Mustafa Demirbağ

Enerji ve nükleer güç

Mustafa Demirbağ

Enerji; Dünya üzerindeki birçok savaşın sebebidir. Dünyanın en büyük enerji kaynakları yani kısaca petrol ve doğalgaz rezervleri ise İslam coğrafyasında bulunmaktadır. İşte tüm bu yangının çıkış kaynağı olan iki nedenden biri enerji kaynaklarının buralardaki vardığıdır. Diğer neden ise elbette İslam karşıtlığı.

Bu yazımda İslam karşıtlığından bahsetmeyeceğim. O konu zaten herkesin malumudur. Daha çok enerji ve enerji deyince aklımıza ilk gelen şey olan elektrik enerjisi üzerinde durmak istiyorum. Yazı belki birazcık daldan dala atlar gibi görünebilir. Ancak emin olun ana bağlamdan kopmayacaktır. Bazen ortaya konan farklı bakış açıları, farklı çözümler üretilmesine ya da var olan fikrimizin değişmesine neden olabilir. Bu yazıdaki amacım da tam olarak budur.

İsterseniz ülkemizde elektrik enerjisi üretilen başlıca yöntemleri sıralayalım ve bunlara karşı ülkemizde var olan mevcut durumu da bir vatandaş olarak onların gözü ile aktaralım.

Ülkemizdeki başlıca elektrik üretim yöntemleri şunlardır. Doğalgaz, hidroelektrik santralleri (Barajlar), kömür (termik santraller), rüzgâr enerjisi, petrol türevleri, jeotermal enerji, biyogaz ve güneş enerjisidir. Tabi ki inşası devam eden Akkuyu Nükleer Santrali tamamlanınca nükleer enerji de bunların arasındaki yerini alacaktır.

Bu saydığımız yöntemlerden doğalgaz, petrol ve kömürden elde edilen elektrik üretimi daha çok ithalata dayanmaktadır. Yani getirisi kadar götürüsü de vardır ve sürdürülebilir değildir. Dışa bağımlılık oranı neredeyse %90’lar civarındadır. Bu da ülkemizdeki toplam elektrik üretiminin yarısına tekabül etmektedir. Geriye kalan %50’lik kısım ise yukarıda saydığımız diğer kaynaklardan sağlanmaktadır. Yenilenebilir enerji kaynakları olan güneş ve rüzgâr enerjilerinden elde edilen kısım ise mevsimsel olarak farklılıklar gösterebilmektedir. Yıl içerisindeki üretim 2024 verilerine göre zaman zaman toplam arzın %50’sine kadar ulaşabilmektedir. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı 2035 yılına kadar yenilenebilir enerjinin toplam üretimdeki payının %55 olarak hedeflendiğini belirtmektedir. Buna diğer üretim yöntemlerini de ilave edecek olursak enerjide dışa bağımlılığımız oldukça azalacaktır.

Şimdi bir vatandaş olarak zaman zaman ortaya konan tepkilere bir bakalım. Hidroelektrik santrallerinin yapımı doğa tahribatı nedeniyle yöre halklarının direnişi ile karşılaşmaktadır. Jeotermal kaynaklardan elde edilen enerjiler de yine aynı sebepten vatandaşlarımızın tepkilerine yol açmaktadır. Zaman zaman televizyonlarda ve sosyal medya platformlarında yapılan tepki kampanyalarına sıklıkla rastlıyoruz. Biyogaz ise zaten sınırlı bir üretime sahip, yani devede kulak bile değil. Termik santraller ve petrol ile yapılan üretimler hava kirliğine neden olduğu için tepki alıyor. Nükleer santraller zaten oldukça fazla risk barındırmaktadır. Bunların hepsi de haklı gerekçeler. “Peki, arkadaş biz bu elektriği nereden sağlayacağız?” Evimizde bir saat elektrikler kesilince de herkese veryansın ediyoruz. “E rüzgâr ve güneşten elde edilen elektriği arttıralım.” diyenimiz mutlaka olacaktır. Peki, her yere güneş enerjisi santrali yapmak, rüzgâr tribünü koymak ne kadar mümkün. Bunları da bir düşünün derim. Elbette bu olumsuz durumları engelleyecek, maksimum seviyede, gerekli tüm tedbirlerin alınması şarttır.

Şimdi yazı başlığımdaki “nükleer güç” kısmına geleyim. Başlamadan şunu söylemek istiyorum. Nükleer santrallere barındırdığı riskler nedeniyle karşı olanların tüm fikirlerine katılıyorum. Ancak tüm bunlara rağmen, mutlaka nükleer santrallere sahip olmamız gerektiğini düşünüyorum.

Neden mi? Biraz dolambaçlı yoldan kendimi ifade edeceğim müsaadenizle.

Geçtiğimiz aylarda Hindistan ve Pakistan arasında çatışmaya dönüşen gerginliği hatırlıyoruz. Peki, ne oldu da bu iki ülke birbirine bombalar yağdırıp güç tartımı yaptıktan sonra sessiz sedasız sınırlarına çekildiler? Çok basit bir cevabı var. İki ülke de nükleer güce sahip olduğu için geniş çaplı bir yıkımı her ikisi de göze alamaz. Basit bir horoz dalaşından öteye gidemezler. Amerika Ukrayna’ya silah satarken neden Rusya içlerini vuracak menzilde silahlar vermiyor ya da kullanımını kısıtlıyor. Çünkü her şeye rağmen Rusya bir nükleer güç ve onu bu kadar kışkırtmanın sonuçlarının acı olmasından korkuyorlar. İşte nükleer gücün varlığı bu kadar önemli bir konu. Elbette riskleri çok, zararı fazla ama maalesef güçler dengesi böyle çalışıyor.

“Şimdi, bunun enerji ile ne alakası var?” diyeceksiniz. Biraz sabırlı olalım lütfen.

Barındırdığı tüm risklere, olumsuzluklara rağmen bizimde nükleer güce sahip olmamız bana göre bir beka meselesidir. Bu silahları yapmak bizim için nerdeyse imkânsız gibi görünüyor. Çünkü böyle bir tecrübe ve alt yapımız hiç yok. Radyoaktif bir madde ile çalışmayı bilen mühendisimiz neredeyse hiç yok.

Buradan gelelim konumuza Akkuyu Nükleer Santrali tamda bu yüzden çok önemli. Nükleer santraller çok ucuza büyük miktarlarda elektrik enerjisi üretebilmektedir. Hem de enerjide dışa bağımlılığımızı minimuma indirecek düzeyde. Fakat mesele sadece enerji meselesi değildir. Tabi ki burada nükleer silah da yapmayacağız. Ancak bir radyoaktif madde ile nasıl çalışılır? Radyasyon nasıl kontrol edilir? Bu reaktörün çalışma prensibi nedir? Hepsini deneyimleyeceğiz. Yeni mühendislerimiz için doğal bir staj alanı olacak. Nükleer güç olma yolunda büyük bir adım atmış olacağız. Belki inşa halinde olan uçak gemimize, buradan öğrendiğimiz bilgilerle minimize edilmiş nükleer reaktörler koyup, ABD ve Çin gemileri gibi yakıt ikmali yapmadan aylarca görev yapmasını sağlayabiliriz. Bunun benzerini denizaltılarımız için de yapabiliriz. Yoksa kim bizi oldukça stratejik öneme sahip, gizlilik ve güvenliği üst düzey olan nükleer tesislerine sokar. Bununla beraber elde edilecek devasa elektrik enerjisi ise işin kaymağıdır. Dünya üzerinde, büyük bir çoğunluğunun Avrupa, ABD, Rusya ve Çin’de olduğu 31 ülkede toplam 210 santral bulunmaktadır. Dünya üzerindeki güçler dengesi ile paralel olan bu tablo tesadüf mü?

Gönül isterdi ki hiç böyle riskli ve zararlı yollara yönelmeden her şey yolunda gidebilsin. Ancak bir şeyi eleştirirken etraflıca düşünmek gerekir. Nükleer güç olmanın bedelini göze almak, sürekli tehdit altında olmaktan çok çok daha iyidir. Çünkü güçlülerin kazandığı bir dünyada yaşıyoruz.

Yazarın Diğer Yazıları