Av. Olam: 'Sosyal medya yasağı ebeveynleri rehavete sürüklemesin'
Türkiye'de 15 yaş altı çocuklara yönelik sosyal medya kısıtlaması yürürlüğe girerken, platformlara yaş doğrulama sistemlerini kurmaları için 31 Mart 2027'ye kadar süre tanındı. Avukat Muhammed Olam,Hakimiyet Haber'e yaptığı özel açıklamada, düzenlemenin çocukların dijital güvenliği açısından önemli olduğunu ancak tek başına yeterli olmayacağını belirterek dijital okuryazarlık, ebeveyn denetimi ve platform sorumluluğunun önemine dikkat çekti.
Türkiye genelinde çocukların dijital dünyadaki güvenliğini artırmayı hedefleyen yeni sosyal medya düzenlemesinde takvim netleşti. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın açıklamalarına göre, 15 yaş altındaki çocuklara yönelik sosyal medya kısıtlamalarını içeren düzenleme 1 Kasım 2026 Pazar itibarıyla yürürlüğe girdi.
Sosyal medya platformlarına yeni kurallara ve teknik altyapıya uyum sağlamaları için 31 Mart 2027 tarihine kadar süre tanındı.
Geçiş sürecinin tamamlanmasının ardından platformlarda etkin bir yaş doğrulama sisteminin uygulanması hedefleniyor. Düzenlemenin temel amacı ise çocukları dijital mecralardaki olası risklerden korumak ve sosyal medya şirketlerinin yaş kontrolü konusunda daha fazla sorumluluk üstlenmesini sağlamak.
Düzenleme; Instagram, Facebook, X, TikTok ve Snapchat gibi sosyal medya ağlarının yanı sıra YouTube, Twitch ve Kick gibi video platformlarını da kapsıyor. WhatsApp, Telegram ve Discord gibi mesajlaşma uygulamalarının ise topluluk ve kanal gibi sosyal özellik sunan bölümlerinin kapsama girmesi bekleniyor; ancak henüz resmi bir platform listesi yayımlanmadı.
Erişim engeli yerine, 15 yaş altındaki çocukların hesap açmasını engellemeyi amaçlayan düzenleme doğrultusunda platformların etkin yaş doğrulama sistemleri kurması gerekecek.
HER HUKUK DÜZENİNİN VE TOPLUMUN EN ASLİ ÖDEVİDİR
Avukat Muhammed Olam,Hakimiyet Haber’e yaptığı özel açıklamada,“ Dijital çağın en çetrefilli tartışması kapımızı çaldı: 15 yaş altındaki çocukların sosyal medya hesabı açmasının yasaklanması ve 15–18 yaş aralığındaki genç kullanıcılar için sıkılaştırılmış güvenlik, gizlilik ve ebeveyn denetimi mekanizmalarının getirilmesi. Çocukların çevrimiçi güvenliğini sağlamak, onları siber zorbalıktan, istismardan ve dijital dünyanın kontrolsüz dehlizlerinden korumak şüphesiz her hukuk düzeninin ve toplumun en asli ödevidir. Nitekim mevzuatlarımız çerçevesinde sosyal ağ sağlayıcılarına çocuklara özgü ayrıştırılmış hizmet sunma ve açık, anlaşılır ebeveyn kontrol araçları sağlama yükümlülüklerinin getirilmesi bu koruma iradesinin somut bir tezahürüdür.” dedi.
PLATFORMLARIN GÜCÜ VE YARGININ BAKIŞI
Av.Olam sözlerine şöyle devam etti: “Yargı içtihatları ve idari otoritelerin kararları, sosyal ağ sağlayıcılarının çocukların kişisel verileri ve hesap gizliliği konusundaki ihmallerini uzun süredir mercek altına alıyor. Kişisel Verileri Koruma Kurulu (KVKK), TikTok hakkında verdiği emsal kararlarda, hassas yaştaki çocukların profillerinin varsayılan olarak herkese açık bırakılmasını ve uygun ebeveyn izni olmaksızın veri toplanmasını ağır bir hukuka aykırılık olarak nitelendirmiş; platformların varsayılan gizlilik ayarlarını çocuk lehine koruyucu kılmasını emretmiştir. Benzer şekilde uluslararası arenada da platformların ekran süresi sınırlandırmaları ve ebeveyn kontrolleri getirme taahhütleri gündeme gelmektedir. Anayasa Mahkemesi de internet ortamının çocuk istismarı gibi ağır riskler barındırdığına işaret ederken, sosyal medya şirketlerinin sahip olduğu teknolojik üstünlük sebebiyle yasa dışı içerikle mücadelede daha fazla inisiyatif ve sorumluluk üstlenmesi gerektiğini açıkça vurgulamıştır. Yargıtay uygulamalarında da 5651 sayılı Kanun’un temel gayesinin aileyi, çocukları ve gençleri elektronik ortamın suiistimallerinden ve cinsel istismardan korumak olduğu yinelenmektedir.” dedi.
YAŞ DOĞRULAMANIN SINIRLARI VE AŞILABİLİRLİK RİSKİ
Kağıt üzerinde 15 yaş altına mutlak yasak getirmek cazip ve kesin bir çözüm gibi görünebilir diyen Av. Olam,“Ne var ki dijital dünyanın teknik gerçekleri, bu tür katı yasakların aşılmasının son derece kolay olduğunu defalarca kanıtlamıştır. Yaş doğrulama mekanizmalarının kimlik kartı, biyometrik yüz taraması veya ebeveyn onayı gibi yöntemlere dayanması; hem çocukların ve ailelerin kişisel verilerinin korunması hakkı bakımından yeni riskler doğurmakta hem de basit VPN kullanımı, sahte doğum tarihi beyanları veya ebeveyn profilleri üzerinden sisteme sızılması riskini bertaraf edememektedir. Daha da vahimi, dijital ortama bir kez düşen çocuk verilerinin silinmesinin imkânsızlığıdır. Anayasa Mahkemesi’nin bir kararında çarpıcı biçimde ifade ettiği üzere, internete sızan hassas veriler ve görüntüler hızla yayılarak “internet hafızasına” yerleşmekte; sonradan alınacak erişim engelleme ve silme tedbirleri dahi fiilen yetersiz kalmaktadır. Dolayısıyla salt girişi yasaklamak, sisteme bir şekilde giren çocuğun karşılaşacağı zararları önlemeye yetmemektedir.” dedi.
YANLIŞ GÜVEN DUYGUSU VE KORUYUCU ÖNLEMLERİN YETERSİZLİĞİ
Av. Olam “Düzenlemenin yaratabileceği en sinsi toplumsal tehlike ise “yanlış bir güven algısı” inşa etmesidir. Yasakların varlığına güvenen ebeveynler, çocuklarının sosyal medyaya erişemediğini varsayarak dijital denetim ve rehberlik reflekslerini gevşetebilirler. Bu durumun geleneksel medyadaki yansımasını RTÜK ve Danıştay içtihatlarında net bir şekilde görüyoruz. RTÜK, televizyon yayınlarında kullanılan sembollerin çocuk gelişimine zararlı içerikleri perdelemeye yetmediğini, koruyucu sembol bulunmasının dahi içeriğin çocukların zihinsel ve ahlaki gelişimi üzerindeki tahribatı engellemediğini tespit etmiştir . Danıştay içtihadına yansıyan uzman raporlarında da medyadaki şiddet ve uygunsuz içeriklerin çocuklarda zamanla duyarsızlaşmaya yol açtığı ve temel güvenlik duygusunu zedelediği açıkça ortaya konulmuştur . Ayrıca yargı mercileri, çocuk ve gençlerin gelişimsel ihtiyaçlarının tek bir homojen kategori olarak değerlendirilemeyeceğinin, yaş dilimlerine göre farklı pedagojik ve hukuki hassasiyetler gerektirdiğinin altını çizmektedir.”
YASAKÇI DEĞİL, KAPSAMLI VE PEDAGOJİK BİR GÜVENLİK MİMARİSİ
Son olarak ise Av. Olam,“Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ifade özgürlüğü ve internet sınırlamalarına ilişkin kararlarında vurgulandığı üzere, küçüklerin korunması amacıyla okul ve kütüphanelerde filtrelemeler ve tedbirler alınması meşrudur; ancak toptancı engellemeler yerine öngörülebilir, orantılı ve etkili hukuki kontrol güvenceleri kurulmalıdır. Nitekim Anayasa Mahkemesi de çocukların korunması amacıyla dahi olsa ölçüsüz ve sınırları belirsiz toptan yasaklamaların haberleşme hürriyetini zedeleyeceğine dikkat çekmiştir. Sonuç olarak; 15 yaş altı yasak ve 15–18 yaş arası koruma kalkanı tek başına mucizevi bir çözüm değildir. Sosyal medya platformlarının algoritmik şeffaflığı, çocukları bağımlılığa sürüklemeyen tasarım modelleri, etkili ebeveyn araçları ve en önemlisi erken yaşta başlatılacak dijital okuryazarlık eğitimi ile desteklenmeyen hiçbir yasak, çocuklarımızı dijital dünyanın risklerinden tek başına koruyamaz. Yasaklarla rahatlamak yerine, çocuklarımıza dijital dünyada güvenle yürümeyi öğretecek kapsamlı bir ekosistem kurmak zorundayız.” dedi.