Erol: 'Şirketin değil Elazığ'ın menfaati öncelenmeli'

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Elazığ Milletvekili Gürsel Erol, Cengiz Holding tarafından ruhsatı alınan Maden ilçesindeki Cumhuriyet tarihinin en büyük bakır rezervinin olduğu alandan çıkarılacak madenlerin Gezin İstasyonu üzerinden Samsun'a taşınması nedeniyle oluşacak çevre tahribatı etrafında şekillenen tartışmalara dair açıklamalarda bulundu. Ak Parti Elazığ Milletvekili Ejder Açıkkapı'nın televizyon programında yaptığı konuşmalar ve şirketle yaptığı görüşmeden elde ettiği verilerle Gezin'in şirkete Elazığlı siyasetçiler ve bürokrasi tarafından önerildiğini belirten Milletvekili Erol, sert uyarılarda bulundu.

Hakimiyet Haber’i ziyaret eden CHP Elazığ Milletvekili Gürsel Erol, Elazığ’da satışa çıkarılan kamuya ait sağlık alanı arazileri, Karayolları Bölge Müdürlüğü’nün taşınması, Maden ilçesindeki rezerv tartışmaları ve daha birçok konuda önemli açıklamalarda bulundu. 
Milletvekili Erol, özellikle geçtiğimiz gün Gezin’e yaptığı ziyaret kapsamında firma yetkilileri ve vatandaşları dinlediğini, Gezin’in madenlerin taşınması için uygun olmadığını bunun için çok daha uygun bir bulunduğunu vurguladı. Gezin’in firmaya Elazığlı siyasetçi ve bürokrasi tarafından önerildiğini, bunun kabul edilemez olduğunu, bunun altında yatan sebeplerin net bir şekilde ortada olduğunu belirterek böyle bir durumun yaşanmasına asla ama asla müsaade etmeyeceğini söyledi.

Milletvekili Erol’un açıklamasından öne çıkan başlıklar şu şekilde:

“28. DÖNEMDE FARKLI BİR MİSYON ÜSTLENDİM”

“Ben önce bir tespit yapayım. 28. Dönem milletvekilliği sürecinin başlangıcında Elazığ siyasetinde kendi kendime bir misyon üstlendim. Dedim ki; bilgi birikimi olarak parlamentonun çalışma kültürüne hâkim birisi olarak, siyasette deneyim ve tecrübe açısından kendime bir ağabeylik misyonu üstleneyim. Bu ağabeylik misyonuyla hem yeni seçilen milletvekili arkadaşlarımızı doğru yönlendirme, doğru bilgilendirme; Ankara bürokrasisi ve Ankara siyasetinin gelişen süreciyle ilgili bir deneyim sahibi olmaları gerektiği kanaatini kendi kendime sorguladım. Bununla ilgili de eleştirmek yerine, Elazığ’ın sorunlarının çözümüne katkı sunacak bir birliktelik düşüncesiyle o birlikteliğe destek verdim.”

“ELAZIĞ’IN MENFAATİ İÇİN SÜRECE DESTEK VERDİM”

“Zaman zaman kendi parti teşkilatım, basın mensupları ve Elazığ’ın kanaat önderleri tarafından da eleştirildim. “Sen geçen dönem çok sert bir muhalefet izliyordun ama bu dönem neden böyle bir muhalefet izlemiyorsun?” denildi. Ben de seçilen arkadaşlarımızın ilk dönemleri olduğunu, sadece Ejder Bey’in kısa bir dönem milletvekilliği yaptığını, 26. dönemde erken seçim nedeniyle yaklaşık 3 yıl görev yaptığını ifade ettim. Arkadaşlarımıza bir süre tanınması gerektiğini, hem parlamentonun çalışma düzeni hem Ankara bürokrasisi hem de siyasetle ilgili tecrübe sahibi olmaları gerektiğini düşündüğüm için haksızlık yapmamak adına bu süreyi tanıdım. Bu süre içerisinde de destek verdim. Bakanlara birlikte gittik, Elazığ’ın sorunlarını birlikte gündeme getirdik. Sorunların çözümü için ortak bir irade ortaya koyma anlayışıyla bir birlikteliğimiz oluştu.”

“GEREKLİ UYARILARI YAPTIM”

Ancak zaman içerisinde farklı davranışlar, farklı söylemler, yüzümüze karşı farklı konuşmalar ve arkamızdan yapılan farklı değerlendirmelerle ilgili bilgiler edinmeye başladım. Siyasette iki kişinin bildiği hiçbir şey sır değildir; hele ki özel görüşmelerin başkaları tarafından duyulmaması mümkün değildir. Elazığ bürokrasisi üzerinde siyaset kurumunun hâkim olmaya çalıştığını gördüm. Bunlara müdahale ettim, isim vererek uyarılarda bulundum. Örneğin Erol Keleş Bey’i uyardım. Kendisi bürokrat olduğu dönemde çok başarılı bir isimdi; Elazığ kamuoyunda da bu yönde paylaşımlar yapıldı, televizyon programlarında da dile getirdim, teşekkür ettim. Fethi Sekin Şehir Hastanesi başhekimliği sürecinde hem idari hem fiziki sorunları çözdü, bir sistem ve düzen kurdu. Gerçekten de başarılıydı. Ancak siyasetçi olduktan sonra bürokrasideki başarısını siyasete aynı şekilde yansıtamadı.

“BÜROKRASİ ÜZERİNDE BASKI KURULMASINA MÜSAADE ETMEM”

Zamanla Elazığ bürokrasisi üzerinde bir siyasi otorite kurulmaya başlandı. Siyasetin bürokratik atamalarda tercih yapması doğaldır; biz iktidarda olsak Karayolları ya da DSİ gibi kurumlar için önerilerimiz olur, liyakat esasına göre tasarruf yapılır. Ancak bir siyasetçinin kurumun işleyişine müdahale etmesi doğru değildir. Vatandaş taleplerini siyasetçiye iletebilir, siyasetçi de bu talepleri ilgili kurumlara aktarabilir. Bu doğaldır. Fakat bir kurumun iç işleyişine, yöneticisine baskı kurarak müdahale edilmesini doğru bulmuyorum. Bu konuda uyarılar yaptık, arkadaşlarımızdan kendilerine çeki düzen vermelerini istedik. Bir süre tartışmalar devam etti.

“YATIRIM ALANLARI ELAZIĞ’IN EN TEMEL HAKKIYDI”

Ardından Elazığ ve Türkiye için önemli bir proje gündeme geldi. Ben muhalefet partisinden geliyorum; bizim anlayışımızda devletçilik, hakkı teslim etmek, gerektiğinde teşekkür etmek ve gerektiğinde makul bir dille eleştirmek vardır. Bu benim siyaset tarzımın bir parçasıdır. Geldiğimiz noktada Sanayi Bakanlığı’nın gecikmiş ama doğru bir uygulamasıyla karşılaştık. Deprem riski taşıyan Marmara Bölgesi’ndeki sanayinin Anadolu’ya yayılması kapsamında dört koridor belirlendi. Ancak bu koridorların içinde Elazığ yer almadı. Daha sonra Samsun-İskenderun koridoru açıklandı ve bu koridor kapsamında 13 il belirlendi, fakat Elazığ yine bu iller arasında yoktu.Ben de kamuoyuna şunu ifade ettim: Bu kriterlerin tamamı Elazığ’da mevcut. Depreme dirençli bir kent deniyor; Elazığ 2020 ve 2023 depremlerinden sonra büyük ölçüde yenilendi. Demiryolu ağı deniyor; Elazığ’da 1930’lardan bu yana var olan bir demiryolu ağı bulunuyor ve doğuya, batıya ve güneye bağlantı sağlıyor. Karayolu bağlantıları deniyor; tüm yollarımız duble yol standardında ve güçlü bağlantılara sahip. Havaalanı kriteri var; Elazığ’da iki pistli bir havaalanı bulunuyor ve hava lojistiği açısından uygun. Su kaynakları deniyor; Elazığ bu konuda oldukça zengin. Ayrıca Elazığ, doğu ile batıyı, kuzey ile güneyi birbirine bağlayan stratejik bir kavşak noktasıdır.

“ELAZIĞ’IN BİR LOJİSTİK MERKEZ OLMASI ŞART”

Bir lojistik merkez olma özelliğimiz de var. Bu çok önemli; lojistik merkez, yeni sanayi alanlarından daha önemlidir. Bunun üzerine Elazığ’da bir tartışma yaşadık. “Biz Sayın Bakan’la zaten görüşüyoruz, bundan haberimiz var, Elazığ dahil edilecek” denildi. Daha sonra Sayın Bakan’la toplantı yaptık, görüşmeler yaptık. Tartışmalar devam etti. Ben de “Haberiniz olmayabilir, bu doğaldır” dedim. “Eğer haberiniz varsa ve ilk koridora alınmadıysak bu da büyük bir hatadır” dedim. İlk alınması gereken koridorun Trabzon-İskenderun hattı üzerinden Elazığ’ı kapsaması gerektiğini ifade ettim. Bu konuyla ilgili bir görüşmede Sayın Bakan’a, “Elazığ sürecinden milletvekillerinin haberi var mıydı?” diye sordum. Bana net bir bilgi verilmediğini ifade etti. Bu süreçte Elazığ’ın lojistik merkez olması gerektiğini, Karadeniz-Akdeniz bağlantısını sağlayacağını, ileride İran ve Türk devletleriyle ticarette önemli rol oynayacağını anlattım. Ayrıca Elazığ için güvenlik ve kimya sanayi gibi alanlarda yatırım önerilerinde bulundum. Sonrasında sağlık yatırımlarıyla ilgili süreç gündeme geldi. Sağlık Bakanlığı’na ait bazı arazilerin satışıyla ilgili Cumhurbaşkanlığı kararnamesi yayımlandı. Bu kararnamede elde edilen gelirlerin belirli illerde kullanılacağına dair bir hüküm bulunmuyor. Yani Elazığ’da satılan bir arsanın geliri başka bir ilde kullanılabilir.

“ELAZIĞ’IN 2. BASAMAK HASTANE İHTİYACI VAR”

Elazığ’da ikinci basamak hastane yapılacağı yönünde daha önce söz verilmişti. Ancak süreç içerisinde bu yatırımın programa alınmadığı ortaya çıktı. Bunun üzerine alternatif olarak “B planı” gündeme getirildi. Bu plana göre bazı arazilerin satışıyla elde edilecek gelirle hastane yapılacağı ifade edildi. Ben de bu süreçte şunu söyledim: Eğer bu gelir Elazığ’da kullanılacak ve hastane yapılacaksa destek veririm. Ancak aksi durumda buna karşı çıkarım. Ayrıca aktif olarak kullanılan hastane arazilerinin satışına da karşı olduğumu açıkça ifade ettim.

“ELAZIĞ’IN ÖNÜNDE ÜÇ ÖNEMLİ KONU VAR”

Bugün Elazığ’ın önünde üç önemli konu var. Birincisi ikinci basamak hastanenin yapılmasıdır. İkincisi Karayolları Bölge Müdürlüğü arazisinin yeşil alan olarak değerlendirilmesidir. Üçüncüsü ise çevresel hassasiyetler nedeniyle maden ve lojistik faaliyetlerinin doğru planlanmasıdır. Bu konuların takipçisi olacağımı ifade ediyorum. Elazığ’ın menfaatleri her şeyin üzerindedir. Bu şehir için doğru olan neyse, onu savunmaya devam edeceğim.

ELAZIĞ SİYASETİNE SERT UYARILAR

Milletvekili Erol, açıklamasının sonunda şehrin tüm siyasi ve bürokratik dinamiklerine de uyarılarda bulundu. Bu konuda bazı siyasetçilerin iyi niyetli olmadıkları vurgulayan Erol şu şekilde konuştu: “Diğer taraftan, Gezin’de Cengiz Holding’in bildiğiniz gibi bir altın ve bakır maden ocağını aldığı, çok büyük bir rezerv alanı olduğu konuşuluyor. Biz bir servet düşmanı değiliz; elbette bir firma yatırım yapacak, para kazanacak, risk alacak. Ancak insan ve çevre duyarlılığını önemsemesi gerekir. Vahşi bir madencilik anlayışıyla hareket edilmemelidir.

Gezin’de, Hazar Gölü’nün hemen üst tarafında, doğal sit alanı ilan edilen; aynı zamanda Sivrice sahil yolunun Gezin’e bağlandığı, çevresinde yerleşim alanlarının bulunduğu ve Hazar Gölü’nün taşması halinde su tahliyesinin yapıldığı derenin olduğu bölgede, bu maden ocağından çıkarılan malzemenin işlenerek Samsun’a sevk edilmesi planlanıyor. Bununla ilgili bir şikâyet geldi. İl başkanımızla birlikte önce Karaçor Festivali’ne gittik, ardından bölgede incelemelerde bulunduk. Tarafları bir araya getirdim; il genel meclisi üyelerini, muhtarları, vatandaşları ve şirket yetkililerini çağırdım. Dedim ki: “Daha kısa mesafe varken, maliyetleri artırarak burayı tercih etmenizi anlayamıyorum. Nakliye maliyetleri artıyor.” Önce vatandaşı dinledim. Vatandaşın anlattıkları doğrultusunda, buranın tercih edilmesinin büyük bir hata olduğu kanaatine vardım. Vatandaşlar alternatif olarak, Tekevler’e yakın, daha önce istasyon olarak kullanılan ve demiryolu makaslarının bulunduğu, çevresel ve yerleşim açısından daha uygun bir alanı önerdi. “Neden burayı tercih etmediniz?” diye sordular. Ben de bu sorunun haklı olduğunu ifade ettim. Şirket yetkilileri ise bu alternatiften haberlerinin olmadığını söyledi. Ben de kendilerine, halkın iradesinin esas olduğunu ve bu talebin doğru bir talep olduğunu ifade ettim. Bu bölgede herhangi bir sevkiyat istasyonu kurulmasını doğru bulmadığımı söyledim. Bana vagonlar, teknik detaylar anlatıldı; ancak mesele vagon değil, çevreye verilecek zarardır. Orası doğal sit alanı ve yerleşim bölgesidir. Bu tür alanların korunması gerekir. Vatandaşın yanında olduğumu açıkça ifade ettim. Alternatif alan değerlendirilebilir, ancak bu bölgede böyle bir faaliyet kabul edilemez. Gerekirse her türlü tepkiyi göstereceğimi belirttim. Şirketin de bu doğrultuda yer değişikliği yapacağına inanıyorum. Üzücü olan ise bazı yöneticilerin ve siyasetçilerin şirketi yanlış yönlendirmesidir. Bu durumun iyi niyetli olmadığını düşünüyorum.”