Bed­ret­tin Ke­leş­te­mur

Türkçülük ve bediüzazaman

Bed­ret­tin Ke­leş­te­mur

Bediüzzaman Said Nursi hakkında ne kadar eser okuduk acaba?.

Bu soruyu neden soruyorum?

Onun ‘müspet milliyetçilik’ ve özellikle devamlı ırkçılığın dışında düşündüğümüz,

‘Türkçülük’ konusunda günümüz insanı için ne kadar çarpıcı ve kalbi ikna edici metotlarla inandırıcı asrımıza cevap verici oluşudur.

Memleketin karanlık günlerinde, Sevr anlaşmasının imzalandığı günlerde, Kürt Teali Cemiyetine verdiği cevap ibret verici olduğu kadar düşündürücüdür;

“Allâhü Zülcelal Hazretleri Kur’an-ı Kerim’de; “öyle bir kavim getireceğim ki, onlar Allah’ı severler. Allah da onları sever.” Buyurmuştur. Bende bu beyan-ı ilahi karşısında düşündüm. Bu kavmin bin yıldan beri âlemi İslam’ın bayraktarlığını yapan Türk milleti olduğunu anladım. Bu kahraman millete hizmet yerine, dört yüz elli milyon kardeş bedeline, birkaç akılsız kavmiyetçi kimsenin peşinden gitmem.”

Sevgili okuyucular, münevver insan ufku açık olan insandır. İçerisinde yaşadığı coğrafyanın şartlarını çok iyi yorumlayan insandır. Bu millet, “birkaç akılsız kavmiyetçi” yüzünden neler çekmedi ki?

Adı ister PKK, ister KADEK olsun, ‘Marksist bir ideolojiyi’ benimsemiştir. Bunu bebek katili de, sözleriyle ifade etmekten çekinmez. Bediüzzaman ne diyor? “Bir tek gayem vardır. O da, mezara yaklaştığım bu zamanda, İslam memleketi olan bu vatanda, Bolşevik baykuşlarının seslerini işitiyoruz. Bu ses Âlem-i İslam’ın iman esaslarını zedeliyor. Halkı bilhassa gençleri imansız yaparak, kendisine bağlıyor. Ben bütün varlığımla bunlarla mücadele ederek, gençleri ve Müslümanları imana davet ediyorum. Bu imansız kitleye karşı mücadele ediyorum. Bu mücadelem ile inşallah Allah huzuruna gitmek istiyorum. Bütün faaliyetim budur. Beni bu gayemden alıkoyanlar da, korkarım ki Bolşevikler olsun.” Şu ifadelerden bir iman abidesi, bir yürekli bahadır karşınıza çıkıyor. Böyle bir aksiyonla, Doğu insanının manevi iklimi galeyana getirilebilir. Biz böyle bir telkin yolunu galiba zayıf tuttuk. Bu muhterem insanın “Türk” milletine verdiği değeri kendi ifadeleriyle bir nakış gibi işleyelim isterseniz;

“Din-i İslamiyet milliyetiyle, ebedi ve hakiki bir kardeşlikle “Türk” denilen bu vatan ehli imanıyla şiddetli alakadarım. Ve bin seneye yakın Kur’an’ın bayrağını, cihanın altı yönünün etrafında galibane gezdiren bu vatan evlatlarına, İslamiyet hesabına müftehirane (onunla sevinen) ve taraftarane yakınım. Sen ise, ey hamiyet- sahtekâr satıcı! Türk’ün iftihar edilecek hakiki milli ve imânî duygularını unutturacak bir surette, gerçek olmayan geçici ve gizli düşmanlık besleyen bir kardeşliğin var! İslamiyet milliyetinden çıkmak isteyen adamları, Türk bilmiyoruz. Türk perdesi altına girmiş Frenk telakki ediyoruz.” Şu inceliğe bakınız. Böyle bir hassas ayar bir aksiyon insanının bakışıyla kendisini hissettirir.

Öyle ki, gerçek Türklük ve Türkçülük İslam’ın içerisinde eriyen Türklüktür.

“Türk milleti, İslam unsurları içerisinde nüfus olarak en kalabalık olduğu halde, dünyanın her tarafında olan Türkler ise, Müslümandır. Sair milletler gibi, Müslim ve gayr-i Müslim olarak iki kısma bölünmemiştir. Nerede Türk topluluğu varsa Müslümandır. Müslümanlıktan çıkan ve Müslüman olmayan Türkler, Türklükten dahi çıkmışlardır.(Macarlar gibi) Hâlbuki küçük unsurlarda dahi, hem Müslüman hem de gayr-i Müslim vardır.” Bu çok önemli sosyolojik bir tespittir. Satuk Buğra Han Destanını lütfen üşenmeden, hiçbir yılgınlık göstermeden okuyunuz. Bu milletin en güzel tarafı nedir? –Kılıçla değil, iman getirerek topyekûn İslam dinini, onun güzelliklerini benimsemeleridir. Bediüzzaman tarihi hazinelerini görerek övgüyle bahsettiği bu millete çağrısı vardır;

“Ey Türk kardeş! Bilhassa sen dikkat et! Senin milliyetin İslamiyetle kaynaşmış. Ondan ayırman mümkün değil. Ayırsan perişan olursun. Bu iftihar edilecek yüksek karakter hiçbir kuvvetle silinmediği halde, sen şeytanların vesveseleriyle, desiseleriyle o yüksek karakteri kalbinden silme.”

Bediüzzaman, Türkleri sevmenin ve onlarla birlik içerisinde bulunmanın lüzum ve ihtiyacını belirtirken, Kürt vatandaşlarımızı mutlaka ittifak içerisinde olmasını ve kardeşlik bağlarını çözmemesini telkin ediyor;

“Altı yüz seneden beri birlik bayrağını bütün insanlığa karşı yücelten ve istibdada

şiddet-i itaat ve terk-i adat-ı milliye ile ihtiyarlanan bizim şanlı Türk pederlerimize, kuvvet ve cesaretimizi hediye edelim. Ona bedel, onların akıl ve marifetinden faydalanacağız ve asaletimizi

göstereceğiz. Netice olarak, Türkler bizim aklımız, biz onların kuvveti; hepimiz bir bütün olarak bir iyi insan oluruz. Dik başlılık yapmayacağız. Bu azmimizle başka unsurlara güzel bir örnek olacağız. İyi evlat böyle olur. Hem de istibdat zamanında bir batman itaat etmişsek, şimdi bin batman bağlılık ve bir olmamız şarttır. Elhasıl; anlaşmada kuvvet, birleşmede hayat var, kardeşlikte saadet var, hükümete bağlılıkta selamet var.”

Burada çok önemli tespitler vardır. Bölgenin sosyo -stratejik önemini gayet iyi bilmekteyiz. Bu milletin Kuzey’de Kafkaslardaki yürüyüşü bellidir. Güneydeki hâkim tavrı ortadadır. Balkanlardaki duruşunu tarih ortaya koymaktadır. Amaç nedir? Bu milletin şöyle veya böyle elini kolunu bağlamaktır. Gücünü kırmaktır. Burada sadece, bu milletin gücü kırılmak istenmiyor; ‘bütün orta kuşağın çökertilmesi söz konusudur.’ Mutlaka, bu milletin moral değerleri çok yüksek tutulmalıdır. Manevi iklimi/ dünyası zenginleştirilmelidir. Olaylara bakışı, daha net ve çıplak gözle görebilecek bilgiye, birikime getirilmelidir. Münevverimiz, aydınımız, ileri gelenimiz velhasıl aklı yetenimiz durmadan, duraksamadan gerçekleri ters yüz etmeden anlatmalıdır.

Yazarın Diğer Yazıları