Samimiyet, içerisinde bilumum güzellikleri taşıyan, insanın yüreğini ısıtan bir kavram...
Samimiyet, “samimi bir şekilde, içten, riyasız olarak, candan...”
Bizlerin en büyük üzüntüsü nedir, ‘samimiyeti istismar edenler...’
Samimi bir havada görünerek, ‘oyun içerisinde oyun kuranlar...’
Siyaseti bozanlarda bunlar, çarşı ve pazar ahlakını bozanlar da bunlar...
Gün gelir, ‘gururun ve kibirin infilakı...’ neticesinde hüsran getirir.
“İhanete, lanet!” şiirimizde şöyle diyoruz;
“Laneti” içinde taşır ihanet
“İnat!” safrasını atmaz kâinat
Şu âlemi merhamet çimlendirsin!
İkilik belâsına duyulmaz minnet...”
İçi ve dışı bir olmayanlara bizler nasıl, ‘minnet duyalım’
İnancımız, “aldatan bizden değildir!” diyor.
“Fitneyle Gelen Belâ!” şiirimizde şöyle sesleniriz,
“Aldatan dünyada bir sinsi oyun
Nefis çarkı döndükçe kurşun döker
Mazlumun üstüne kurulan toyun
Fitneyle gelen belâ nefret döker!”
İnancımız bizlere ısrarla, “fitneyi uyandırmayınız!” der. Ha, kötülükleri davet etmişsiniz, hâ, fitneyi uyandırmışsınız... Fitnenin verdiği tahribat o kadar büyük ki...
“Elini Kıracaksın!” şiirimizde şöyle deriz,
“Sana uzanan şer elini kıracaksın
Haçlı kafaları, bozuk akort gibidir!
Âlem-i İslâm, koca bir gülistan gibidir
Bir saf, yürekle kıyamda duracaksın!”
Saf durmak, ‘dağlar misali omuz omuza vermek’ ne anlamlı bir şey değil mi?
Bir olmada, beraber olmada, ‘rahmet vardır, şefkat ve merhamet vardır...’ Bütün bunların tecellileri, ‘huzur, güven, emniyet, istikrar vardır...’ İyiliği isteyen mutlaka iyilik/ veya güzellikler bulur.
“Söz Dinlemeyen” şiirimizden,
“Akıl danışmayan, söz dinlemeyen,
“Ben yaparım, olur!” diyen biçare
Yıkık, viraneye döner eserin,
Gün gelir, sözün olur; pare, pare!”
İnsanı koruyan, ‘vakarlı bir duruşu...’ olmalıdır. Erdemli/ veya ahlaklı/ veya hamiyetli bir duruş sergileyen kâmil insanlara hayranlığım vardır. Ama, ‘nefis duvarlarını yıkamayan bedbahtlar...’ sonları hüsranla neticelenir...
“Bir Bozan Olma!” şiirimizde şöyle deriz;
“Kurulu düzeni, bir bozan olma
Duruşun olsun, arabozan olma
Kahramanlar iz bırakır ardından;
Yüreksizle birlikte tozan olma!”
Ne güzel söylemişler, “Kişi arkadaşının yolu üzerinedir!”
Hz. Mevlana’nın ibreti âlem için veciz bir sözü vardır;
“Kimle gezdiğinize, kimle arkadaşlık ettiğinize dikkat edin.
Çünkü; Bülbül güle, karga çöplüğe götürür...”
Günümüzde, ‘bataklığa saplananları görüyorsunuz’ değil mi?
Doğru, dürüst, samimi, hamiyetli insanların, ‘alınları ak ve başları diktir...’
“Zan Kavramı...” üzerinde duralım.
“Zan, bazen kuruntu yığını
Zan, bazen kuşkular veya şüpheler
Zan, bazen yalanın kendisi...
Zan, bazen apaçık iftira!
Zan, bazen fitne ve fesata kapı...”
Bilge, insanı kâmillerin yolu, ‘zan üzerine inşa edilmez’
Zan, genellikle, iftira kapılarını açanların, kötü niyetlilerin tercih ettikleri yoldur.
“Kendini Ne Sanır!” şiirimizden,
“Her sabah bir kirli oyuna uyanır
Fitne mikrobunu taşıyan gafil
Nimete isyankâr, bölücü sefil
Her türlü melanetle kendini ne sanır?
Bu millet, gafilleri iyi tanır!”
Yazımızın başlığına, “Samimiyet Olmayınca!” dedik.
Samimiyet olmayınca, ‘ne ittifak, ne itimat ve ne de güvene dayalı duruş kalmaz’
Bizler, kaleminde ve kelamında sürekli, ‘sağduyu çağrısı’ olmuştur.
Sağduyu da, ‘insani bir duruş vardır’
Selâm ve muhabbetle