Lise yıllarımda en sevdiğim ders matematik dersiydi. Her zaman da matematik öğretmeni olmayı arzulamışımdır. Ama hayat çoğu zaman insana istediklerini sunmayabiliyor. Bunu başaracak yeterliliğe ve mükemmelliğe sahip olamamışım ki sonuç olarak buradayım ve bu bahsin üzerinden tam 28 sene geçmiş.
Matematiğin hayatımızda hep önemli bir yeri olmuştur. Hele hele son dönemlerde yaşanan ekonomik sıkıntılar her evde dört işlem becerilerinin yoğun bir şekilde sergilenmesine neden oluyor.
Benim ise iki gündür kafama basit bir matematik kuramı takılıp duruyor. Aslında birbirinin benzeri iki kuram desem daha doğru olur. Sürekli bu kuramları kafamda gerçek hayatla ilişkilendirme gayreti içindeyim. Bunlardan biri “tanımsızlık”, diğeri ise “belirsizlik” kuralıdır.
Herhangi bir sayının sıfıra bölümü işlemsel olarak bir eşitlik vermediğinden tanımsız olarak değerlendirilir. Örneğin; 2/0=a olsun. İşlemi gerçekleştirince 2=a.0 hiçbir zaman 2’ye eşit olamayacağı için tanımsızdır.
Matematiksel işlemlerde sonucu tanımlı olan ama değerini belirleyemediğimiz ifadeler ise belirsiz olarak adlandırılırlar. En sık karşımıza çıkan belirsiz ifade sıfırın sıfıra bölünme durumudur. 0/0=a olduğunu kabul edersek 0=a.0 işleminde a’nın ait olduğu değer ne oluşa olsun işlem sonucu 0(sıfır) olacağından a’nın değeri belirsizdir.
“Bu saçmalıklar da ne?” dediğinizi duyar gibiyim. Bu sefer saçmalama hakkımı kullanmak istiyorum da o yüzden. “Neden?” diyecek olursak, toplumumuzda her birey kendini mükemmel görmekte değil mi? Ancak bizim inanışımıza göre hata yapmayan, günahtan münezzeh olan Âdemoğulları Yüce Yaradan tarafından Peygamberlik vasfı ile donatılmış kişilerdir. Benim peygamberlik gibi bir iddiam yok. Ancak böyle bir iddiaya sahip olanlar varsa onlara da benim yapacağım bir şey yok.
İnsan ilişkilerinde, bazı konuları karşımızdakine anlatırken anlaşılamadığımızı hissettiğimiz zaman, “Türkçe konuşuyorum anlamıyor musun?” dediğimiz olmuştur. Ya da “ Fransızca mı anlatayım?” gibi ifadeler kullanmışızdır. Bende bu mükemmellik algısını reel olan matematiksel ifadelerle anlatırsam daha iyi anlaşılır olabileceğini düşündüm kendimce. Saçma mı? Evet, kimilerine göre saçma olabilir. Demek ki benim için başka çıkar yol kalmamıştır.
Mevcut konuyu yukarıda saçmaladığım kuralla ilişkilendirecek olursam; ben kendimi gerçekte olması imkânsız mükemmel biri olarak görüyorum diyelim. Karşımdaki mükemmel olması imkânsız bir mükemmeldir zaten. Bu kadar mükemmel bir uyumsuzluktan daha mükemmel bir şey mi çıkacak acaba? Yoksa gerçekte var olmayan bir aldatmacanın sonucu olan fikri bir kaos mu oluşacak? Bu olmayan gerçeklik 0/0 kuralında olduğu gibi kocaman bir belirsizlik değil midir? Çünkü mükemmel insan yoktur. Kendini mükemmel olarak lanse eden aldatıcılar vardır. Olmayan şey 0(sıfır)’dır.
Toplum içinde ki insan davranışlarını gözlemlediğimizde bunu açık ve seçik olarak görmüyor muyuz? Herkesin hoyratça herkesi eleştirdiği, doktordan çok doktor, hâkimden çok hâkim, hele hele öğretmenden çok öğretmen olanları görmüyor muyuz? Bir psikoloğun utanacağı kadar psikolojik bilgiye hâkim değil miyiz? Bu kadar mükemmel insanların var olduğu bir toplumda bu kadar sorunun da varlığını sürdürmesi, sıfırla çarpılan bir değerin akıbetinden başka bir şey değil de nedir? Bu durum belirsizliğin ta kendisi değil midir? Çarpıldığımız sıfır bizim değerimizi belirsiz hale getirmez mi?
Yıllarca çalışıp belirli bir konuda uzmanlaşmış bir kişinin, konu ile alakasız kişilerce değerlendirilmesi ise bir değeri olan sayının sıfıra bölünmesi misali bir tanımsızlığı beraberinde getirdiğini görmemiz gerek. Bölmeyi bir kenara bırakalım, çarpsak bile sonuç dolu küpün kırılması misali sıfır teşkil edecektir. Toplumumuzda sürekli bir beyin göçünden bahsediyoruz. İşte bu dolu küpümüzü sürekli boş küple muhatap edip kırılmasına neden olduğumuzdan kaynaklanmıyor mu? Yanlış anlaşılmaların önüne geçmek için de şunu belirtmek isterim. Burada boş küpten kastım şudur; kendi yeterlilik alanı olmamasına rağmen her alanda kendini uzman sanan kişilerdir.
Bölme ve çarpmanın belirsiz, tanımsız ve yutucu özelliklerinin toplumumuz içerisinde de benzer şekilde tezahür ettiği bir gerçektir. Şöyle bir fikir ortaya atılabilir. Neden sıfır ile çarpıyoruz. Burada eşitlerin içtihadı ya da bilgi ve beceri bakımından usta çırak ilişkisindeki gibi bir bilgi paylaşma ve aktarma olgusundan bahsetmediğim zaten gayet aşikârdır. Eğer öyle olsaydı tabi ki ikililerden biri en azından 1(bir) sayısına değer olacağı için en azından mevcut bozulmadan korunmuş olacaktı.
Ahlaki değerleri de bundan ayrı tutmak olanaksızdır. Oradaki belirsizlik ve tanımsızlık durumu günümüzde daha vahim seviyelere ulaşmaktadır. Çünkü ahlaki manada bir sıfır sadece karşıdakini değil toplumda ona temas eden birçok şeyi beraberinde sıfıra doğru sürüklemektedir. Dürüst ve erdemli kişiler ya da veda hutbesinde belirtilen takva olgunluğuna erişmiş kişiler zaten kendini mükemmel olarak algılamazlar. Onların onay makamı vicdani bir otokontrolü beraberinde sağlamaktadır.
Rahmetli babamın şöyle bir tespiti vardı: “Bir köye bir hırsız yeter.” derdi. Çok yerinde ve doğru bir söz. Mevcut olan bu sıfır köydeki herkesin kapısını, penceresini, bağını, bahçesini korumak için girilemeyecek şekilde tedbir almasına yönlendirecektir. Acı olan ise şudur. Hırsız bellidir ama en mükemmel olan da odur. Çünkü, kendini kamufle için ve zor durumlardan kurtarmak için kullandığı mükemmele yakın bir yalan becerisi vardır. Karşısındakileri ise sürekli aptal olarak görürler. Hırsız belli derken elbette şundan bahsediyorum. Çizdiği mükemmel tablo onu hedef olmaktan şimdilik kurtarabilir. Ancak sol omzu üzerindeki kalem işlemektedir ve vakti geldiğinde gerçek er ya da geç gün yüzüne çıkacaktır. Sorgu sahibi zaten bunu hakkıyla bilmektedir.
Saçmalamayı uzattığımın farkındayım ama hırsızlık önemli ve çeşitli bir meziyet olduğu için biraz daha değinmek istiyorum. Hırsız deyince hep mal ve para çalıcıları akla getirebilir. Oysa umut ve kalp hırsızlarını da unutmamak gerekir. Çaldıkları hayatları nasıl bir belirsizlik ve tanımsızlığa sürükledikleri onlar için hiç önemli değildir. Kendini 1(bir) olarak gören bu güruh karşısındakini sıfıra, belirsizlik ya da tanımsızlığa düşürdüğü için aslında kendisinin koca bir 0(sıfır) olduğunun farkında bile değildir.
Bugün bana tahammül edip bu yazıyı okuyanlar benim için en kıymetli 1(bir)’lerdir. Çünkü bölsek te, çarpsak ta 1(bir) en azından bizim değerimizi korurlar. Topladığımızda ise hayatımıza değer katarlar. Çıkarmaya gelince, bizim için hayatımızdan çıkan ya da çıkardığımız kıymetli bir 1(bir)’in bizde gerçek bir boşluk oluşturacağını unutmayalım. Değerlerimize ve değerlilerimize sahip çıkalım.
Sıfırları hayatımızın ön safına koymayalım. Onların bizi eksiye düşüreceklerini unutmayalım. Onları hayatımızdan çıkaralım. Çıkaralım ki eksilmeden kendimiz olarak kalabilelim.