Mustafa Demirbağ

Viyana Notları-1

Mustafa Demirbağ

Earasmus+ kapsamında Elazığ İl Milli Eğitim Müdürlüğümüz tarafından hazırlanan ve yerel ortağı olduğumuz bir proje ile Liderlik ve Çatışma Yönetimi konularında eğitim almak üzere bir gurup eğitim yöneticisi ve öğretmen arkadaşımızla birlikte gittiğimiz Avusturya’nın Viyana şehrinde bir hafta süren inanılmaz bir deneyim yaşadık. Kendi adıma konuşacak olursam heybemi epey bir bilgi ve dert ile doldurarak geldim. Bu konulara geçmeden önce İl Milli Eğitim Müdürümüz nezdinde buna vesile olan yöneticilerimize, eğitim süresince bizlere rehberlik eden İl Milli Eğitim Strateji Şubesi Ar-Ge birimi Erasmus+ Koordinatörü Eda Hanıma ve dil konusunda bizlere yardımcı olan Hatice Hanıma buradan teşekkür ederim. 

Dediğim gibi heybemi epey bir doldurdum. O yüzden yazımı iki parça halinde yazmaya karar verdim. Bu yazımda, Viyana hakkında gözlemlediğim şehir izlenimleri, toplumsal hayat, azınlıklara bakış açısı gibi konuların olumlu ve olumsuz taraflarını ele almak istiyorum. Bir sonraki yazımda ise Türk eğitim sistemi ile Avusturya eğitim sisteminin karşılaştırmasını dilim döndüğünce anlatmaya çalışacağım.   

Öncelikle, havaalanından itibaren otele kadar yol boyunca gördüğümüz mimariye hayran kalmamak mümkün değil. Sıralı evler ve sokaklar, birçoğu İkinci Dünya Savaşı’ndan kalma evler. Yeni yapılan binaların ise dışları şehrin dokusuna göre kaplanmış ve bütünlük buna göre tamamlanmış. Fakat birçok sokağın dar olduğunu da belirtmek isterim. Ancak ikinci günden itibaren gezdiğimiz her sokağın birbirinin aynı olması birçok arkadaşımızda bıkkınlık oluşturmaya başladı. Sanki bir dolambaç(labirent) ta hep aynı yerde dönüyormuşuz hissine kapılmaya başladık. Sokaklarda yürüyen insanların davranışları da tıpkı şehir mimarisi gibi tek düze ve renksiz. Neredeyse hiç gülmeyen bir topluluk. Donuk donuk insan manzaraları benim oldukça tuhafıma gitti. Başta emniyet güçleri olmak üzere insanlardaki anlamsız agresiflik ise beni şaşırtan diğer bir husus oldu. Çünkü sürekli ülkemizi eleştiren sözde demokrasi havarisi bir ülkenin başkentinde daha sıcak bir tavır bulmayı ümit eder insan, oysa tam tersi bir manzaraydı gördüğümüz. Şehirlerin ruhunun varlığından bahsedecek olursak evet bu şehrin bir ruhu var fakat çeşitlilik asla yok. Güzel ülkemizin sıcak insanları, cıvıl cıvıl sokakları, guruplar halinde gezen, eğlenen gençlerimiz, çocuklarımız aklıma geldikçe ne kadar şanslı olduğumuzu ve Vatanımızın aslında ne kadar güzel olduğunu düşünmeden edemedim. 

Sokaktaki insan davranışları konusunda ise haklarını teslim etmek isterim. Toplumsal kurallara inanılmaz bir riayet var. Belki de Türk İnsanına karşı tek üstünlükleri bu konu. Maalesef bizim burada kendimize bir öz eleştiri yapmamız şart. Bir husus daha var ki işte o kusursuz. Nedir? Diye soracak olursanız. Tartışmasız olarak ulaşım derim. İnanılmaz bir tramvay ve metro ağları var. “Kusursuz” başka söze gerek yok. Ancak şunu söyleyebilirim. Tez elden Elazığ’da da bu çalışmalar başlatılmalı.   

Saat 18.00’ı gösterince tüm mağazalar ve marketler kapanıyor. Kapanış saatinde market içerisinde kalırsanız alışverişinizi bitirmenize bile müsaade etmiyorlar. Hemen kapı dışarı ediliveriyorsunuz. Bunu Ülkemizde bir esnaf yapacak olsa, sanırım şeytan taşlar gibi taşlarız. Ama orası medeni Avrupa, onlar yaparsa iyidir. 2 milyonu aşkın nüfusa sahip koca başkent merkezinde az sayıda alışveriş merkezi bulunuyor. Onlar da saat 21.00’da kapanıyor. Alışveriş merkezi dediysem sakın sizleri yanıltmasın. Elazığ’dan örnekleyecek olursam Park 23 oralardan büyük, güzel, ferah ve aydınlık. Varın Büyük Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşadığımız saltanatı siz tezahür edin. Eğitim bittikten sonra son gün gitme fırsatı bulduğumuz Macaristan’ın Başkenti Budapeşte’de durum pek farklı değildi.  

Konuştuğumuz gurbetçi vatandaşlarımızın söylediği ilk şey, “Türkler burada üçüncü sınıf vatandaş muamelesi görüyor.” ifadesi oluyor. Kanuni olarak olmasa da toplumsal baskının, ırkçılığın oldukça fazla olduğundan bahsediyorlar. Avrupa’nın en ünlü yapılarından biri olan Aziz Stephan Katedralinin en görünür yerlerinden birinde, bir Osmanlı erinin ayaklar altına alındığı, Üç Hilal ve Yıldızlı kalkanının yere atıldığı heykeli görünce ise insan Türk düşmanlığının ne boyutlarda olduğunu daha iyi anlıyor. Üç kıtada birçok fetihler yapan Türk Milletinin böyle bir alçaklığa tevessül ettiği tek bir örnek bulamayız. Hatta Sultan Alparslan değil miydi Malazgirt’te Romenos Diogenes (Romen Diyojen)’i yendikten sonra serbest bırakan.  

Avusturya’da çıkarılan “İslam Yasası” gereği Cami yapılması yasak, Müslüman topluluklar, kurdukları sivil toplum örgütlerinin oluşturduğu mescitlerde ibadetlerini yapıyorlar. Koca Viyana’da tek bir minareli caminin var olduğu, onunda şehrin dışında olduğu söylendi. İslam düşmanlığının boyutu hakkında sanırım bu yeterli bir bilgi. 

Peki, o zaman Türkler neden Avrupa’da yaşamak ister? Bu eleştiri bana düşmez, insanların yaşam tercihlerini biz ellerinden alamayız. Fakat buraya gelip Ülkemi eleştirenlere, ya da buradan oralar hakkında methiyeler dizenlere bundan sonra söylenecek birkaç lafım elbette ki olacaktır.  Ayrımcılık konusunda Macaristan’ın hakkını yemeyelim. Orada yaşayan gurbetçilerimiz bundan pek şikâyet etmiyorlar.  

Avusturya’da yaşayan en ayrıcalıklı zümre bilin bakalım kimler? Tabi ki Yahudiler. Onlara özerk mahalle, vergi muafiyetleri gibi ayrıcalıklar, sanırım Avrupa zihniyetini net özetliyor. 

Şehir notlarına biraz daha devam etmek istiyorum. Sonra ekonomik durum hakkında da değinecek noktalarım olacak. 

Hemen her mahallede birçok kilisenin varlığına şahit olduk. Hatta kilise olmasa bile birçok binanın görünür yerlerinde haçların konulduğuna bizzat şahitlik ettim. Düşündüm! Bizim evlerimizin üzerinde kubbeler olsa ne olurdu diye? Bunu bence sizlerde düşünün lütfen. Benim cevabım bana, sizlerinki size. 

Biraz da ekonomiden bahsedelim. Burada söyleyeceklerim birincil ağızdan orada yaşayan vatandaşlarımızın beyanlarıdır. Asgari ücret Avusturya’da 1260 Euro imiş. Ortalama gelir ise yaklaşık 1500-2000 Euro bandında. Bir kamu personelinin maaşı ise 2400 Euro, Türkiye’de özel bir konumda olan doktorlar ise aylık 4800 Euro ücret alıyorlarmış. Vatandaşların oturdukları evler 50-70 metrekare olmasına rağmen kiralar 600-700 Euro’dan başlayıp 1500 Euro’ya kadar gitmekte. En korkunç meblağ ise ısınma maliyeti. Aylık ortalama 700 Euro doğal gaz faturası geldiğini söylüyorlar. Ayrıca üç ayda bir alınan 51 Euro’luk devlet televizyonu vergisi ise oldukça manidar. Bilmem anlatabildim mi? En büyük gider kalemlerinden biri ise otomobiller başta olmak üzere her türlü sigorta giderleri. Neredeyse otomobil fiyatının ¼ ü kadar sigorta ücreti ödendiği söyleniyor. Mağazalarda karşılaştırma fırsatını bulduğumuz ürünlerin neredeyse %90’ı buradaki ücretlere oranlasak bile Türkiye’den pahalı. Bir vatandaşımızın örneklemesini aynen aktarıyorum. “Viyana’da aylık 2400 Euro geliri olan bir aile sinemaya gitmezse, lokantada yemek yemezse, piknik, tiyatro gibi faaliyetler yapmazsa ki tiyatro burada çok meşhur, zar zor ayı kurtarabilir.” Varın gerisini sizler düşünün. 

Çok uzattığımın farkındayım ama Elazığ’da bir lafımız vardır, “Dertli söyleğen olurmuş.” Aynen öyle. Bizim en büyük sorunumuz olan sokakta yürürken ki kural tanımazlıklarımız olmasa, cezalarımız caydırıcı ve uygulanabilir olsa, gerçekten Cennet Vatanımız daha bir güzel olacak.  

Bir sonraki yazımı da okumanızı ümit ederim. Çünkü orada Eğitim ile alakalı ilginç bilgilere yer vereceğim. 

  

    

Yorumlar 3
Bayram Sevim 08 Mayıs 2023 21:05

Mustafa arkadaşım Viyana’da birlikte gözlemlediğimiz konuları çok güzel kaleme almış.

Irfan Emre 08 Mayıs 2023 17:50

Güzel ve farklı bir yazı olmuş hocam

Vedat 08 Mayıs 2023 14:31

Bu güzel yazı için teşekkür ederim

Yazarın Diğer Yazıları