynakları ve büyük güçler arasındaki rekabet yer alıyor.

Fırat Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi öğretim üyesi Burcu Özcan, küresel ölçekte yaşanan savaşın ekonomik boyutlarını değerlendirdi. Özcan’a göre mevcut çatışmaların merkezinde enerji kaynakları ve büyük güçler arasındaki rekabet yer alıyor.

Özcan, özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nin Orta Doğu politikalarının temelinde petrol rezervlerinin bulunduğunu belirterek, benzer müdahalelerin Suriye, Venezuela ve İran örneklerinde de görüldüğünü ifade etti. 

ABD’nin asıl hedefinin yalnızca bölgedeki enerji kaynaklarından pay almak olmadığını vurgulayan Prof.Dr.Özcan, aynı zamanda Çin’in enerji tedarikini sınırlayarak küresel ekonomik dengede üstünlüğünü korumaya çalıştığını söyledi.
İran’ın zenginleştirilmiş uranyum üretiminin ABD açısından bir güvenlik riski oluşturduğunu dile getiren Özcan, ancak bunun çatışmaların temel nedeni olmadığını, esas meselenin enerji ve küresel güç dengesi olduğunu kaydetti.

İRAN HALKININ DEMOKRASİYE  ULAŞMASI TRUMP’UN UMRUNDA DEĞİL

Prof.Dr.Özcan sözlerine şöyle devam etti:“ Bu mevcut savaşın aslında bir enerji savaşı olduğunu görüyoruz. Amerika’nın Orta Doğu’daki ülkelere müdahale etmesinin temel nedeni, emperyalist politikalar kapsamında bölgenin zengin petrol rezervlerine sahip olmasıdır. Bunu Suriye ve Venezuela örneklerinde de gördük; İran’da da benzer bir durum söz konusu. Dolayısıyla nerede petrol varsa Amerika oradaki petrol rezervlerinden faydalanmaya çalışıyor. Temel amaç bu. İran’ın zenginleştirilmiş uranyum üretmesi ve bunu nükleer bir güç, tehdit unsuru olarak kullanma ihtimali de Amerika açısından bir endişe kaynağıdır. Ancak baktığımızda temel nedenin bu olmadığını söyleyebiliriz. Dünyanın bir numaralı süper gücü Amerika, ikinci sırada ise Çin var. Bugün Çin, ekonomik güç olarak Amerika’nın konumunu sarsıyor. Çin, İran petrolünün yaklaşık yüzde doksanının alıcısı konumunda. Bu nedenle Amerika’nın yapmak istediği şey, Çin’e giden İran petrol akışını sekteye uğratmak, Çin’in enerji tedarikini azaltarak ekonomik olarak önünü kesmektir.Amerika’nın İran halkının demokrasiye  ulaşması Trump’un umrunda değil, insan hakları gibi söylemlerinin gerçeği yansıtmadığını söyleyebiliriz.”dedi.

TÜRKİYE, PETROL İTHALATINDA İRAN’A BAĞIMLI DEĞİL 

İran halkının yaşam koşulları ya da bireysel özgürlükleri Amerika’nın öncelikli meselesi değildir diye Özcan,“Temel amaç; İran’ın petrol gelirlerinden pay almak, Çin’in enerjiye erişimini sınırlamak ve doların rezerv para olma konumunu korumaktır. Çünkü güçlü bir Amerika, güçlü bir dolar demektir. Bugün dünya genelinde merkez bankalarının rezervlerinin önemli bir kısmı dolar cinsindendir. Ancak Çin Amerika’nın yerini alırsa, doların bu konumu sarsılabilir ve Amerikan ekonomisi olumsuz etkilenebilir. Hürmüz Boğazı’nın enerjideki rolüne baktığımızda, buranın dünya petrol ticareti başta olmak üzere LNG, sıvılaştırılmış doğal gaz ve çeşitli önemli kaynakların taşındığı kritik bir geçiş noktası olduğunu görüyoruz. Hürmüz Boğazı’nın İran tarafından kapatılması, petrol ticaretini sekteye uğratmıştır. Dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde yirmisi bu boğazdan yapılmaktaydı. Ancak erişimin azalmasıyla birlikte arz düşmüş, talep yüksek kaldığı için petrol fiyatları artmıştır. Nitekim Brent petrol fiyatlarının yüz doların üzerine çıktığını görüyoruz. Türkiye açısından baktığımızda, petrol fiyatlarındaki her bir dolarlık artışın yaklaşık dört yüz milyon dolar maliyet yarattığı ifade edilmektedir. Ancak Türkiye, petrol ithalatında İran’a bağımlı olmadığı için bu durumdan diğer ülkelere göre daha sınırlı etkilenmektedir. Türkiye petrolü ağırlıklı olarak Irak, Kazakistan ve Rusya’dan temin etmektedir. Bu nedenle Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının doğrudan etkisi sınırlı olsa da küresel fiyat artışları dolaylı olarak Türkiye’yi etkilemektedir.”dedi.

Prof. Dr. Özcan: 'Savaşın temelinde enerji ve küresel güç mücadelesi var'

FAİZLERİN YÜKSELMESİ, HARCAMALARIN VE YATIRIMLARIN AZALMASINA YOL AÇAR

Bu durum Türkiye’de akaryakıt fiyatlarının artmasına yol açmıştır. Devlet, bu artışı dengelemek için ÖTV indirimleri uygulayarak pompa fiyatlarını sınırlamaya çalışmaktadır diyen Prof.Dr.Özcan,“Benzer şekilde doğal gaz ve elektrik faturalarında da devletin sübvansiyonları devam etmektedir. Ayrıca yaz aylarının yaklaşmasıyla birlikte enerji talebinin azalması, fiyat baskısını bir miktar hafifletebilir. Küresel ölçekte ise savaşın en büyük etkisi enflasyon üzerindedir. Zaten resesyon riskiyle karşı karşıya olan Amerika’da, petrol fiyatlarındaki artış maliyet enflasyonunu tetiklemiştir. Amerika Merkez Bankası enflasyonu yüzde iki seviyesine çekmeyi hedefliyordu ve bu hedefe yaklaşılmıştı. Bu nedenle faiz indirimleri gündeme gelmişti. Ancak savaşla birlikte artan enflasyon baskısı, faiz indirimlerine ara verilmesine hatta faiz artırımlarına yönelinmesine neden olabilir. Yüksek enflasyon kaygısı ile birlikte Amerika merkez bankası FED başta olmak üzere diğer ülkelerin merkez bankalarında da faizlerin yükselmesine sebep oluyor. Faizlerin yükselmesiyle Bizim merkez bankası Nisan ayı toplantısında göreceğiz, büyük ihtimalle düşürülmeyecek ya yükseltilecek ya da yüzde 37 civarında stabil bırakılacak.  Faizlerin yükselmesi, harcamaların ve yatırımların azalmasına yol açar. Bu da ekonomik büyümenin yavaşlaması anlamına gelir. Yani ekonomiler bir tercih yapmak zorunda kalır: Enflasyonu düşürmek mi, yoksa büyümeyi desteklemek mi? Mevcut durumda birçok ülke, enflasyonu kontrol altına almayı tercih etmektedir. Bu da küresel ölçekte büyüme hedeflerinin aşağı yönlü revize edilmesine ve ekonomik daralma riskinin artmasına yol açmaktadır.”dedi.

Prof. Dr. Özcan: 'Savaşın temelinde enerji ve küresel güç mücadelesi var'

PETROLÜN VARİL FİYATI ZAMAN ZAMAN 100 DOLARIN ÜZERİNE ÇIKMIŞTIR

Prof.Dr.Özcan sözlerine şöyle devam etti:“Savaşın en büyük etkisi petrol fiyatlarında ciddi bir artışa neden olmasıdır. Hürmüz Boğazı’nın kapatılması, dünyadaki petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20’sinin gerçekleştiği bu boğazda enerji arzı ve arz güvenliği açısından sorunlar yaratmıştır. Petrol arzı sekteye uğramış ve bu durum küresel petrol fiyatlarının yükselmesine yol açmıştır. Nitekim petrolün varil fiyatı zaman zaman 100 doların üzerine çıkmıştır. Artan petrol fiyatları maliyet enflasyonunu yükseltmektedir. Bu durum küresel enflasyonun artacağı yönünde bir kaygı yaratmaktadır.Bu kaygı, Amerikan Merkez Bankası’nın (FED) faiz oranlarını yükselteceği beklentisini doğurmuştur. Oysa FED’in temel amacı genişletici para politikası uygulayarak faiz oranlarını düşürmekti. İktisatta beklentiler oldukça önemlidir; piyasa beklentileri satın alır. Faizlerin yükseleceği beklentisi, yatırımcıların altından uzaklaşmasına neden olmuştur. Çünkü altının bir getirisi yoktur. Buna karşılık faiz getirisi sağlayan yatırım araçları, örneğin devlet tahvilleri, daha cazip hale gelir. Nitekim Amerikan 10 yıllık hazine tahvillerinin faizlerinde ciddi bir yükseliş görülmüştür. Yatırımcılar, getirisi olmayan altın yerine yüksek faiz getirisi sunan enstrümanlara yönelmiştir.”dedi.

Prof. Dr. Özcan: 'Savaşın temelinde enerji ve küresel güç mücadelesi var'

ALTIN YALNIZCA FİYAT ARTIŞIYLA KAZANÇ SAĞLAR, ANCAK FAİZ GETİRİSİ SUNMAZ

Prof.Dr.Özcan son olarak,“Ayrıca son iki yılda, özellikle 2024’ten itibaren altın fiyatlarında ciddi bir yükseliş yaşanmıştır. Bu yükseliş, kâr realizasyonunu da beraberinde getirmiştir. Yatırımcılar, fiyatların düşeceği beklentisiyle ellerindeki altını satarak kârlarını realize etmeye başlamışlardır. Bu da altın fiyatlarının düşmesine neden olmuştur. Ancak temel neden, petrol fiyatlarındaki artışın enflasyonu yükselteceği beklentisi ve bunun sonucunda faiz artışı beklentisinin oluşmasıdır. Bu durum, yatırımcıları yüksek faiz getirisi sağlayan enstrümanlara yönlendirmiştir.Geçmişte altına alternatif güvenli yatırım araçları sınırlıydı. Ancak günümüzde küresel finansal sistem oldukça çeşitlenmiştir. Amerikan hazine tahvilleri başta olmak üzere birçok alternatif yatırım aracı bulunmaktadır. Türkiye’de de 2 ve 10 yıllık hazine tahvili faizlerinin yükseldiğini görüyoruz. Bunun nedeni, yatırımcıların faiz artışı beklentisidir. Dolayısıyla altından bu enstrümanlara bir geçiş söz konusudur. Ayrıca kripto paralar, eurobondlar, yatırım fonları ve döviz endeksli fonlar gibi birçok alternatif yatırım aracı bulunmaktadır. Yatırımcıların finansal okuryazarlık düzeyi de artmıştır. Bu nedenle altının yerine ikame edilebilecek çok sayıda araç vardır. Altın yalnızca fiyat artışıyla kazanç sağlar, ancak faiz getirisi sunmaz. Bu nedenle küresel faizlerde yükseliş beklentisi altından diğer enstrümanlara geçişi hızlandırmıştır.Diğer bir önemli unsur da doların değer kazanmasıdır. Altının ons fiyatı dolar cinsinden belirlenir. Son dönemde ons altın fiyatında ciddi bir düşüş yaşanmıştır. Bu düşüş, gram altın fiyatlarını da etkilemiştir. Çünkü küresel altın fiyatı düşerken, dolar/TL kurunun sabit kalması gram altın fiyatını aşağı çekmektedir. Doların güçlenmesinin temel nedeni de FED’in faiz artıracağı beklentisidir. Faizlerin yükselmesi, küresel sermayenin ABD’ye yönelmesine neden olur. Yani “sıcak para” daha yüksek getiri sunan piyasalara akar. Bu da dolara olan talebi artırır. Dolara olan talep arttıkça dolar değer kazanır. Dolar endeksinin yükselmesi de altın fiyatlarını baskılamaktadır.”dedi.

Prof. Dr. Özcan: 'Savaşın temelinde enerji ve küresel güç mücadelesi var'