Cemil TURGUT

Milletimiz neden hasta

Cemil TURGUT

Kıymetli okurlarımızın tedavi veya hasta ziyareti için mutlaka bir hastaneye işi düşmüştür. Sanki milletimiz toptan hasta gibi. Hem devlet hastaneleri hem de özel hastaneler tıklım tıklım dolu. 
Bir vesileyle (yüksek tansiyon 22/12) biz de iki günümüzü Fırat Üniversitesi Araştırma hastanesinde geçirdik. Diyebilirim ki başta acil müdahale alanları olmak üzere bütün poliklinikler hasta insanlarla dolu. Hastane koridorlarında adım atacak yer yok. Hastanelerdeki yataklar dolu. Araştırma hastanesi böyle de Fethi Sekin Devlet hastanesi farklı mı? Hayır, orası da aynı şekilde hastalarla dolu. Aynı şekilde özel hastanelerde de durum aynı. Birinci basamak (aile hekimliği) sağlık merkezlerini söylemiyorum artık.
Avrupa ülkelerine gidenler bilir hastanelerde bizdeki gibi bir hasta yoğunluğu neredeyse yok gibidir. Tabi onlar işi biraz da sistemle halletmişler.
Peki milletimiz neden bu kadar hasta? Bunun için birkaç başlıkta konuyu değerlendirmek mümkün. 
Birincisi beslenme meselesi. Ne yazık ki insanımız yeterli beslenemediği gibi, tükettiği gıdalar da çoğunlukla sağlıksız ve hileli gıdalar. Kendi çocukluğumdan hatırlıyorum. Bizim kuşak hatırlar belki evlerde hem yemeklerde hem de kahvaltılık olarak margarin türü katı ve sağlıksız yağlar tüketilirdi. Sabahları okula giderken ekmeğimize tereyağı yerine margarin sürerlerdi annelerimiz. Sonradan anlaşıldı ki damarlarda en çok kötü kolesterolü biriktiren bu yağlarmış. Toplumumuz hileli gıda da çok tüketti. Mesela peynirde kireç, toz biberde kiremit tozu, ekmekte birçok beyazlaştırıcı madde, gazlı içecek gibi gıda bile denmeyecek şeyler tüketti 
İkincisi; özellikle eğitim, iş ve rahat yaşam imkanlarından dolayı şehirleşme hızlanınca toplumumuzda hareketsiz kaldı. Köy ve kasaba gibi yerleşim yerlerinde yaşarken sürekli bağda bahçede çalışan, hep bir koşuşturma içinde olan insanımız şehirleşince hayatının birçok alanını oturduğu yerden yönetti diyebiliriz. Üstüne üstlük köydeki bol oksijenin yerine kirli havayı teneffüs edince sağlık problemleri alabildiğince arttı. 
Üçüncüsü dış müdahaleler. Bizim gibi ülkelerin ekonomisini çökertmek için özellikle Batılı devletler birçok ürünü “bilimsel açıdan” yasakladılar. Mesela tere yağı, yumurta, et, süt gibi gıda ürünlerini sağlığa zararlı diyerek toplumumuzun tüketmesini engellediler. Oysa bu gıda ürünleri tarımımızın dinamiklerini oluşturan hayvancılığın temelini oluşturmaktaydı. Bu ürünler milletimiz tarafından tüketilmeyince hayvancılığımız da bitme noktasına gelecek demektir. İşin ilginç yanı bizim toplumumuza eti, tereyağını yasaklayanların kendileri sıkça tereyağı et gibi ürünleri tükettiler. Bir arkadaşımız eşiyle İngiltere’de yaşayan profesör amcasını ziyarete gittiler ve yaklaşık bir ay kaldılar. Döndüklerinde ona sormuştum. İngiltere’de nasıl besleniyorlar diye. Verdiği cevap ilginçti. Sabahları işe giderken ekmek kızartma makinesinden çıkardıkları ekmeğin üzerine tereyağı sürüp üstüne de reçel döküp yiyorlar ayrıca da mutlaka et ağırlıklı besleniyorlar demişti. Kendi toplumlarına eti, tereyağını önerenler bizim toplumumuzun sağlıksız ve ilaca bağımlı olması için ellerinden geleni üstelik de bilimi alet ederek yaptılar. 
Bu tablo hemen değişmez elbette, biraz zaman ister. Ancak hem toplum hem de devlet olarak sağlıklı bir toplum inşa etme gayretinde olmalıyız. Özellikle devlet yetkililerimiz sağlıklı toplum istiyorsa öncelikle hayvansal gıdaları artıcı tedbirler almalı, çocukları paketli gıdalardan uzak tutmaya çalışmalıdırlar. İnsanımızın güvenli ve sağlıklı gıdaya ulaşmasını sağlamalıdırlar.

Yazarın Diğer Yazıları