MESELENİN  ÖZÜ
Cemil TURGUT

Cemil TURGUT

MESELENİN  ÖZÜ

14 Ağustos 2018 - 12:18

 

 

            Malumunuz olduğu üzere bu günlerde ülke gündeminin en önemli meselesi gittikçe derinleşen ekonomik kriz. Ülke  yöneticileri her ne kadar “gereken tüm önlemleri aldık” deseler de genel olarak altın ve dövizin,  özelde de doların yükselişi devam ediyor.  Tabiî ki bu günler de diğer sıkıntılı günlerin geçip gittiği gibi gerilerde kalacak.

            Peki ülkemiz son otuz beş yılını neden büyük krizler atlatarak geçirmek zorunda kaldı. 1983’te başlayan ve 1993’te zirve yapan terör eylemleri, devlet başkanına (Turgut Özal) suikast, Erbakan hükümetine karşı yapılan 28 Şubat post modern darbesi, 1999-2001 yılları reel karşılığının üç yüz milyar olduğu iddia edilen bankaların içinin boşaltıldığı ekonomik kriz, 2007 28 Nisan e-muhtırası, 17-25 Aralık yargı ve polis darbe girişimi, 15 Temmuz hain darbe girişimi gibi birçok büyük kriz atlattık. Bunların büyük bir bölümü içerdeki hainlerle işbirliği sonucunda gerçekleştirildi.

Ülkemizi  zor durumlarda bırakmayı amaçlayan bütün bu faaliyetler bize gösteriyor ki küresel güç diye yumuşak tanımlanan ve fakat aslında çıban başı olan on iki Yahudi ailenin esasını oluşturduğu Siyonist Dünya Derin Devleti son hamlelerini yapmaktadır.  Bu günlerde yaşadığımız ekonomik darbe girişimi de yine Siyonist Dünya Derin Devletinin içerdeki hainlerle  işbirliği yaparak oluşturmaya çalıştığı bir durumdur. Hiçbir zaman faaliyetlerini açıktan yapmayan bu yapı, sermaye ve finans sektörlerini ele geçirdiği özellikle ABD, İngiltere gibi ülkeleri kullanarak kendisine itaat etmeyen ülkeleri terbiye etmeye çalışmaktadır. Yani bir başka ifadeyle Siyonist dünya derin devleti, zaman zaman ekonomisi, savunma sanayisi gelişmiş, başka ülkelere milletlere kanat geren kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan, kendi ülkesine yönelik tehditlere boyun eğmeyen bir Türkiye istememektedir.  İşte bizim ülkemizin özellikle son otuz, otuz beş yıllık  süreçte yaşadığı bütün bu olup bitenleri bu bağlamda Siyonist Dünya Derin Devletiyle ilişkilendirmek daha doğru bir yaklaşım olacaktır kanaatindeyiz.

Siyonist Dünya Derin Devleti ülkemize diyor ki:

Bölgenizde küresel güç olmaya kalkmayacaksın. Katar, Mısır Halkı, Irak Halkı, Suriye Halkı gibi bazı Arap ülkelerine, özellikle Türki Cumhuriyetlerine ve Afrika ülkelerine kol kanat germeyeceksin. Suriye’de bir Kürt koridoru kurmama engel olmayacaksın. İsrail ile üst düzey ilişkiler kuracaksın ve İsrail’in güvenliğini tehdit eden İran ile ilişkilerini zayıflatacaksın. Müslüman milletlerin hamisi olmayı bırakacaksın zira onlar benim sömürge alanlarım. Güneydoğu Anadolu bölgesinde bana bağlı bir Kürt devletinin kurulmasına izin vereceksin. Gerek kendi coğrafyanda gerekse Akdeniz sularında petrol ve doğalgaz araması yapmayacaksın. Üretmeyeceksin, hep tüketen olacaksın. Kısaca sürünen bir ülke olmaya devam edeceksin.

Türkiye’deki bütün darbelerin ve darbe girişimlerinin arkasında biz varız. PKK, FETÖ ve benzeri oluşumlar büyük oranda bizim güdümünde olan örgütlerdir ve CIA ‘nın yönlendirmesiyle hareket ederler. Dolayısıyla özellikle FETÖ’ den tutukluları serbest bırakacaksın. ABD’deki Yahudi ve Hıristiyan ezoterizmi esas alınarak yeni dünya düzeni içerisinde bir inanç sistemi kuruyorum bunun karşısına ancak FETÖ ile alt yapısını oluşturduğum ve ılımlı diye nitelendirdiğim İslam ile gelebilirsin.

Siyonist Dünya Derin Devleti’nin ülkemizle ilgili kurduğu hayalin reel karşılığı özetle böyle.  

Peki adı geçen bu güç nasıl alt edilecek yani onlar bu hesaplar içerisindeyken bizler ne yapmalıyız? Sondan başlayacak olursak inancımızı en doğru biçimde yaşamaya çalışmalıyız. Ahlak, vicdan, dürüstlük, saygı, evrensel insan hakları gibi temel değerlerimize çok önem vermeliyiz. Eğitim sistemimizin temeline bu değerleri koymalıyız. İnancımızı onun bunun merdiven altındaki eğitimiyle değil, Diyanet İşleri Başkanlığı marifetiyle çocuklarımıza öğretmeliyiz.

Savurganlığın hızla önüne geçmeliyiz. Hiçbir işe yaramadığı geldiğimiz noktadan anlaşılan, sadece devletin birçok kurumunun bir kısım bürokratının, tatil keyfi yapması için yılda birkaç kez düzenlenen, geceliği yüz dolardan başlayan otellerde yapılan hizmet içi eğitim kursu denilen uygulamalardan devlet vaz geçmelidir. Binlerce akademisyenin yurt dışında görevlendirildiği sözüm ona araştırma ve inceleme çalışmalarının -ki geldiğimiz noktada onun da bir işe yaramadığı açık- tatil gezisine dönmüş olanların sonlandırılması gerekir.

Neredeyse tüm kurum ve kuruluş amirlerinin, birim müdürlerinin, şu makam arabası sevdasına da son verilmelidir. Bu araçların ki çoğu kiralama marifetiyle alınmış büyük bölümünün çarşıda pazarda piknikte kullanıldığını yani amaçları dışında kullanıldığını sağır sultan bile biliyor bu araç saltanatına son verilmelidir.

Hülasa artık tüketen değil üreten bir ülke olma yolunda ilerlemeliyiz. Tüketimi de ihtiyacımıza göre bilinçli yapmalıyız. Savurganlığı önlemeliyiz. Geçmişi bilmeyen çocuklarımıza geçmişi sık sık anlatmalı ve onları başta vatan sevgisi olmak üzere her konuda  bilinçlendirmeliyiz. Siyonist Dünya Derin Devleti gerçeğini hem insanımıza hem de çocuklarımıza anlatmalıyız. Bu yapının yerine biz de Türkiye’nin öncülüğünü yaptığı İslam birliği mefkuresini koyarak çocuklarımızı eğitmeli ve Türk ve İslam dünyasına bunu anlatmalıyız. 

 

 

 

 

 

Bu yazı 1791 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 1 Yorum

Son Yazılar