Selim Şengül

Edebiyat yolcusu: R. Mithat Yılmaz-2

Selim Şengül

Aşağıdaki hikâye; Fikret Memişoğlu’nun yayımladığı, içerisinde pek çok şair ve yazarın eserlerinin bulunduğu Yeni Fırat dergisinin 34. sayısından alınmıştır. Mithat Yılmaz’a ait olan bu yazı örneği, Aralık 1966 tarihinde yayımlanmıştır.

Edebiyat yolcusu: R. Mithat Yılmaz-2

HİKÂYE: GONG SOKAĞI

Yüz metreden belki daha da uzun, üç metre yüksekliğindeki kerpiç duvarın sağ tarafındaki dar patikada yürüyen kadın, hâlâ yoluna devam etmekte idi. Üstelik, patikanın gene sağ tarafında, böğürtlen ve dikenli çalılıklardan müteşekkil bir ikinci yeşillik duvarı, patikayı takiben uzamakta idi.

Etraf, insanın kendi nefesini duyabileceği, koyu bir sessizlikle kaplı ve en uzaklarda dahi, gözle ayırt edilebilen küçücük bir hareket fark edilmiyordu. Gökyüzünde iri iri dolaşan kümülüs bulutları, sanki gökyüzünü inhisarı altına almış, kuşların uçmasına bile müsaade etmiyorlardı.

Edebiyat yolcusu: R. Mithat Yılmaz-2Kadın, gözden uzaklaştıkça küçülüyor ve küçüldükçe de yürüyor, yürüyordu... Birden durdu. Etrafını dinledi, gökyüzüne baktı... Yoktu... Hiçbirşey yoktu!... Ölü bir dünyaydı bu. Bayağı ölümdü böylesi. Kerpiç duvar, dar patika ve patika boyunca uzayan çalılıklar, hepsi birden son bulmuştu. Öte tarafı boşluktu. Birşeycikler gözükmüyordu. Şaşırıp kalmıştı... Bu şaşkınlıkla bir adım daha attı. Adım atmasıyla, şaşkınlık termometresi iki misline yükseldi birden: Bir gong, olanca şiddetiyle, kulaklarının dibinde üç defa vurdu. «Amaaaan! Amaayyl...» diye bir çığlık attı kadın. Tir - tir titriyordu. Aniden kalın bir erkek sesinin, «Korkma! Ağlama!» dediğini duydu. Döndü; iri cüsseli, hergün gördüğü adamlara benzemeyen bir adamdı bu. Yüzündeki hafif tebessümün gerisinde, vahşi bir sırıtış gizliydi. «Ahh! Nasıl korkmam? Siz kimsiniz? Yoksa... Yoksa ben bir ölü müyüm? Bu imkânsız! Olamaz! Ben yaşıyorum. Henüz ölmedim daha. Nefes alıyorum çünkü! Şimdi mi ölüyorum yoksa? Aaah!» Bitince elleri yanına düştü. Sustu. Boynunu önüne eğdi. Bütün kadınsallığıyla herşeyi kabullenen bir hali vardı. Erkekse, konuşmak için birşeyler arıyordu. Kadın, irkilircesine yeniden konuşmağa başladı. «Neden susuyorsun? Konuş! Burası neresi? Ben neredeyim şimdi? Anlat hepsini! Korkuyorum, korkuyorum ben!» Sesi gittikçe ağlamaksı bir hal alıyordu. «Yoksa... şeyy... sen de mi sen de mi korkuyorsun yoksa?..»
İri cüsseli, korkunç adam, hafif hafif, alaylıca gülüyor; bir yandan da konuşuyordu:
— Ben de mi korkuyorum? Hah hah hah!... Birden sesini değiştirerek ciddileşir gibi oldu:
— Hayır! Ben korkmuyorum! Şimdiye kadar da hiç korkmadım. Buna sebepse, hiçbirşeyden şüphe etmeyişimdir. Unutmayınız ki, her şüphe, bir korkuyu gizler. Korkular ise bir çok şüphelere yol açarlar.

Buranın neresi ve senin şimdi nerede olduğuna gelince... Bu ülkenin adı ŞÜPHELER ÜLKESİ’dir. Ve her şüphe bir suç sayılır burada. Dikkat ettiysen, herşey, derin bir şüphe taşımaktadır. Bu uzun duvar, bu patika, bu çalılıklar ve nihayet hepsinin birden sonra ermesi; bu boşluk, sessizlik, bulutlar, gökyüzü... İlk karşılaştığımızda, benden de korktuğunuzu söylemiştiniz. Şu koskocaman vücudum, basbariton sesim sizi ürkütmüştü herhalde? Öyle sanıyorum ki, yüzümdeki samimi tebessüme rağmen, içimde, vahşi bir hissin bulunduğuna da eminsiniz. Ama zararı yok.
Kadında uykudan yeni uyanmışların garipliği vardı: — Demek öyle, buranın adı şüpheler ülkesi?
Erkek: — Evet, öyle, dedi; fakat birdenbire sözünün yanlış anlaşılacağından korkmuşcasına:
— Aaa hayır hayır! Buranın, şimdi bulunduğumuz şu yerin ismi GONG SOKAĞI. Gördüğünüz bu uzun ve sizce uğursuz patikanın ismidir bu. Halbuysa, Şüpheler Ülkesi bütün memlekete teşmil eder.
Kadın, uğradığı bu acayip ve tanımadığı ülkede korkuyor, akıbetini aydınlatabilecek her türlü sırları öğrenmek istiyordu.
— Sahiden öyle. Ne tuhaf isimler. Gong Sokağı! Şüpheler Ülkesi!... Şüpheler ülkesi!... 
— Evet, şüpheler ülkesi. Tuhaf bir isim galiba? — Tuhaf mı? Hım, tuhaf!... Aaaa! Aaaahh! Korkuyorum! İşte İşte orada! Gözlerime inanamıyorum! 
— Haa! N’oluyor? Kriz geçiriyorum muhakkak!
— Yardım edin bana! Korkunç bir yaratık! Bir mucizedir bu!

Edebiyat yolcusu: R. Mithat Yılmaz-2Kadın, gördüğü bu silüetin de tesiriyle hıçkırıklarla ağlıyor, kaçıp, kurtulmak istiyor; fakat cüsseli adamın pençesinden vücudunu bir türlü kurtaramıyordu. Adamsa, kadının sandığı gibi vahşiyane değil; üstelik iyi kalpliydi. Elinden geldiğince kadının heyecan ve korkusunu teselli verici sözlerle, teskin etmek için uğraşıyordu.
— Hayır, bir mucize değil! Korkmayın, ben buradayım. Sonra, gösterdiğiniz yerde, birşeycikler göremiyorum. Görsem bile ne olacak yâni? Olabilir! Herşey de olabilir. Belki o da sizin gibi garibin biridir. Ha? Ne dersin? Fakat göremiyorum. — Halâ göremediniz. Bakın işte patikanın kenarında. Tam parmağımın hizasında.
— Hah! Tamam tamam! Kımıldadı da gördüm. Lâkin o kadar korkulacak birşey yok bunda. Bayağı bir insan gibi. — Ah ne kadar soğukkanlısınız. Aaa! Kayboldu! Kayboldu!
— Kayıp mı oldu? Kaybolabilir tabiî! Üzülüyor musunuz yoksa buna? 
— Hayır canım, neden üzülecek mişim? Fakat diyorum, yoksa... Yoksa o Tanrı mıydı? Kimbilir? Belki de Tanrı’ydı. Belki de beni buradan kurtarmaya gelmişti.
Tam bu sırada gong, gene aynı şiddetiyle üç defa vurdu. Kadın, yeniden, birtakım sesler çıkararak ağlamağa başladı. İri yapılı adamsa, ciddi bir tavır takınarak:
— Gayret gösterin bakalım, hanımefendi. Yargıç bizi çağırıyor. Acele olarak gitmemiz gerek.
Kadın ağlamasını durdurdu. Sâfi korku içerisindeydi:
— Yargıç mı? Mahkeme yargıcı? Ben bir suç işlemedim ki?. 
— Farkında değilsiniz. Daha önce bu ülkede her şüphenin bir suç olduğunu söylemiştim. Sizse, herşeyden şüphe kapmaktasınız. Şüphe, cezayı gerektirir bu ülkede.
— Aman yarabbim! Ne yapacağım şimdi?
Gong yeniden üç defa vurdu. 
Yargıç, oturduğu iskemlesinden ağır ağır kalkarak:
— Dikkatle dinlemenizi rica ederim. Duruşma sonunda, Şüpheler Ülkesi Yüksek Ceza Mahkemesinin suçlu hakkında aldığı kararları bilgilerine tevdi ediyorum: Duruşma sırasında, suçlunun, genellikle yaşadığından şüphe ettiği kanaatine varılmış olup; buna istinaden Yüksek Mahkememizin aldığı kararlar aşağıda beyan edilmiştir. Suçlu içinde yaşadığımız günün tarihinden itibaren her yaşadığı dakikayı duyarak, anlayarak, idrak ederek; sözün kısası yaşadığından şüphe etmeksizin yaşayacaktır. Yaşamak sadece nefes almak değil, biraz da herşeydir.

Edebiyat yolcusu: R. Mithat Yılmaz-2
Duruşma ve kararların okunması bitmiştir. Çıkabilirsiniz. Gong, değişmeyen sesiyle, yeniden üç defa vurdu.

 

Yazarın Diğer Yazıları