İbrahim Kayaoğlu

Bir devlet başkanı gece baskınıyla alınabiliyorsa…

İbrahim Kayaoğlu

Bahsettiğimiz yer bir aşiret değil.
Bir çete değil.
Bir mafya liderinin saklandığı bir dağ evi hiç değil.
Bahsettiğimiz yer Venezuela.
912 bin kilometrekarelik yüzölçümü, 28 milyondan fazla nüfusu, ordusu, savunma sistemi, bayrağı olan bir ülkeden söz ediyoruz. Ve bu ülke üzerinde yapılan bir operasyondan…
Bir ülkenin devlet başkanına, sanki bir çete liderine baskın yapılır gibi gece operasyonu düzenlenmesi; evinden alınıp başka bir ülkeye götürülmesi ve orada yargılanması…
Bu görüntüler insanın tüylerini diken diken etmeye yetiyor.
Bu sahneler bize yabancı değil.
Benzer görüntüleri daha önce de izledik. Kenya’da yakalanıp Türkiye’ye getirilen ve kendi ülkesinde yargılanan bir şahsı hatırlamıyor muyuz?
Fark şuydu:
Biz, ülkemize getirip yargıladık.
Onlar, ülkesinden aldırıp götürdü.
Bu sadece bir haber değil; bir devlet fikrinin sorgulanmasıdır.
Venezuela haritada bir nokta değil.
Bir ülkedir.
Tarihi vardır, halkı vardır, ordusu vardır.
Ama aynı zamanda yıllardır diz çöktürülmüş bir devlet yapısı da vardır.
Çöküşün adı çoktan konmuştur: Petrol.
Bir ülkeyi zengin etmesi gereken bir kaynak, nasıl olur da onu bu hâle getirir?
Cevap acıdır ama gerçektir: Küresel güçlerin iştahı, içerideki zayıf devlet refleksiyle birleştiğinde petrol, nimetten lanete dönüşür.
Eğer bir devletin başı, kendi toprağında, kendi evinde, gece yarısı alınıyorsa;
o zaman sormak herkesin hakkıdır:
Bu ülkenin ordusu nerededir?
Savunma sistemi nerededir?
İstihbaratı, caydırıcılığı, devlet aklı nerededir?
Ama asıl sarsıcı olan başka bir tablodur.
Yıllardır ülkeyi yöneten adamın posterlerini yırtıp sevinç gösterileri yapan kalabalıklar…
Elbette her lider eleştirilebilir.
Elbette her yönetici sandıkta gönderilebilir.
Ama bir devlet başkanına yapılan bu muameleye alkış tutmak, doğrudan o devletin itibarının çiğnenmesine razı olmaktır.
Bu, siyasetin ötesinde bir meseledir.
Bu, onur meselesidir.
Hafızamızı biraz yoklayalım.
Yıllar önce, sınır ötesinde görev yapan Türk askerinin başına geçirilen çuval…
Bu olay Türkiye’de sadece bir haber olmadı.
Günlerce değil, yıllarca konuşuldu.
Çünkü o çuval, sadece bir askerin değil; bir milletin onuruna geçirilmişti.
Hazmedemedik.
Unutmadık.
Hâlâ da içimizde bir sızı olarak durur.
İşte fark tam da burada ortaya çıkıyor.
Vatan sevgisi, bayrak sevgisi, Çanakkale ruhu dediğimiz şey tam olarak budur.
Liderler gelir geçer.
Hataları olur, yanlışları olur.
Ama devletin itibarı kutsaldır.
Devlet düşerse, herkes altında kalır.
Venezuela’da yaşanan tablo bize şunu gösteriyor:
Devlet uzun süre itibarsızlaştırılırsa,
ordu zayıflatılırsa,
halk kimliğinden koparılırsa;
bir ülke sonunda sadece haritada kalan bir isim hâline gelir.
İçeriden alkış tutulan her dış müdahale, yarın daha büyük bir felaketin kapısını aralar.
Bugün Venezuela konuşuluyor.
Yarın başka bir ülke konuşulacak.
Çünkü mesele Venezuela değil.
Mesele, devlet olabilme iradesini kaybeden her ülkenin başına gelebilecek olan sondur.
Bir devlet başkanı gece baskınıyla konutundan alınıyorsa, vay o ülkenin hâline…
Ama daha da acısı, kendi devlet başkanının aşağılanmasına sevinen; poster yırtan, alkış tutan, “oh olsun” diyen bir kalabalığın varlığıdır.
Bu bir siyasi duruş değildir.
Bu, kimlik çöküşüdür.
Devlet başkanı konutundan alınırken vatandaş alkışlıyorsa,
orada artık vatandaş yoktur; seyirci vardır.
İşte asıl çöküş buradadır.
Ve buna alkış tutan bir halk varsa, çöküş çoktan başlamıştır.
 

Yazarın Diğer Yazıları