Selim Şengül

Bülent Akyürek

Selim Şengül

Öğrencilik yıllarımda, okumaktan ve anlamaktan uzak bir hayat sürerken kitap raflarında isimleriyle dikkat çeken bazı eserler vardı. Değişik başlıklarıyla ilgi uyandırırlardı. O zamanlar okumaya niyetlenmiş olsam da o kitapları elime alıp incelediğimi tam hatırlamıyorum. 'İçinizdeki Öküze Oha Deyin!' kitabını mutlaka görmüşsünüzdür. Arka kapağında şu ifadeler yer alıyordu: 'KİŞİSEL GELİŞİME KARŞI KİŞİSEL GERİLEYİŞ! SIRADIŞI YAZAR BÜLENT AKYÜREK’TEN BİR ÖZE DÖNÜŞ PROJESİ: İÇİNİZDEKİ ÖKÜZE OHA DEYİN!' Bülent Akyürek hakkında geçmişe dair aklımda kalan başka bir şey yoktu.

Lakin son bir yıl içerisinde; geçmişe dair hesapların görüldüğü iki yeni eserle bizlere geri döndü. Adeta bir derviş misali, gözlerden uzakta bir tekâmül süreci içerisindeydi. Bu olgunluk evresinin sonunda bizlere bir roman ve bir deneme kitabı sundu. 'Satılık Adam' isimli romanına son 25 yılını vermiş; ben henüz kitabın yarısına gelebildim. 

Yeşil kapaklı, beyaz yazılı deneme kitabı ise 'Geriye Doğru İleri' hakkında ise birkaç kelam etmek isterim; çünkü içinde çok çarpıcı cümleler barındırıyor. Nitekim kendisi bir röportajında, cümle kurma sanatı hakkında şöyle der: “Bir cümle kurarken kafamın içinde bir darağacı oluşur. Bir darağacındasın, sana "Son cümleni söyle," diyecekler. Son cümleni söylerken de tabii çok dikkatli konuşman, ağır bir laf etmen lazım. Yazarken işi en baştan, yani cümleden alırım. İlk cümlenin son cümleymiş gibi kaliteli olması, sonra ikinci cümlenin, ardından da paragrafın aynı niteliği taşıması gibi bir takıntım vardır.”

Kendisi her ne kadar bu duruma 'takıntı' dese de aslında bu, yazarın ciddiyetini ortaya koyar. Günümüz dünyasını doğru tahlil etmiş; kapitalizmin gölgesinde büyüyen bu zorlu çağın dayatmalarına karşı durabilecek güçlü cümleler kurar. Geriye Doğru İleri kitabında şöyle der: “Dil, ruhunu yürekten alır. Kelimelerimizin ruhu orada kaynar, paketlenir ve kullanıma hazır hâle gelir.”
İşte böyle... Yazarımız, hemşehrimiz Elazığlı Bülent Akyürek hakkında konuşacak çok şey var; lakin o, giderken son sözlerini söyledi. Sizleri onun bazı çarpıcı cümleleriyle baş başa bırakıyorum.

“Kıyamet yaklaştıkça hızımız artıyor; zaman ve olaylar çok hızlı gelişiyor, İnsanlık, tarihini kalın ciltli kitaplara değil Instagram'daki saniyelik fotoğraflara arşivliyor. Kaydederken aslında unutmamız gerektiğini biliyor gibiyiz. Tefekküre, muhasebeye, tövbeye, pişmanlığa vaktimiz yok. Kötülüklerden, belalardan, olumsuzluk ve ümitsizlikten kaçıp sığındığımız sanat eserleri artık çıkmaz sokağa girdi.”

“Varlık alanlarımızı, sahamızı terk ettiğimizde yerine ne koyacağımızı bilmezsek acı çekeriz. Eskilerden kalma bir söz vardır: 'Değirmende buğday yoksa taşlar kendisini öğütür.' Taşların birbirine sürtünmesini istemiyorsak araya öğütecek şeyler koymalıyız. İnsanın kendini tanımladığı varlık alanından çıkışı bir travma. Hiçleşme, değersizleşme veya kahramanlaşma bu travmayla başlayabiliyor. Varlık sahasını çizen, yokluk sınırını da çizer.”

“'Nasihat istersen ölüm yeter.' Nasihat almaktan korkuyoruz çünkü ölümü hatırlayıp kendimize sorular sorduğumuz an kapitalizm çökecek, kişisel gelişim rahipleri ayakkabı boyamak zorunda kalacaklar. Kendini bilen adamlar, gün içinde yirmi kez ölümü hatırlatmayan insanlarla arkadaşlık yapmazlarmış, şimdi bizler; durup dururken ölümü hatırlatıp midemizi bulandıran adamlardan soğuyor, onlarla yan yana gelmemeye çalışıyoruz. Dilinde ölümle gezenler ise melankolik, depresif damgası yiyor.”

“...Her şey için geçtir artık. Tövbe şansının bittiği, saatlerin durduğu, her şey için geç olan bir dakikada kopacak kıyamet. Cep telefonlarınızdan şu ses duyulacak:'Aradığınız kişiye ulaşılamıyor?' Çünkü tüm yaratılmışlar Rabbine ulaşmıştır artık ve hesabını beklemektedirler! İzlediğiniz diziler yarıda kalacak, sayfasını katladığınız kitaplara dönemeyeceksiniz bir daha...
Ama iyi bir haber vereyim mi size?

Okuduğunuz son kitap Kur’an-ı Kerim ise hele de Enbiyâ Suresi’nde katlayıp sayfasını abdest almaya gitmişseniz banyoya ve bir daha dönememişseniz... Belki...

Size, Son okuduğunuz kitabı sorarlarsa ne diyeceksiniz o zaman? Ya da mahşere düştüğünüzde yanınıza alacağınız üç kitap? Elif Şafak, Tuna Kiremitçi, 'İçindeki Devi Uyandır' mı? Yetmez kardeşlerim... Allah korusun; Bukowsky mi, Henry Miller mi? Avon kataloğu mu?

Öyleyse geceleri uyumadan önce Mübarek Kur'an'dan en azından birkaç ayet okuyarak uyuyalım ki son kitabımızın ne olduğu anlaşılsın! Çünkü Kur’an-ı Kerim son kitaptır!”
 

Yazarın Diğer Yazıları