Ahmet Kaya’nın bir şarkısından esinlendim başlığımı. Çok severek dinlediğim bir parçadır, “Öyle bir yerdeyim ki” adlı eser. Başlığı yazarken, yaşadığımız hiçbir yerde yalnız olmadığımız aklıma gelince “yerdeyim” kelimesini “yerdeyiz” şeklinde çoğullaştırmayı tercih ettim.
Peki, nasıl bir yerdeymişiz?
Hocaya sormuşlar; “Dünyanın ortası neresidir?” diye. Hoca, biraz ilerlemiş, bastonunu yere saplamış; ''Dünyanın ortası burasıdır.'' demiş. Şaşkın şaşkın bakan kişiler, ''Nasıl olur Hocam?'' demişler. Hoca da ''İnanmazsanız ölçün...'' diye cevap vermiş.
İşte bizim sorumuzun cevabı da budur. Biz, dünyanın tam ortasındayız. Ortadoğu namı ile ün yapmış bir coğrafyada yaşıyoruz. İnanmazsanız okuyun…….Bu arada yazının başlığı bu da olabilirmiş ya neyse “Dere geçerken at değiştirilmezmiş.” bizde “ad” değiştirmeyelim tekrar.
Neden bu coğrafya dünyanın ortasıdır? Çünkü insanlığın çoğaldığı ve yayıldığı ilk mesken burasıdır. Hz. Âdem(a.s) ile Hz. Havva’nın cennetten kovulduktan sonra buluştuğu ve insanlığı filizlendirdikleri yerdir. Bir kısım Müslüman tarihçilerin naklettikleri, ancak Kur’an ve sahih hadislerde yer almayan bazı rivayetlere göre cennetten yeryüzüne inme emri üzerine, Âdem (a.s) Hindistan’a, rivayetlerin ekserisine göre ise Seylan (Serendib) adasına, Havvâ da Cidde’ye inmiştir. Daha sonra onlar Müzdelife ve Arafat’ta buluşmuşlardır (bk. Taberî, Târîḫ, I, 121; Mes‘ûdî, I, 60; Ya‘kūbî, I, 3; Sa‘lebî, s. 21 vd.). Hristiyan ve Yahudi kaynaklarda da benzer rivayetler olduğu için ortak görüş olarak kabul görülmüştür.
Neden bu coğrafya dünyanın ortasıdır? Çünkü İnciller’ de Hz. İsa’nın bugünkü Filistin bölgesinde bulunan Beytlehem (Beytüllahim)’de doğduğunu bildirilmektedir.
Neden bu coğrafya dünyanın ortasıdır? Çünkü Yahudilik’ te, Tevrat’a göre Mûsâ, Mısır’da doğmuştur.
Neden bu coğrafya dünyanın ortasıdır? Çünkü Yüce Allah (c.c)’ın “Ve biz seni, ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.(Enbiya-107)” dediği Rahmet Peygamberi, Son Resul, Son Nebi, Son Elçi, Hz. Muhammed (s.a.v) Mekke’de doğmuştur. Bu topraklarda yaşamıştır.
Görüldüğü üzere dünya üzerinde yaşayan tüm semavi dinlere göre de bu coğrafya Dünyanın tam ortasıdır. Başlangıçların yeridir. Ancak biz Müslümanlar için daha bir kıymetlidir. Çünkü bizim inanışımıza göre bu saydığımız veya sayamadığımız tüm peygamberler İslam Dininin bir devamı ve parçasıdır. Hz. Âdem’de, Hz. Musa’da, Hz. İsa’da İslam Dini’ nin ayrılmaz parçalarıdır. Bu yüzden Ortadoğu kavramı benim pek sevmediğim bir kavramdır. Çünkü bu ad coğrafyamıza yakıştırılmış birçok kavram gibi batılıların kullandığı bir yakıştırmadır. Buraya bir ad verilecekse bu ad kesinlikle “Vahiy Coğrafyası” olmalıdır.
Ortadoğu kavramı XX. yüzyılın başlarında ortaya atılmış yeni bir coğrafî kavramdır. İlk defa 1902 yılında Amerikalı bir deniz subayı tarafından kullanılan bu kavramın İngilizce karşılığı “middle east” tir. II. Dünya Savaşı yıllarına kadar bu isim fazla benimsenmemiştir. Sanırım subayın rütbesi yeterli olmamış olsa gerek. 1939’a gelindiğinde Amerika’da kurulan Middle East Supple Center adlı ekonomik kuruluş Ortadoğu ifadesini kullanılır hale getirmiş ve bu tarihten sonra birçok uluslararası kuruluş tarafından kullanılmaya başlanmıştır. “Bir ekonomik kuruluş ne alaka?” diyebilirsiniz. O zaman bende sizlere “kapitalizm” derim. Bu teşkilâtın ortaya attığı “Ortadoğu” kavramı Libya’dan Afganistan’a kadar çok geniş bir alanı kapsıyordu. Günümüzde ise Ortadoğu Doğu Akdeniz’e kıyısı
olan ülkelerle bunlara komşu olan ülkeleri ifade etmektedir. Ne hikmetse Yunanistan da tam olarak tanıma uyarken kapsam dışı bırakılıyor. Ama Doğu Akdeniz’de de hak iddia etmekten geri kalmıyorlar.
Anlaşılacağı üzere bir kere dini aidiyet bakımından ele alacak olursak, tüm semavi dinlerin merkezi konumunda olan bu coğrafya, kutsal bir mekân olarak kabul gördüğü için tarih boyunca paylaşılamamıştır. Zengin yer altı kaynakları da bu bölgeyi cazip kılan nedenlerin başındadır. Bu hususlar bilinen şeylerdir.
İç siyasete dair fikirlerini çok tasvip etmesem de birçok akademik çevre tarafından kaynak olarak kabul edilen, Ahmet Davutoğlu’nun Stratejik Derinlik kitabındaki şu kısım tüm küresel güçlerin neden bu coğrafyaya hâkim olma mücadelesi verdiklerine dair, yukarıda yazdıklarımız dışında farklı bir bakış açısı olarak oldukça isabetli bir görüştür. “ Tarih boyunca Ortadoğu stratejik bir öneme sahip olmuştur. XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren geliştirilen ve dünya hâkimiyetini hedefleyen jeopolitik teorilere göre Ortadoğu, Afroavrasya ana kıtasının merkezini ve kesişim alanını oluşturur. Kara jeopolitiği açısından bakıldığında dünya hâkimiyetinin tesisi için Avrasya’ya hâkim olmak gerekmektedir. Ortadoğu ise Avrasya kuşağının merkezinde bulunmaktadır. II. Dünya Savaşı’ndan sonra Amerika Birleşik Devletleri’nin Ortadoğu’ya yönelik stratejilerini etkileyen bir görüş Türkiye-Irak-İran-Pakistan-Afganistan kuşağına hâkim olan gücün Avrasya’ya, Avrasya’ya hâkim olan gücün dünyaya hâkim olacağı tezidir. Deniz jeopolitiği açısından Ortadoğu deniz eksenli güçlerin Afroavrasya stratejilerinin merkezinde bulunmaktadır. Ortadoğu, İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri gibi deniz ağırlıklı strateji güden güçler için rakip güçlerin hâkimiyetine bırakılmaması gereken bir savunma hattıdır ve aynı zamanda Avrasya içlerine ve kıyı denizlerine yönelik stratejik egemenlik için gerekli bir üs konumundadır. Dünyada birinci derecede önemli dokuz stratejik deniz geçiş yolundan beşi (İstanbul ve Çanakkale boğazları, Süveyş Kanalı, Aden ve Hürmüz geçişleri) bu bölgede yer almaktadır. Hava jeopolitiği bakımından da Ortadoğu merkezî bir konumda bulunmaktadır (Davutoğlu, Stratejik Derinlik, s. 323-327).”
Bütün istihbarat örgütlerinin neden bu coğrafyada cirit atıp köşe kapmaca oynadığı sanırım daha iyi anlaşılmıştır.
1948 yılında İsrail’in kurulmasına batının neden bu kadar destek verdiği sanırım daha iyi anlaşılmıştır.
Haçlıların bile deniz geçiş merkezi olarak kullandıkları Kıbrıs Adası’nın 1974 öncesi Türklerden ve Müslümanlardan neden arındırılmaya çalışıldığı, Kıbrıs Barış Harekâtı sonrası bozulan oyunları nedeniyle uygulanan ambargolar ve KKTC’yi neden tanımadıkları da sanırım daha iyi anlaşılmıştır.
Ülkemiz üzerinde oluşturulan baskılar ve kirli oyunların sebebi sanırım daha iyi anlaşılmıştır.
Bir arkadaşım bana, “Bizi, Ortadoğu ülkesi yapmaya çalışıyorlar.” demişti. Tüm dünyanın hükmü altına almaya çalıştığı bir coğrafyaya kendimizi ait hissetmememiz çok ilginç geldi bana. Yoksa İslamiyet’ e mi ait hissetmiyoruz kendimizi? Çünkü Avrupa ve Amerika siz Ortadoğulusunuz diyor, biz Avrupalıyız diyoruz kendimize.
Biz Ortadoğulu değiliz demekle bu kirli emellerden kurtulup, Avrupalı ya da başka bir yerli olmuyoruz maalesef. Kabul etsek de etmesek de biz bu coğrafyanın parçasıyız. Maalesef sıkıntılar çok. Kurtuluş ise bellidir. Yeniden “vahiy coğrafyası” olma hedeflenmelidir.