İran 'Değerli Yalnızlık' mı Yaşıyor?
ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmaların ardından İran'ın yalnızlığı ve beklediği desteği görememesi ilginç karşılanıyor.
İran uzun yıllardır Rusya, Çin ve Orta Doğu'daki müttefikleriyle kurduğu "direniş ekseni" üzerinden güçlü bir jeopolitik blok görüntüsü oluşturdu. Kâğıt üzerinde oldukça güçlü görünen bu yapı, ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmaların ardından sahada farklı bir tablo ortaya koydu.
Rusya ve Çin tepkilerini diplomatik açıklamalarla sınırlı tutarken, Hamas, Husiler ve Hizbullah gibi bölgesel aktörlerin de farklı nedenlerle temkinli davranması, İran'ın sahada büyük ölçüde yalnız kaldığı yorumlarına yol açtı.
Rusya ve Çin, İran'a yönelik saldırılara diplomatik açıklamalarla tepki verdi ancak doğrudan askeri destek sağlamadı.
Rusya'nın Ukrayna savaşındaki yükü ve Çin'in ekonomik istikrar önceliği, İran'a doğrudan askeri müdahale etmelerini zorlaştırıyor.
Hamas'ın Gazze'de ağır kayıpları, Husilerin yıpranması ve Hizbullah'ın Lübnan'daki iç dengeleri, İran'ın bölgesel destek kapasitesini sınırlıyor.
Türkiye ise ortada kalmayı tercih etti. ABD’nin İran’a yönelik saldırılarını kınamakla birlikte İran’ın Suudi Arabistan ve katarda bulunan ABD üslerini bombalamasını da kınadı.
İran’ın beklediği desteği bulamaması ve yalnız kalmasında farklı stratejik hesaplar bulunuyor. Rusya'nın Ukrayna savaşında yoğun bir askeri ve siyasi yük altında olması, Moskova'nın yeni bir cepheye dahil olmasını zorlaştırıyor.
Çin ise ideolojik bağlılıktan çok ekonomik ve diplomatik istikrarı önceleyen bir politika izliyor. Pekin'in İran petrolünü satın almaya devam etmesi mümkün görülse de, Orta Doğu'da doğrudan bir savaşa dahil olma ihtimali oldukça düşük değerlendiriliyor.
Bu tablo, İran'ın yıllardır kurduğu bölgesel güç ağının önemini bir kez daha gündeme getirdi. Ancak bu cephede de tablo Tahran'ın beklediği kadar güçlü görünmüyor.
Hamas'ın Gazze'de ağır kayıplar vermesi, Yemen'deki Husilerin uzun süredir devam eden çatışmalar nedeniyle yıpranmış olması ve Hizbullah'ın Lübnan'daki iç dengeleri gözetmek zorunda kalması, İran'ın bölgesel destek kapasitesini sınırlayan faktörler arasında gösteriliyor.
Özellikle Hizbullah cephesinde yaşanan tereddüt dikkat çekiyor.
Uzmanlara göre tüm bu gelişmeler, uluslararası siyasetin temel gerçeklerinden birini yeniden ortaya koyuyor: çıkar temelli ittifaklar, riskler büyüdüğünde çoğu zaman beklenen dayanışmayı göstermeyebiliyor. İran'ın karşı karşıya kaldığı tablo da tam olarak bu gerçeğin bir yansıması olarak değerlendiriliyor.
Tüm bu değerlendirmelerle birlikte İran’ın İslam dünyasında yalnız kalmasının en önemli sebeplerinden biri de mezhep taassubu. Dini ve devlet politikalarının temeline “Şia”cılık ve bunu geliştirmeyi koyan, diğer mezheplere hasmane bakışı ve gücü ele geçirdiğinde bunu dayatmaya dönüştürecekleri algısı İran’ı yalnızlığa itti.
İran’ın bu yalnızlığı “değerli bir yalnızlık” mıdır yoksa yüzyıllardan beri uyguladıkları mezhep taassubu ve İslam dünyasına şaşı bakışlarının bir sonucu mudur bilemiyoruz.
Umarız bu savaştan hem İran hem de İslam dünyası gereken dersi çıkartır ve Erbakan Hocanın İslam dünyası için öngördüğü ve yıllar önce gündeme getirdiği ekonomik, siyasi, savunma ve kültürel işbirliğini hayata geçirirler.