İbrahim Kayaoğlu

Hakikati görmeye engel olan sebepler...

İbrahim Kayaoğlu

İnsan bazen öyle bir noktaya gelir ki, bulunduğu makam, eline geçen imkânlar, çevresinden duyduğu övgüler gözünün önüne bir perde gibi iner. Hakikat oradadır, capcanlıdır, apaçıktır… Ama kişi artık onu göremez hâle gelmiştir. Çünkü herkes kendi durduğu yerden bir dünya kurar; kimi hakikate yaklaşır, kimi kendine bir hakikat uydurur.

Bugün toplum olarak yaşadığımız büyük savrulmaların temelinde de bu var. Beklentilerimizin rüzgârına kapıldıkça, hakikati değil, hoşumuza gideni duymak ister olduk. Oysa hakikat, güzelliği kadar sızısı olan bir emanettir. Ve insanın hakikati kaybedişi bir anda olmaz; adım adım, yavaş yavaş başlar.

Bu noktada tarihin en büyük örneği, elbette Resûlullah’ın (sav) Medine’ye hicreti sırasında yaşanan o muhteşem karşılamadır. Çünkü orada bir hakikat vardı: Sevginin, bağlılığın, teslimiyetin hakikati.

Medineli Müslümanlar yıllarca bir peygamber beklemiş, Tevrat ve İncil’de müjdelenen o son elçiyi görmek için dua etmişti. Onlar için Resûlullah’ın gelişi, sadece bir misafirin gelmesi değil; gönüllerindeki boşluğun dolması, karanlığın aydınlanmasıydı.

Tarihçiler anlatır:

O gün Medine sokaklarında öyle bir heyecan vardı ki, kadınlar evlerin damlarına çıkmış, çocuklar sokaklara dökülmüş, yaşlılar titreyen bir umutla kapı önlerine kadar gelmişti. Çünkü hakikat nihayet kapılarına geliyordu.

İşte tam o sırada, tarihe altın harflerle kazınan o ilahi yükseldi:

“Ṭala‘al-bedru ‘aleynâ…”
“Dolunay gibi doğdun üzerimize…”

Bu sadece bir ilahi değildi; ümmetin peygamberine olan sevgisinin, minnetinin ve teslimiyetinin bir ifadesiydi. Medine’nin üzerine doğan o nur, insanların kalbine düğüm düğüm çözümler getirdi. Bir şehir, bir anda bir kalp gibi attı.

Bugün Biz Ne Yapıyoruz?

Şimdi dönüp kendimize soralım:

Biz hakikat kapımıza geldiğinde onu gerçekten karşılayabiliyor muyuz?
Yoksa beklentilerimiz, makamlarımız, konumlarımız, küçük hesaplarımız gözlerimizi mi perdeledi?

Hakikat çoğu zaman ayet gibi karşımızda durur ama biz bakmayız. Çünkü biliyoruz: Hakikate bakmak, insanı değişmeye zorlar. Oysa konfor alanlarımız sıcaktır, tanıdıktır, aldatıcıdır…

İlahiyat açısından meseleye bakarsak:

Hakikat, Allah’ın “Hakk” ismidir. Hakikati görmemek, aslında Hakk’tan uzaklaşmaktır. Kişi menfaatiyle hakikati değiştiremez, sadece kendini karartır. Nitekim Kur’an’ın defalarca uyardığı nokta budur: Perdeli Gözler, mühürlü kalpler, hakkı duymayan kulaklar …

Kısacası:

Bulunduğunuz konum ve beklentileriniz size hakikati görmeye engel olmuşsa, tercihinizi çoktan yapmışsınızdır.

Medine halkı o gün bir tercih yaptı.
Hakikati görünce ona kapılarını ardına kadar açtı.
Sevgileri, beklentilerinin değil, imanlarının ürünüdür.

Biz bugün aynı netliği gösterebiliyor muyuz?
Yoksa hakikati duyduğumuz hâlde başka yönlere mi bakıyoruz?

Medinelilerin dilinden dökülen o ilahi, tam da bu yüzden hâlâ ümmetin kalbinde bu kadar güçlüdür. Çünkü hiçbir menfaat, hiçbir hesap, hiçbir beklenti yoktur içinde. Sadece sevgi, sadakat, bağlılık ve ümmet olmanın vakarı…

Ve o ilahi bugün de bize seslenir:
“Nur geldiğinde onu karşılayacak bir gönlün var mı?”

Taleal-Bedru Aleyna – Medine’nin Gönül Kapısı

Ṭala‘al-bedru ‘aleynâ
Min thaniyyâtil-vedâ‘
Vecebe ş-şükrü ‘aleyna
Mâ de‘â lillâhi dâ‘

“Bize doğdu dolunay
Vedâ tepelerinden.
Şükür borç oldu bize,
Allah'a çağıran olunca.”

Ve ben bu beyitleri sadece ve sadece 
Önderim
Liderim
Peygamberim 
Hz Muhammed(s.a.v)'e okurum.

Yazarın Diğer Yazıları