İbrahim Kayaoğlu

Kullan-at stratejisinin bedeli: Müslüman coğrafyada bitmeyen hesap

İbrahim Kayaoğlu

ABD–SDG ortaklığı sona yaklaşırken ortaya çıkan tablo, sadece askeri ya da diplomatik bir dosya değildir. Bu tablo, Ortadoğu’nun Müslüman halklarına ödetilen ağır bir bedelin yeni bir sayfasıdır. Çünkü bu coğrafyada kullanılan, terk edilen ve bedel ödeyen hep aynıdır: Bölgenin kendi insanı.
Washington açıkça söyledi: “Suriye’de işbirliği yapabileceğimiz bir devlet yoktu, DEAŞ’la mücadele için SDG’yi kullandık.” Bugün ise tablo değişti. Uluslararası alanda sorumluluklarını yerine getirdiği kabul edilen bir Suriye devleti var. Bu gerçek, ABD–SDG ortaklığının temel dayanağını ortadan kaldırdı. SDG’nin sahadaki “ana DEAŞ gücü” rolü de fiilen sona erdi.
Bugün SDG’ye söylenen “Suriye’ye entegre olun” çağrısı, bir çözüm önerisi değil; misyonu tamamlanan bir aparatın kenara bırakılmasıdır.
Ancak bu hikâyede asıl acı olan şudur: Bu savaşlarda ölenler Amerikalı değil, Avrupalı değil; bu toprakların Müslüman çocuklarıdır. Yıkılan şehirler Washington’da değil, Rakka’da, Deyrizor’da, Musul’da, Şırnak’ta, Mahabad’da, Kerkük’te yerle bir oldu. Mülteci olanlar New York sokaklarında değil, sınır kamplarında hayatta kalmaya çalıştı.
Türkiye, PKK ve Ödenen Bedel
PKK, yıllardır ABD’nin bölgesel hesaplarında kullanılan bir araç oldu. Türkiye için bir terör örgütü olan bu yapı, dış aktörler tarafından kimi zaman “yerel ortak”, kimi zaman “denge unsuru” olarak parlatıldı. Ancak bu süreçte Türkiye yalnızca güvenlik kaybı yaşamadı; trilyonlara varan ekonomik zarar, kalkınmadan kopan bölgeler, yitirilen nesiller ve derin toplumsal yaralarla karşı karşıya kaldı.
Terörle mücadele, sadece askerî bir mesele değil; yatırımların durması, turizmin çökmesi, sosyal refahın gerilemesi demektir. Bunun faturasını ödeyen ise yine halktır.
İran’da PJAK, Irak’ta Aynı Senaryo
İran sahasında PJAK, baskı aracı olarak kullanıldı. Zamanı gelince yalnız bırakıldı. Ama bu süreçte İran’ın sınır bölgeleri istikrarsızlaştı, ekonomik kaynaklar güvenliğe aktarıldı, halk yoksullaştı.
Irak Kürdistanı’nda ise bu tablo daha da öğreticidir. 2017 referandumunda verilen örtülü destek, kriz anında buharlaştı. Kerkük’te yaşananlar, büyük güçlerin “müttefiklik” anlayışını açıkça gösterdi. Bölge halkı işsiz kaldı, gelir kaynakları kesildi, ekonomi daraldı.
Ayakta kalanlar, dış destek sayesinde değil; bölge gerçekleriyle yüzleşmek zorunda kaldıkları için ayakta kaldı.
Müslüman Coğrafyada Değişmeyen Gerçek
SDG, PKK, PJAK ve benzeri yapılar üzerinden yürütülen bu stratejinin ortak noktası şudur:
Silahı tutan el başka, kanı akan beden başkadır.
ABD; örgütleri, aşiretleri, grupları ve hatta devletleri araç olarak kullanır. İş bitince masadan kalkar. Ama geride kalanlar, yıkılmış şehirler, fakirleşmiş ekonomiler ve mezar taşlarıdır. Bu coğrafyada terörle mücadele eden devletler hem güvenlikte hem ekonomide ağır bedeller öderken, bu savaşların mimarları binlerce kilometre öteden “dosya kapatır”.
Bugün SDG’ye “entegrasyon” deniyorsa, bu sadece bir örgütün değil, bir dönemin kapanışıdır. Ama ders alınmazsa, yeni isimlerle aynı senaryo tekrar sahnelenecektir.
Bölge halkları için çıkarılacak ders açıktır:
Büyük güçlerin geçici hesapları uğruna Müslüman coğrafya sürekli kan kaybediyor. Kalıcı çözüm, dış masalarda değil; bölge halklarının iradesinde, devletlerin iş birliğinde ve bu toprakların gerçekliğini merkeze alan bir anlayışta mümkündür.
Aksi hâlde değişen sadece örgüt isimleri olur.
Ölenler yine aynı halk, yıkılan yine aynı coğrafya olur.
Gitti eski Ortak
Yaşasın yeni Ortak...
 

Yazarın Diğer Yazıları