Mustafa Demirbağ

Sizi Rahatsız Etmeye Geldim…!

Mustafa Demirbağ

Yazı başlığını okur okumaz bazılarınızın zihninde hemen bir isim çağrışım yapmıştır. Evet, çok önemli İslam reformistlerinden biri olan Ali Şeriati’ye aittir bu vecize ve tüm kitaplarının ilk sayfasında yer almaktadır. Gerçekten birilerini rahatsız etmiş olacak ki 1977 yılında İngiliz istihbaratının yardımı ile o zaman ki adıyla SAVAK (İran İstihbarat ve Devlet Güvenlik Örgütü) örgütü tarafından öldürülmüştür.
Genellikle reformistler, var olan düzen koruyucular veya onların taraftarları tarafından statükoyu değiştirme tehlikesi olarak görüldükleri için ötekileştirilir. Hatta bu örnekte olduğu gibi ortadan da kaldırılabilirler. Tabi şöyle bir görüş de ortaya çıkabilir. “Bu reformistler İslam’ın özünden uzak ve zarar veriyorlar o yüzden tehlikelidirler.” Bu görüşün doğru olduğunu kabul etsek bile, fikri bir içtihat süreci yerine linç edilip katletmeyi mazur gösteremeyiz.
Bana neciliğe savaş açtıkları için mi reformist oluyorlar, yoksa gizli kalmış gerçekleri yüzümüze vurdukları için mi öyle adlandırılıyorlar? Toplumun büyük çoğunluğunda olan kabullenme ve öteleme duygusu mu yok bunlarda? İşin kolayına kaçmayı mı bilmiyorlar? Sömürü dünyasında sömürmeyi mi öğrenemediler acaba? Rahat mı batıyor yoksa? 
Bakın ne diyor Şeriati, “ İnsani bilinç ve sosyal bilinçten mahrum olan bir milletin ve toplumun mühendisi ancak batı otomobilinin tamircisi ve montajcısıdır.” Aslında dert işte tam olarak budur. Birilerinin ayakçısı olmaya başkaldırıyorlar. Maşa olmaya bir reddiye. 
İşte birçok insanın ilk okuyuşta nefret edebileceği ama düşününce utanacağı bir reformist görüşü; “Eğer sahnede değilsen istediğin yerde ol. Hedef, sahnede olmaman şartıyla istediğin yerde olmandır. Eğer bir yerde hazır bulunman gerektiğinde orada değilsen, artık istediğin yerde bulunabilirsin. İster içki sofrasında oturmuş ol, isterse namaza durmuş ol; ikisi de birdir.” Biraz sesli düşünelim. Burada ifade edilmek istenen asıl olgu; birileri senin daima ortalarda görünmeni istiyor. Ama yöneten olarak değil, bir piyon olarak var olmanı, yönlendirilebilir bir köle olmanı istiyor. Sen orada olacaksın ki arka planda olanları istedikleri gibi kamufle edebilsinler. Eğer bunu düzeltmek için bir var oluş mücadelen yok ise riyanın ve ikiyüzlülüğün ahmak yüzü olmaya devam edeceksen namaz kılman seni kurtarmayacaktır. 
Bana necilik, riya, görmezden gelmek, öteleme ve birilerine havale etme münafıği bir halin tezahürüdür. Çarkın bizi öğüten dişlilerinden biri olmaya gönüllü olarak devam etmektir. Bu dişlinin her bir parçası bizi içten içe çürüten, özü tahrip edenlerden başkası değildir. 
İçimizdeki münafıkları bakın ne kadar güzel tarif etmiş: “Dini yozlaştıranlar benim sosyal bilincime, yazgıma ve toplumuma karşı sorumluluğumu yok edemiyor ama bir iş yapıyor. Bunların yerini değiştiriyor bana şöyle diyor: Bütün bu görev ve duyarlılıkları ölümün öbür tarafına bırak; yani ölüm sonrasına ertele.(Allah’ a havale et)….Şu birkaç yıllık ömründe bunu düzeltmenin imkanı yoktur. Dünyayı ehline bırak………Hırsızlık yaptığın, cinayet işlediğin, halkın geleceğini başkalarına sattığın doğru. Ama bunun telafi yolu geri vermek değil ki. Zaten geri verilmez de. Bunun daha basit bir yolu var. Nedir? Şu duayı kıbleye dönerek altı kez oku; artık işin tamamdır. Şu yediğin paradan da biraz bize ver(hayrını dağıtalım). Artık iş bitmiş, günahların bağışlanmıştır. Yani şefaat, bağışlama ve af! Böyle bir dinin Tanrı’sı bütün kötülüklere ve çirkinliklere göz yumar; günahların, çöldeki kum, göklerdeki yıldız ve denizlerdeki köpük kadar çok dahi olsa bir üflemede yok eder….. Bir koyun adaman, bir seyide ve mollaya bir şey vermen, birini sevindirmen veya bir gönül alman her şeyi telafi eder; bütün sosyal sorumlulukların yerine getirilmiş olur.”
Gerçekten birilerini rahatsız etmiş değil mi? Böyle bir dua ve af dileme anlayışı size de biraz tanıdık gelmedi mi? Kilisede günah çıkarmaya benzemiyor mu bu? Fetö gibi örgütler yıllarca bunu yapıp insanları kandırmadılar mı? Şimdi bunu bu şekilde dile getiren biri, bu sapkın güruh tarafından dinsiz olarak nitelendirilmiyor mu? Elbette Allah (c.c) affedici ve bağışlayıcıdır. Ama yol bu mudur? Düşünmek gerek.
Üstat Necip Fazıl’n “Yemin” adlı bilinen bir öyküsü vardır. Sürekli kumar oynayıp, sonra bir daha oynamayacağı üzerine yemin edip, dayanamayıp tekrar oynayan ve sözde İslami hassasiyeti yüksek biri olduğundan dolayı, her yeminini bozuşunda kefaret olarak 18 kilo buğday veren birini konu alıyor. Üstat bu durumu şöyle ifade ediyor: “Dine karşı ihanetinin tesellisini yine dinde aratan korkunç seciye(karakter, özyapı, yaradılış, huy)!”
Yazayım mı yazmayayım mı diye tereddüt ediyorum. Ama yukarıda yazdığımla da çelişip ölüm sonrasına da ertelemek istemiyorum. Diyeceğim şu ki. Günümüzde, ibadetler bile bir kesim sömürücüler tarafından reklam aracı olarak kullanılıyor. Aklanmaya çalışma. “Ben bir namaz kılıp geleyim.” demek insanı muteber ediveriyor birden. “Umre” ziyaretleri bile turistik bir gezi haline dönüştü. Sanki hacca gider gibi insanların gözüne sokulması. “Bakın ha ben umreye gidiyorum!” Kendi iç dünyalarını gösterecek fotoğraf bulamadıkları için sürekli Kâbe’yi birilerinin gözüne sokma anlayışı, üstadın öyküsündeki 18 kilo buğday kefaretine benziyor. Bir sonraki sıfırlanmaya kadar idare eder. 
Ne kadar güzel ifade etmiş bir gönül ehli olan İbn Ataullah el-İskenderi; “Salih amellerini gizleyip Allah’a emanet et ve onları azığın yap ki hesap gününde yanında bulasın!” 
 Bu da benim birilerini rahatsız edişim olsun. Bakalım ne olacak? 
Üstat Necip Fazıl diyor ki: “Allah’a gönül ve kafa inandırır, yapılan iş değil.” Yani önce kalbimizi ve kafamızı temizlemek lazım, İmanımızı sağlama almak lazım. İbadet onun devamında mutlaka gelecektir ve gizli olanı makbuldür.  
Tabi ki amacım kimsenin samimiyetini sorgulamak asla değil. Kendimi mükemmel göstermek gibi bir gayem de yok. Ama münafıkların bu kadar pirim yapması biraz ağırıma gidiyor. Günahkâr olmak münafık olmaktan evladır. En azından çözümün ne olduğunu bilirsin.
Her zaman, her ortamda şunu ifade etmişimdir. “Ben de her insan gibi günahkâr bir kulum.” Daha önceki yazılarımdan birinde bu hususu ifade etmiştim. “Bu yazdıklarımız aynı zamanda kendimiz için de birer öğüt ve dua hükmündedir.” diye. O zaman yine aynı ifade ile bitirelim.
Yüce Allah (c.c) dualarımızı kabul buyursun.  
 

Yorumlar 6
Hüseyin ÇAHAN 25 Haziran 2023 05:58

Amiin.. Yüreğine sağlık hocam..

Aslıhan Şensoy 20 Haziran 2023 20:32

"Vay haline o namaz kılanlara ki, onlar namazlarını özünden uzaktırlar. Halka gösteriş yaparlar." Maun Suresi 4-6

SM 20 Haziran 2023 14:17

Direk isim vererek yazsaydınız ....

Mesut 20 Haziran 2023 13:32

Çok güzel bir yazı olmuş. Emeğinize sağlık

SM 19 Haziran 2023 19:00

Çok farklı düşüncelerin ve tartışmaların olduğu bir konuda yazılmış güzel fikir yazısı olmuş.Ellerinize sağlık

Mert 19 Haziran 2023 17:53

İslam ülkelerinde din tüccarlarlığından nemalanan çok maalesef. Şan, şöhret,kıdem ve makam getirdikçe münafıklarımız çoğalıyor. Bir çok köşe yazarının da münafık olduğuna yemin edebilirim ancak ispatlayamam. Kalın sağlıcakla...

Yazarın Diğer Yazıları