Mustafa Demirbağ

'Namazın kazası olur ama sohbetin kazası olmaz'

Mustafa Demirbağ

Başlığı okuyup bu sözün Hoca Ahmet Yesevi’ye ait olduğunu bilen çok kıymetli okurlarımız illaki vardır. Bilmeyenlere, duymayanlara ise asırlara öğüt niteliğindeki bu muhteşem sözü hatırlatmak, bildirmek vazifesi bize nasip olduysa ne mutlu…

Bu nasıl bir ifade biçimidir. Bir cümlenin içinde ne kadar çok anlam saklamış Hoca. Şaşırdım kaldım. Demek bu zatlar boşuna Hoca Ahmet Yesevi, Yusuf Hemedani, İmam-ı Gazali olmuyorlar. Tabi ismini yazamayacağım kadar çok olan, nice gönül ehli, kanaat önderlerine da ayrıca minnet duymamız lazım. Bu isimleri seçmemin nedeni ise Yusuf Hemedani ve İmam-ı Gazali’nin bir nevi sınıf arkadaşı olması. Yusuf Hemedani’nin aynı zamanda Hoca Ahmet Yesevi’nin en önemli hocalarından biri olmasıdır. Yani aynı devirde yaşamış olmalarıdır. Sanki ikinci bir asrısaadet gibi değil mi? “Allah hepsine rahmeti ile muamele eylesin” diyeceğim demesine ammaaaaa sanırım o rahmetten bize daha çok lazım. Çünkü bu zatların kendileri birer rahmet olarak bizlere verilmiş nimetlerdir. Peki, biz nasiplendik mi? Nerdeeeeeeeee…

Aklınız da bu muazzam sözü tarttığınızın farkındayım. Farklı birçok şey düşündüğünüzün de farkındayım. Ben, sizin düşüncelerinizi yazamam ama kendi yorumumu ifade edebilirim. Benim aklıma ilk gelen şey şu oldu: Yüce Yaradan’ın merhameti ne kadar fazla ki her eksik ibadetin bir telafi imkânını sunmuş. Hepimize ikinci hatta üçüncü bir şans vermiş. Diğer yandan da ağzımızdan çıkan her kelimeden ne kadar çok sorumluyuz ki yapılan yanlış hiçbir merhamete uğrayamıyor.

Bir şeyler yazmak istiyorum ama sanki her şey eksik kalacakmış gibi geliyor. Bu sözü anlatabilmek için belki de bir külliyata ihtiyaç var. Belki de hiçbir şey demeden salt kendisi ile ibret almak var. Ama net bildiğim bir şey var ki; o da bundan sonra dostlarımla, arkadaşlarımla sohbet ederken, kullandığım kelimelere daha çok dikkat edeceğimdir. Sadece onlarla da değil kimle konuşursam konuşayım dikkat edeceğim. Çünkü belki de birçok insandan helallik alma fırsatımız olmayacak. Hocanın dediğine göre; kazası da olmadığına göre demek ki helallik alsak bile çoğu zaman faydası olmayacak.

Buradan farklı bir pencere daha açmak istiyorum. Şimdi evde lise talebesi evladınız varsa olanlara sorun: Kimdir bu âlim zatlar? Nerelerde yaşamışlar? Hangi eserleri bizlere miras bırakmışlar? Çoğundan cevap alamayacaksınız. Çünkü bizler bu şahsiyetleri hem tarihimizden, hem de hayatımızdan çıkaralı çok oldu. Bizler bilmiyoruz ki çocuklarımız da bilsin. Evet, bir nesil cehaletle terbiye edildi. Peki, şimdi ne oluyor? Her evde en az bir üniversite mezunu ebeveyn yok mu? Gerçi okumuşun cahili daha kötü bir şey ya neyse.

Türk Türk deyip mangalda kül bırakmıyoruz. Bu şahsiyetler Türk değil mi? İslamiyet sanki bizim tekelimizdeymiş gibi bizden başka hiçbir millete yakıştıramıyoruz. Bu şahsiyetler Müslüman değil mi? atalarımız bu toprakları sadece kılıçla mı aldı sanıyorsunuz. Aynı zamanda gönülleri de fethettiler. İşte bu âlimlerle yaptılar. İlimle yaptılar, bilimle yaptılar. Hoca Ahmet Yesevi’in öğrencilerinden Sarı Saltuk’un daha Osmanlı Balkanlara girmeden 90 yıl evvel 1262 yılında Balkanlarda öğrenci yetiştirdiğini biliyor muydunuz? Peki, bizdeki bu hal nedir? Ben kendi adıma, bunları öncelikle kendi utancım olarak yazıyorum. Ne kadar eksik babalık yapmışız meğer. Herkes de kendi üzerine düşeni alsın kıymetli okurlar.

Eğer Aristolar, Platonlar, Nietzscheler bu ülkede sırf adına filozof deniyor diye; Gazali’den, Hoca Ahmet Yesevi’den ve daha nicelerinden daha çok tanınıyor ve okunuyorsa bu bizim utancımız değil midir? Bu veciz sözü ecnebilerden biri söylemiş olsaydı, sanki gökten inmiş vahiy gibi herkes sosyal medya hesabında, kendine entelektüel havası katmak için boy boy paylaşmaz mıydı?

Bir gencimiz bizlerden okumak için kitap tavsiyesi istediğinde aklımıza ilk ne geliyor bir düşünün. Ben sizin adınıza söyleyeyim. Çünkü bende bu toplumdan azade değilim. Hepimizin aklına ilk olarak; Dostoyevski, Tolstoy, Victor Hugo gibi yazarlar geliyor. Evet, lafım yok adamlar yazmışlar. Edebi olarak, anlatım olarak hiçbir eksikleri yok. Peki, ahlaki olarak, öğreti olarak çocuklarımızı kimin fikirlerine teslim ediyoruz bir düşünün.

Güzel sözler söyleyelim dedik ama sanırım biraz agresif oldum. Ancak yazdıklarımın hepsi bence güzel sözler. Bu öfkem önce kendime, sonra da bizleri bu hale getiren kim varsa, kimin az ya da çok en ufak dahli varsa onlaradır. Zaten onlar güzel sözü de hak etmiyorlar. O yüzden bizim değil onların bizlerden helallik alması lazım.

Birazcık uyansak arkası gelecek ha ne dersiniz? Çünkü bizde o feraset her zaman vardır.

Yazarın Diğer Yazıları