Prof. Dr. Akbulut: 'Koruyucu Hekimlik bilinci hayati önem taşıyor'
Fırat Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Akbulut son zamanlarda artan kalp krizi vakaları hakkında yaptığı açıklamada, Gelişen modern dünya düzeniyle birlikte değişen yaşam tarzlarının ve artan çevresel risk faktörlerinin kalp sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekerken, özellikle erken teşhisin, doğru ilk müdahalenin ve toplumsal düzeyde koruyucu hekimlik bilincinin geliştirilmesinin hayati bir önem taşıdığını ifade etti.
Fırat Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Akbulut son zamanlarda artan kalp krizi vakaları hakkında, alınması gereken önlemler ve risk taşıyan durumlar hakkında önemli bilgilerde bulundu. Gelişen modern dünya düzeniyle birlikte değişen yaşam tarzlarının ve artan çevresel risk faktörlerinin kalp sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çeken Prof. Dr. Akbulut, özellikle erken teşhisin, doğru ilk müdahalenin ve toplumsal düzeyde koruyucu hekimlik bilincinin geliştirilmesinin hayati bir önem taşıdığını vurguladı.
TEMEL NEDENİ: RİSK YÜKÜNÜN ARTMASI
Akbulut, “Risk faktörünün artmasını “Aslında kalp krizini gençlerle sınırlandırmak doğru değil. Tüm yaş gruplarında artık kalp krizi dediğimiz daha doğrusu kalp damar hastalıklara oranı artıyor. Ancak yaşın daha böyle gençliğe doğru kaymasının temel nedenlerinden bir tanesi belki de en önemlisi kişilerin sahip olduğu risk yükünün artması. Yani kalp damar sağlığını bozan risk yükünün artması. Risk faktörlerini eğer sayacak olursak tabii bu risk faktörleri içinde genetik var, yaş var, kişinin özellikle sahip olduğu yaşam tarzı değişiklikleri var. Bunlar göz önünde bulundurduğumuzda tabii genetiği, yaşı, cinsiyeti biz değiştiremiyoruz ama kişinin sahip olduğu, yaşam tarzı değişiklikleri son yıllarda inanılmaz bir şekilde doğal yaşamdan aslında bizim tasvip etmediğimiz bir yöne doğru kayış oldu. Bu kaymadan kaynaklanan işte olumsuzluklar her yaş grubunu etkiledi. Gençler de bunun başında. Bu risk değiştirilebilir ya da bizim modifiye edilebilir risk faktörleri dediğimiz, yani kişinin kendi iradesi ve yaşam tarzı değişiklikleriyle kontrol altına alabileceği faktörler nelerdir? Bu risk değiştirilebilir ya da bizim modifiye edilebilir risk faktörler dediğimiz faktörler nelerdir? Tabii ki bu risk faktörlerin başında kötü alışkanlıklar geliyor. Kötü alışkanlıklar böyle basit bir kelimeyle geçiştirmek doğru değil. Bunun altında birçok neden var. Bu nedenler dışında tabii ki tütün ürünleri. İşte keyif verici maddeler. Bunun yanında tabii ki alkol var ya da sentetik diğer bazı keyif verici maddeler var. Aklınıza gelebilecek her türlü vücut için gerekli olmayan ama insanların dışarıdan gereksiz olan bu maddeleri kullanması neticesinde kalp damar sağlının bozulması kaçınılmaz oldu tabii bunun yanında bir sedanter yaşam dediğimiz bir yaşam türü gelişti. Yani hareketsiz bir yaşam. Artık insanlar günlük aktiviteden yoksun bir yaşam sürdürüyor” dedi.
BESLENME ALIŞKANLIKLARI ÇOCUKLUKTAN BAŞLAR
Bir diğer önemli nedenin ise gençleri özellikle etkileyen beslenme ve sağlıksız beslenme şekilleri olduğunu ifade eden Akbulut,“Son yıllarda özellikle katkın maddeli gıda tüketimimi son derece yaygınlaştı. Yani katkı maddeli dediğin şu şekilde anlaşılsın: raf ömrü uzatılmış tüm gıdalar. Sizin raf ömrü uzatılmış gıdaları aldığınız andan itibaren içinde birçok kodlama vardır o maddeleri özellikle yazar poşetlerin ya da işte ambalajların üzerinde o kodlamaları sizler belki farkına bile varmazsınız ama çoğu kalp damar sağlığına ve aynı zamanda kanserlere yol açan maddelerdir. Ve bunlar kontrolsüz alındığı zaman maalesef sonuçta her yaş grubunu etkileyebileceği gibi özellikle gençleri de etkiliyor. Zaten biz diyoruz ki bu beslenme alışkanlıkları çocukluktan başlar. Siz çocuklukta eğer sağlıklı bir beslenme alışkanlığı geliştirmemişseniz tabii ki çok erken yaşta bu hastalıklarla karşılaşma şancımız artıyor.”
12 YAŞINDAKİ ÇOCUĞUN KALP KRİZİ VAKASI
Akbulut sözlerine şöyle devam etti:“Son yıllarda beni şaşırtan demeyelim ama beklemediğim diyeyim, beklemediğim bir olgu; 12 yaşında bir çocuğun kalp krizi geçirmesi. Ve kalp krizinin geçilmesi neticesinde tabii ilk önce çocuk olduğu için 18 yaşında küçük olduğu için pediatri bölümüne yönlendiriliyor. Pediatri bölümünün özellikle anjiyografik işlemleri yapma konusunda yeterince tecrübesi olmaması yönünde. Sonuçta bize yönlendiriliyor ve bizim yaptığımız ilk değerlendirmede kalbin ana damarının tıkalı olması. Tabii bu tıkanıklık yanlış anlaşılmasın. Bir damar hastalığının zemininden gelişmiş bir tıkanıklık değil. Bir pıhtı tarafında tıkanık olmasıydı. O pıhtının oluşumunda da tabii geriye dönük yaptığımız değerlendirmelerde şunu gördük: Aslında bu çocuğun daha doğrusu uyuşturucu madde kullanımı hikayesini olduğunu öğrendik. Açıkçası bu beni şaşırtmıştı ilginç bir vakaydı. 12 yaşındaki bir çocuğun uyuşturucu madde kullanımına bağlı olarak kalp damarının tıkanması son derece ilginçti.”
GENETİK FAKTÖR MÜ, YAŞAM TARZI MI?
Akbulut,“Her ikisi de etkili. Ancak genetik faktörün yatkın olan birinin yaşam tarzını eğer düzenlerse tabii ki o genetik yatkınlığın oluşturacağı olumsuzluklardan bir nebze kurtulma şansı bulunur. Genetik yatkınlığı olup da yaşam tarzı da eğer uygun değilse bir bireyin hastalığın ortaya çıkma hem yaşı hem şiddeti çok daha erken ve şiddetli ve çok daha fazla olur.Halk sağlığı için en zararlı alışkanlığın başında tabii ki biraz önce söylediğim vücut için gerekli olmayan, dışarıda alınan ve vücut vücuda girdikten sonra damar yapısını bozan özellikle tütün, tütün ürünleri, uyuşturucu ya da keyfi verici alkol gibi maddeler birincisi bu. Üçüncüsü hareketsiz bir yaşam. Üçüncüsü ise özellikle bu bunlara ek olarak kötü, sağlıksız beslenme. Bunlar kalbin üç ana düşmanı diyebileceğimiz kalbin damarlarının tıkanmasına ve kalp krizi başta olmak üzere birçok kalp damar hastalığına zemin üç önemli nedeni olarak görebiliriz.”
GÖĞÜS BÖLGESİNDEKİ HER AĞRI KALP KRİZİ DEĞİLDİR
Kalp krizinin belirtileri hakkında da açıklamalarda bulunan Akbulut,“Kalp krizinin en belirtileri tabii ki halk arasında hep böyle göğüs ağrısı olarak bilinir ama göğüs ağrısı olduğu zaman aslında bir şanstır. En sık görülen genellikle göğüs bölgesinde bir rahatsızlık hissidir. Bu rahatsızlık hissi de çoğunlukla tarif edilemez. Bazı kişilerde nefes darlığıdır. Bazı kişilerde göğüs ağrısı bazı kişilerde çarpıntıdır ya da hazımsızlıktır. Ama göğüs bölgesinde bir rahatsızlık işi şeklinde tarif ederler.Ağrı olduğu zaman bir şans diyorum çünkü ağrı bir yerde kişinin hekime gitmesini tetikleyebilecek önemli bir değerlendir. Ve bu ağrının karakteri de tabii önemlidir. Her göğüsteki bir ağrıyı, kalp krizine yorumlamak doğru değildir. Ağrı en az minimum yirmi dakikadan uzun sürecek. Ve bu ağrı hiçbir şekilde hareketle ya da nefes alıp ya da bir şey yiyip içmekle azalmayacak, şiddeti çok şiddetli olacak. Göğüs bölgesinde lokalize olabileceği gibi boyna, alt çeneye, sol kola, sol omuza sırtın özellikle orta belgesini iki kürek kemiği arasına yayılması gibi durumlarda daha anlamlılık kazanıyor. Ve baskı tarzında olacak. Hastalar hatta bu özellikle göğüs bölgesindeki rahatsızlığı tarif ederken bizim klasik kitaplarda da yer alıyor, aslında şu şekilde tarif ediyor: "Benim için mengenenin arasına koyup sıkıştırıyorlar sanki. Ya da göğsünün üzerine tonlarca ağırlık varmış gibi hissediyorum" şeklinde ifade ederler. Dolayısıyla bu belirtiler eğer varsa tabii kalkıcı için anlamlıdır. Ama göğüs bölgesindeki her ağrı kalp krizinde değildir. Çünkü kalp krizi için biraz önce saydığım özelliklerin olması lazım.”