Bile bile..
Son zamanlarda toplumumun kutsal kabul ettiği değerler ve özellikle İslami değerleri istismar edilerek sosyal medya üzerinden para ve şöhret kazanılması yarışı baş gösterdi.
Özellikle bir foseptik çukura benzeyen TİKTOK adlı uygulama yanında İnstagramın “abonelik” hizmeti de bu yarışı hızlandırmış durumda.
Bunun son örneği ise Fatma Soydaş adlı bir soytarının İslami değerlerimizi ve İnstagram’ın abonelik fırsatını değerlendirerek toplumun tüm kesimlerinden tepki almasına rağmen bu çirkin tavrını sürdürmesiydi.
Medyanın magazin malzemesi haline getirdiği, sayfa sayfa haberleri yapılan Fatma Soydaş ve benzeri isimlerin dikkat çeken bir ortak noktası var o da sonunu bile bile bu tavırlarından asla taviz vermiyorlar.
Sanki tek başlarına değiller de organize bir şekilde bir gün stand up bir gün cinsellik bir gün sanat kisvesi altında ortaya çıkıyor, belirli bir amaca hizmet ediyor, dini ve toplumsal değerleri suistimal ederek sahneden çekiliyorlar.
Fatma Soydaş konusu ise bunun en güzel örneği oldu. Bir anda görev sırası ona geldi, sahneye atıldı, görevini yaptı ve hukuk sistemi de bunun karşılığında gereken adımı nihayet attı.
Sosyal medyada prim yapabilmek için dini değerleri hedef alan paylaşımlarıyla tepki toplayan fenomen Fatma Soydaş, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın talimatıyla İstanbul'da gözaltına alındı. "Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama" suçundan adli işlem başlatılan Soydaş’ın tüm sosyal medya hesaplarına Türkiye'de erişim engeli getirildi.
Birçok kişi Soydaş’ın bu tavırlarına ve dini istismarına devam etmesi halinde sürecin geleceği son noktayı biliyordu. Hatta biz eminiz ki Soydaş da bunu biliyordu. Ancak ya geçici şöhretin vermiş olduğu sarhoşlukla yoluna devam etti ya da Deniz Göktaş örneğinde olduğu gibi görevini yap sonra yok ol anlayışının son örneği olma görevini kararlılıkla yerine getirdi.
Tüm bu örnekler, artık Türkiye’de 7’den 70’e herkesin ulaştığı sosyal medya üzerinden milyonlarca insana ulaşıyor, sosyal çürütme mühendisliğini yerine getiriyor, hukuk ve adalet sistemi devreye girene kadar verebildiği hasarı vererek sahneden ayrılıyor.
Adeta bir kasırga gibi 2-3 ayda verilen hasarı yıllar geçmesine rağmen onarmak ise büyük bir sorumluluk ve külfet getiriyor.
Bugün hukuk ve adalet sisteminin anında reaksiyon gösterdiği gibi diğer alanların da bu konu üzerine düşmeleri, bu işin artık önüne geçmeleri şart.
Bile bile bu yolu yürüyen insanların arkasındaki güçlerin deşifre edilmesi, ortaya çıkarılması ve bu ülkeden çıkarılması büyük bir zorunluluk.
Aslında en büyük zorunluluk, bu iğrençliklere olan talebin ortadan kaldırılması. Toplumun tamamının tek ses olarak tepkisini ortaya koyabilmesi. Bunun yolu ise bugün ülkemizi içten çürüten sosyal çürümenin durdurulması ve ülkemizin asli değer yargılarına yeniden kavuşabilmesinden geçiyor.