Mustafa Demirbağ

Sermaye Sahibi Olmamız Şart

Mustafa Demirbağ

Girdiğimiz her ortamda konuşulan üç temel mevzu görüyoruz. Biri diğerinin zaman içerisinde önüne geçen, artık klişe olmuş bu mevzular neredeyse hiç değişmiyor. Bunlardan biri tabi ki siyaset, bir diğeri ise ekonomik sorunlar olarak karşımıza çıkıyor. Tabi ki olmazsa olmazımız dini konular da her zaman popülerliğini korumaya devam ediyor. Konjonktürel olarak bu mevzuların arasına giren farklı konularda yok değil. Ancak onların birçoğu kısa soluklu konular olmaktan öteye geçemiyor.

Bu konuların konuşulması yadırganacak bir durum değildir aslında. Tüm yurttaşların bu konularda görüş bildirme özgürlüğü elbette haklarıdır. Bizde köşelerimizden büyük oranda kendi görüşlerimizi yansıtmaya çalışmıyor muyuz? Burada siyaset ve ekonomik mevzularla ilgili vatandaşların konuştuğu konuları eleştirerek kendimi yem etmeye hiç niyetim yok. Zaten ben de bir vatandaş olarak bu diyaloğun tam ortasındayım.

Yine de bahsedeceğim konu aslında ekonomiyle direk ilgili gibi görünen bir kavram, fakat bakış açımız farklı olacaktır. Zaten birçok yazımda hep farklı bakış açılarını işlediğimi beni takip edenler iyi bilir. Bir soru ile konumuza giriş yapalım.

“Sermaye” nedir?

Hemen aklımıza para, çok para, ya da para yerine geçen değerli eşyalar, mallar geliyor değil mi? Bakış açımızın farklı olacağını söylemiştim ama. Evet, “sermaye” çok büyük bir yelpaze içinde farklı anlamlar barındırabilecek bir kavramdır. Örneğin: Bir çiftçinin en büyük sermayesi nedir? Sorusunun cevabı, topraktır. Bunu bakış açısının farklılığını ortaya koymak açısından bir örnek olarak verdim. Bu örnekleri sayısız şekilde çoğaltabiliriz. Bunu burada yapmak ise hem mümkün değil hem de gereksizdir. Öze sadık kalmak önemlidir. Oraya yönelelim o zaman.

Bana göre ise, en büyük sermaye bilgidir. Öncelikli olarak, bir insanın, hayatını idame ettirebilmesi için gerekli olan tüm ihtiyaçların neler olduğunu bilmesi şarttır. Bu işin en asgari boyutudur. Bilginin en önemli özelliği dönüştürülebilir olmasıdır. Bilgiyi; paraya, teknolojiye, sanata ve daha sayamadığımız, ihtiyacımızı karşılayacak her şeye dönüştürebilmemiz mutlaktır.

Bilme olgusunun gerçekleşmesi için sağlıklı bir öğrenme şarttır. Öğrenme ise öğretme olgusu ile bir bütün olarak ele alınırsa sonuç verir. Öğretme; geçmişten günümüze kadar biriken bilgilerin bir sistematiğe bağlı olarak, öğrenme ihtiyacı duyan kişi, gurup veya daha geniş kitlelere aktarılması durumudur. Bilgi, beceri ve davranışları bu sayede kazanabiliriz. Öğretme kavramına başka bir bakış açısı geliştirirsek, bilgiyi paylaşma da diyebiliriz.

Nimetleri her zaman yenilir, içilir şeyler olarak değerlendirmek hatadır. İnsana bahşedilmiş akıl en büyük nimetlerden biridir. Aklın ürünü olarak ortaya çıkan bilgileri paylaşmakta bir nevi infak etmek ve zekât vermek gibidir. Malla veya bedenle yapılan ibadetlerden hiçbir farkı yoktur.

Öğretme eylemini gerçekleştirebilmek için öğretmene, bilgine veya bir âlime ya da adına ne derseniz deyin kısaca bir eğitmene ihtiyaç duyulur. Öğrenilen bilgileri geliştirip dönüştürmek, kullanılacak alanın durumuna göre ya bir kişi ya da bir gurup tarafından, öğretme süreci tamamlandıktan sonra yapılabilir. Kim ya da kimler tüm bunları toplum yararına yaparsa işte devletlerin gerçek sahipleri de onlardır.

Milattan Önce III. Yüzyılda yaşamış “Beydeba”, bakın “Kelile ve Dimne” eserinde ne diyor. “Kralların ülkeleri üzerinde hakları varsa, bilgelerin erdemlerinden ötürü daha fazla hakkı vardır. Çünkü bilgeler deneyim ve bilgilerinden ötürü krallara ihtiyaç duymazlar.”

Yetkin, tevazu ve vicdan sahibi bilgeleri, bilginleri, ilim sahipleri, öğretmenleri daha basit ifade ile yetecek kadar bilgi ve ilim sahibi bireyleri olan bir toplum sermaye sıkıntısı çeker mi acaba? İşte bu yüzdendir ki, öğretmenlerimizin değerini bilmeli ve onlara hak ettikleri değeri ivedi olarak geri vermeliyiz. Günümüzde bu olgu her geçen gün daha fazla unutulmakta ve değer vermek bir yana dursun değeri onlardan bekler bir toplum haline geldik.

Yazımızın başına dönecek olursak, istediğimiz her konu hakkında konuşmak elbette hakkımızdır. Ama şunu unutmayalım, bilgi olmadan yapılan her iş, söylenen her söz zaman israfından başka bir şey değildir.

İlmin Kapısı Hz. Ali’nin şu sözleri ile noktamızı koyalım. Yok yok üç nokta koyalım çünkü bilgi hem dikey hem yatay olarak gelişen bir olgudur. Devamı, daima vardır…

“İlim servetten daha kıymetlidir. Çünkü serveti sen korursun, hâlbuki ilim, seni korur.”

“Eğer ilim ümit ile olsaydı, dünyadaki bütün insanlar âlim olurdu.”…

Yorumlar 2
Mert 04 Temmuz 2023 23:36

Sayın hocam bir önceki yazınızı ne kadar beğendiysem bu yazınızın bi o kadar kötü ve anlamsız bulduğumu söylemeliyim. Paragraflar alakasız, sanki kafanız çok karışıkken yazmışsınız. Ya da çok aceleye gelmiş olan bir yazı. Keşke hiç yazmamış olsaydınız. Bende en büyük sermayem olan zamanımı boşa harcamamış olsaydım. Kusuruma bakmayın lütfen. Kalın sağlıcakla.

SM 03 Temmuz 2023 15:06

Allah bu dünyada güzel sermaye biriktirmeyi nasip etsin.Ellerinize sağlık

Yazarın Diğer Yazıları