Hangi kelimeler bir araya gelip nasıl cümleler oluşturacak ki, duygularımı ifade edebilsin. Hangi fiiller cümlenin sonundaki eylemin içindeki huzuru, mutluluğu, yaşanmışlıkları, hüzünleri çeşitli sorularla öznelere ulaştıracak.
Bu yazım kendi hayatımdan önemli bir kesitin hikâyesidir. Ve ne yazacağımı inanın bilmiyorum. Fakat bu başarı hikâyesini yazmazsam da olmaz diye düşünüyorum. Bize ne, senin hikâyenden deyip okumak istemeyenler de yerden göğe kadar haklılar.
2017 yazının yeni yeni kendini göstermeye başladığı günlerden biriydi, telefonum çaldığında. Bu aramanın hayatımı bu kadar değiştireceğini nereden bilebilirdim. Müsaadeniz olursa sözlerime isim vermeden devam etmek istiyorum. Telefonu karşı tarafı İl Milli Eğitim Müdürlüğünden benim de tanıdığım olan bir yetkiliydi. Önce klasik selamlaşma, Elazığ usulü hal hatır sormalar bittikten sonra hiç ummadığım bir teklifle karşılaştım. Bana, “Şehrin doğu tarafında, Ulukent Mahallesi’nde bir okul inşaatımız devam ediyor, 2017-2018 Eğitim Öğretim sezonuna hazırlamak üzere orada kurucu müdür olarak seni düşünüyoruz.” dedi, sayın yetkili. Hiç çalışmadığım yerden gelmişti bu soru. Müdür yardımcısı olarak çalıştığım okulda huzurum yerinde, okul müdürüm bana karşı çok iyiydi. Müdürüm her konuda bana güveniyordu. Bunları düşünerek, “Müdürümle istişare etmeden bir şey diyemem. Kararımı iki gün sonra bildireyim” dedim. Konuyu müdürümle paylaştığımda, “Senin gitmen beni üzer ama senin önünü de kesmek istemem.” dedi bana. Özel konuşmalarda müdürüme hep “abi” derim ben. “Abi ben burada çok huzurluyum. O zaman ben gitmek istemiyorum.” dedim. Fakat kararımı, belki de hayatımda ilk defa “iki gün sonra dönerim” diyerek verdiğim sözü tutmayarak ve beni arayan yetkiliye dönmedim. Çünkü onu da kıramayacağımı iyi biliyordum. Benden ümit kesilince başkasına dönülür diye düşünmüştüm. Ama öyle olmadı. Bir hafta sonra ben artık kurtuldum diye düşünürken, tekrar telefonum çaldı. Bu kısmı çok uzatmak istemiyorum. Dedim ya onu kıramayacağımı bildiğim için şöyle bir anlaşma yaptık. Ben gelip okulu eğitim öğretime yetiştirmek için gerekli çalışmayı yaptıktan sonra kendi okuluma geri dönecektim.
Asıl hikâye buradan sonra başlıyor. Okula geldiğimde değil 2 ay 6 aya bu okul yetişmez düşüncesi hâkim oldu bende ama kabul ettik bir kere verilen sözden dönmek olmazdı. “Gayret bizden, takdir Allah’tan” diyerek işe koyulduk. Okulu yapan yüklenici firma sahibi ile konuştum ilk iş olarak. “Hadi! Hanifi Abi şurayı bitirelim. Asansörün kapısını bağla okul açılacak, gerisini sonra hallederiz. vs vs vs” En sonunda bana, “Hocam seni buraya bana bela olsun diye mi yolladılar? İhale şartnamesine göre daha benim sürem var.” diyerek sitem etti. Ama iyi adamdı Allah için. Bir yandan bina içlerindeki ve bahçedeki inşaat devam ederken bir yandan da gelecek öğrenci potansiyelini anlamak için ön kayıt da almaya başladım. O günkü duruma göre 11 şube açmak bize yetiyordu. Yine Hanifi Abinin başına üşüştüm. “Biz 11 sınıfı halledelim. Diğerlerini daha sonra bitirirsin.” diye.
Sözü çok uzatmak istemiyorum ama o kadar çok anım var ki. O zaman güç ve kötü gelen birçok şey şimdi çok güzel hatıralar olarak hayatımda yer etti. Asla kendimi övme gibi bir çabam yok. Bunu belirtmek isterim. Çünkü kamuda hiç kimse Devletten büyük değildir ve Devletin işi asla geri kalmaz. Kişiler değil kurumsal yapı esastır. Ben sadece ekmeğimi helal etmek peşindeydim. Çünkü ben hayatta hep şunu söylerim. Bizler günahkârız. Etrafımız günahlarla bu kadar kuşatılmış iken ben temiz kaldım demek abesle iştigaldir. Ama şunu gönül rahatlığı ile söyleyebiliyorum. Çok şükür ben çocuklarıma helal kazanç yedirdim. Bu benim en büyük övüncüm.
Yazarken sürekli duraksıyorum, tıkanıyorum, duygulanıyorum. Hiçbir şey atlamak istemiyorum. Bunun mümkün olmadığını bilmek, burada emeği geçen her bir kişiye vefasızlık olur diye de dertleniyorum. Unuttuğum şeyler olursa, yazamadığım şeyler olursa ki muhakkak olacak,
Mutlu Okul Şehit Musa Yılmaz İlkokulu Ailesinde geçmişten bu güne kadar çalışan herkesten özür dilerim.
Bazı şeyleri kamusal kimliğim nedeniyle yazmak istemiyorum. Bazı şeyleri de çalışmaktan onur duyduğum arkadaşlarımın yorumlarına bırakıyorum.
Bu yoğun çalışma temposunun sonunda, bir takım şeyleri de ileriki tarihlere erteleyerek. 11 şube, 1 kurucu müdür, 1 müdür yardımcısı, 11 öğretmen ve 117 öğrenci ile okulu 15 gün gecikmeli olsa da 28 Eylül’ de eğitim öğretime açtık. (Kurumun resmi açılış tarihi ise 12 Kasım 2017 dir. Bunun ise ayrı bir anısı var tabi ki. Fakat onu burada yazmayacağım.)
Bu 13 kişilik kurucu kadro yaklaşık 4 ay hiç oturmadı. Çünkü her bir çocuğun vebali bizim üzerimizde idi. Bahçede iş makinaları, okulun bazı kısımlarında işçiler çalışırken bir an olsun ne beni ne öğrencileri yalnız bırakmadılar. Allah’ın izni öğretmen arkadaşların özverileri ile hiç bir öğrencinin burnu kanamadan, tek bir şikâyet almadan okulun resmi açılış tarihine kadar, tabiri caizse bir cihad verdik. Bu hususun detaylarını kıymetli arkadaşlarım bilirler. Çünkü bu büyük bir riskti ve keremine şükür biz bunu kazasız belasız başardık.
Mutluyduk, gururluyduk. İşte bu duygu ve düşüncelerde iken müdür yardımcımız Rafi Bey, okulumuzun sloganı “MUTLU OKUL” olsun dedi. Mutlu Okul Şehit Musa Yılmaz İlkokulu Efsanesi böylece başlamış oldu. Daha sonra öğretmen arkadaşlarımın ısrarı üzerine burada kalma kararı aldım.
Kurucu süremle beraber görev yaptığımız süre içinde birçok başarıya imza attık. Üstüne basa basa söylemek isterim ki aslan payı öğretmenlerimindir. Her türlü duruma karşı en hızlı şekilde reaksiyon verebilen başka bir gurupla çalışmadım. Gelen giden herkes kurum kültürünün bir parçası olarak benimsedi okulumuzu. En önemli düsturumuz olan siyaset konuşmayı öğretmenler odamızdan kaldırdık. “Herkesin fikri kendine, bizim işimiz eğitim” dedik. Hangi din, dil, ırk ve mezhepten olursa olsun kimseyi ötekileştirmedik. Zengin fakir ayrımı asla yapmadık. İdare odalarımızın kapılarını asla kapatmadık.(Gizlilik gerektiren konular hariç) Hep velilerimiz ve öğrencilerimizle iç içe olduk.
Geçen süre içerisinde birçok etkinliğe imza attık. Birçok misafir ağırladık. İlk yılımızda İlköğretim Haftası Resmi Kutlaması okulumuzda yapıldı. Bahçemizde bulunan Şehit Fethi Sekin Kızılay Anaokulunun, o zamanki Başbakanımız Binali YILDIRIM Beyefendi’nin tele konferansla katıldığı açılışı gerçekleştirdik. Sayın Başbakanımızın aile mensuplarını okulumuzda ağırladık. Bu vesile ile Sayın Başbakanımızın ailesi ile kurduğumuz bağ hala devam ediyor. Dönemin Elazığ Valisi defalarca okulumuzu ziyaret ettiler ve memnuniyetlerini dile getirdiler. Ha keza yine o dönemin Elazığ Belediye Başkanı defalarca okulumuzu ve bizleri ziyaret ettiler. Eski AB Bakanımız Sayın Egemen BAĞIŞ’ı okulumuzda misafir ettik. Güzel bir sohbet etme imkânı bulduk. Hali hazırda Talim Terbiye Kurulu Başkanı olan Prof. Dr. Cihat DEMİRLİ’de bizleri ziyaret etti. Ders kitapları ve eğitim programları üzerine sohbet ederek düşüncelerimizi kendisi ile paylaştık. Bunlar sadece aklıma ilk gelenler.
Eco-Okullar gibi iki yıl süren, kapsamlı ve 72 ülkede uygulanan uluslararası bir projeyi sonuçlandırarak “Yeşil Bayrak” almayı hak ettik. Bakanlığın uyguladığı tüm projeleri ilk sıralarda sonuçlandırdık. Örnek verecek olursak “Temiz Okul” belgesini almaya hak kazanan ilk ilkokul biz olduk. Öğretmenlerimin özverisi, reaksiyon hızı, bilgi, birikim ve becerilerini anlatmak için şu örneği vermeyi bir borç bilirim. 2021-2022 eğitim öğretim yılının başlamasına 2 gün kalmıştı. Elazığ Bilim Sanat Merkezi tarafından planlanan Osmanlıda ki “Âmin Alayı” etkinliğini okulunuzda yetiştirip yapabilir miyiz dediler. Hoşumuza gitti bu teklif. Çünkü “etkinlik ve hız bizim işimiz” dedik. Daha yüzünü bile görmediğimiz 1. Sınıf öğrencilerini sabah erkenden sokaklara yayılarak öğretmen arkadaşlarımız tek tek tespit edip, süslenmiş araçlarla oluşturulan alaylarla okula kavuşturdular. “Engelli Kardeşime Mektup” adı altında Elazığ çapında ödüllü bir yarışma ve akabinde ödül töreni
gerçekleştirdik. Bu etkinliği her yıl yapmayı planlıyorduk ancak salgın dönemi ve Elazığ depremi nedeniyle kesintiye uğradı.
Yeni açılan bir okulun en büyük eksiği donatım yetersizliğidir. Burada da öğretmenlerimiz sağ olsun elini taşın altına koymayı onur kabul ettiler. Hem maddi hem manevi katkıda bulundurlar. “Herkesin Bir Sandalyesi Olsun” kampanyamız ile okulumuz çok amaçlı salonunda ilk öğrenci sayımız olan 117 ye atfen 117 sandalyeli, sahnesi ve ses sistemi ile birlikte bir konferans salonu yaptık. Yapmış olduğumuz kermeslerde velilerimizin desteği ile okul bahçesinde kullanılmak üzere profesyonel bir ses sistemi aldık. Okulumuza henüz akıllı tahta montajı yapılmadığı için yaptığımız girişimlerle her sınıfa bir projeksiyon cihazı temin ettik. Sosyal medya kullanımında okulumuzu zirveye taşıdık. Kendimizi değil öğretmen başarılarını görünür kılmaya çalıştık. Daha burada yazamayacağım kadar çok etkinlik ve başarılara imza attı öğretmen arkadaşlarım.
Bunlar tabi somut olan şeyler. Gözle görülür, elle tutulur, ölçülebilir kıstaslar. Kimine göre başarı kimine göre başarısızlık olabilir. Her görüşe saygımız sonsuz. Birde işin manevi tarafı var. İşte bunu benim kelimelerle izah etmem mümkün değil. Koridorların, odaların, sandalyelerin, duvarların dili olsa da, keşke onlar anlatabilse. Sevinçlerimi, üzüntülerimi, yaşanmışlıklarımı keşke anlaşılacak biçimde izah edebilsem. Hiçbir edebi dil, yazım tarzı kalbimden geçenlerin tam karşılığı olamaz. Yine de İstiklal Şairi Akif’ten birkaç satır iliştirmek isterim.
“Ağlarım, ağlatamam; hissederim, söyleyemem; Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bîzârım! Oku, şâyed sana bir hisli yürek lâzımsa; Oku, zîrâ onu yazdım, iki söz yazdımsa.”
Benimle birlikte çalışan demeyeceğim, benim birlikte çalıştığım, giden arkadaşlarım dâhil, herkese minnettarım. Yardımcı personelinden yönetici kadrosuna kadar Mutlu Okul çatısı altında çalışan herkesle gurur duyuyorum. Velilerimi de unuttum sanılmasın. Her etkinlikte canla başla bize destek veren velilerime de ayrıca teşekkür ediyorum. Hepsinin hayatımda özel bir yeri var. Hepsi bana haklarını helal etsinler.
Yukarıda saydığım mevcutlarla açtığım yuvama, 2 müdür yardımcısı kadrosu, 25 derslik, 1 özel eğitim sınıfı, 1 destek eğitim odası, 1 okul öncesi sınıfı, 1 teknoloji sınıfı, toplam 36 personel ve 960 öğrenci ile bırakarak, hatıralarımın mekânına veda ediyorum. Bu ayrılık keyfi bir ayrılık değildi bunun da bilinmesini istiyorum.
Her şey gönlünüzce olsun. Allah’a emanet olun.